Türkiye, 20 Ocak tarihinde Zeytin Dalı Operasyonunu başlattı ve Afrin’i terör örgütü PKK/YPG/PYD ve DEAŞ’ın baskı ve zulmünden kurtarmaya karar verdi. Harekât, olanca hızı ile sürüyor. Türkiye’nin aktif dış politikasının bir sonucu olan bu harekât, aynı zaman da hem Türkiye’nin sınır güvenliğini sağlayacak hem de bu ülkenin siyasal ve askeri hinterlandını artıracak. Bu çerçevede Türk dış politikası, tarihinin en canlı dönemlerinden birini yaşıyor. NATO’nun en güçlü ordularında birisi olan Türk Ordusu, dünyanın farklı bölgelerinde Türkiye’nin savunmasını ve politik gücünü konsolide ediyor. Afrin, El-Bab, Kuzey Irak, İdlib, Cerablus, Azez, Somali veya Katar gibi dünyanın farklı yerlerinde Türk Ordusu bulunuyor. Artık Türkiye ve Türk Ordusu dünyanın farklı yerlerinde...

Tarihçi Bernard Lewis; “18. Yüzyıla gelindiğinde bir zamanlar Avrupa’yı dehşete düşüren Osmanlı Ordusu, kendi hükümdarlarından ve kendi halkından başka kimseyi korkutamıyordu” der. Çöküş döneminin sivil-ordu tablosu aşağı yukarı böyleydi. Küçük kırılmalarla beraber bu trajik tablo, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra hızla değişmeye başladı. Türk ordusu önce Fırat kalkanıyla Cerablus’a ardından da terörle mücadelemizin son halkası olan Afrin’e girdi. Bu asker-milletin dualarla uğurladığı bu ordu, destanlar yazmaya devam ediyor.

Bu çerçevede şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; CHP’nin sıklıkla müracaat ettiği ve dış politikasını bu motto üzerinden kurguladığı “Yurtta Sulh Cihan’da Sulh” deyişi artık yeterli değildir. Bu ülkenin banisi Mustafa Kemal tarafından söylenen “Yurtta Sulh Cihan’da Sulh” sözünün ne kadar anlamlı ve değerli olduğunu söylemeye bile gerek yok.

“Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” sözü ilk defa CHP Genel Başkanı olarak Mustafa Kemal’in 20 Nisan 1931’de seçim dolayısıyla millete beyannamesinde dile getirilmişti. “Cumhuriyet Halk Fırkasının müstakar umumî siyasetini şu kısa cümle açıkça ifadeye kâfidir zannederim: “Yurtta sulh, cihanda sulh için, çalışıyoruz.”

Yeni rejimin kuruluş döneminde bu söz oldukça gerekliydi. Bu ülke barış söylemi etrafında hem kendi birliğini tesis etmeye hem de dünya devletlerine mesaj vermeye çalışıyordu.

Ancak Türkiye düşman devletlerin ve terör örgütlerinin her gün bomba patlatmaya çalıştığı, roketler attığı bir dönemde bu sözü savunmak; gaflet, dalalet ve hatta hıyanettir.

“Sözde” barış isteyen, barışı savunan aydınlarımıza siyasetçilerimize hatırlatmak isterim; “İstiyorsan sulhu salah cenge hazır ol” diyen Yavuz Sultan Selim ne kadarda haklı. ülkeye yönelik tehditleri bertaraf etmeden demagoji yapmak, ülkenin bugününü ve geleceğini teröre ve kaosa teslim etmektir.

Barış istemek, barış diye bağırmak veya bizim Afrin’de ne işimizi var demek, barışa ihanettir. Ölümlere sessiz kalmaktır. Unutmayalım ki; barışı istiyorsak savaşa hazır olmalıyız.

Sİ vis pacem para bellum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624