Allah Teala, ölümü ve hayatı kimin daha güzel işler yapacağını denemek için yıpratıcı bir imtihan için yaratmıştır. Hayat her zaman sürprizlere gebedir. Her sürpriz insana ya büyük imkanlar ya da  içinde ateşten bir top sunmaktadır.

Başarı basamaklarında tek tek ilerleyen, fırsatları iyi değerlendiren, dünya mutluluğuna erip farkında olan her birey, bunca nimetlerin imtihan vesilesi olduğunu bilmelidir. Aksi takdirde vahyin belirttiği Karunlardan olma ihtimali yüksektir. O ki; Kassas suresi 78. ayetinde “ bunlar bana bendeki bir bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir” demiştir.

Her arayanın aradığını bulması, istediği ne ise bilmesi ile mümkündür. Hayali büyük olan da hayali doğrultusunda gayret vermelidir. Ödüllerle ya da mutlulukla başarının tadını tatmış her birey “neden ben?” diye sormazken, başarısızlıklarında ve mutsuzluklarında “neden ben?” demektedir.

50 yaşında AIDS hastalığı yüzünden hayatı sonlanan ünlü tenisçi Arthur Ashe, hayranlarından gelen “Tanrı neden bu kötü hastalık için seni seçti?” sorusuna tarihe iz bırakacak sözlerle cevap vermiştir.

"Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir, 500 bini profesyonel tenisi öğrenir, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50'si Wimbledon'a kadar gelir, 4'ü yarı finale, 2'si finale kalır.

Başarının kendisine ait olduğunu düşünen insanoğlu kimseyle başarısını paylaşmak istemez. Lakin başarısızlıkları için bin bir mazereti vardır. Devamında söyleyecekleri de kulaklara küpe misalidir;

“Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı'ya 'Neden ben?' diye hiç sormadım.

Ve bugün sancı çekerken, Tanrı'ya 'Niye ben?' mi demeliyim?”

Mutluluk insanı tatlı yapar. Zorluklar güçlü yapar. Hüzün ise insan yapar. Yenilgi mütevazi yapar. Başarı insanı ışıldatır. Ama yalnız Tanrı, yolumuza devam etmemizi sağlar.

Tanrı'ya asla 'Niye ben?' diye sormayın... Ne olacaksa olacak. O'nun kendine has usulleri vardır. Her şey kendi iyiliği için olur. İnancınızı koruyun..."

Yaşananlara güzel bakmak çoğunlukla mutlu olmanın sonucudur. İmtihanı ile barışık olmayan daima bardağın boş yerini görecektir.

Güçlü olmak zorlukların getirisi iken insan olmak da zorluklar karşısında takılan tavırların sonucudur. Her zaman kazanan, kaybetmenin acısını tatmayan alçak gönüllü olamaz. Başarı altın kafeste sunulan kadeh gibidir. İçki bardakta durduğu gibi durmaz.

Başarı sarhoşluğu ise insanı insanlıktan çıkarabilir. Asıl olan ise; Rahman’ın verdiği imkanları görerek, teşekkür ederek yola devam edebilmektir.

Elden gittikten sonra anlaşılan en büyük nimet maddi sağlık ve manevi güvendir. Sağlığı ve güveni olmayan ne kadar isteği ve gayreti olsa da hareket edememektedir. Zira hareket sağlıklı bir bedenle ve güvenle mümkündür.

Elden giden imkanlar bir daha geri dönmezken, eldeyken de kıymeti bilinmemektedir. Hakkı verilmeyen her nimet de kaybedilmeye mahkumdur.

Verilen nimetlerin farkında olmayıp nankörlük yapmanın cezası elbette olacaktır. Geçmiş mazi, gelecek ise kaçınılmazdır. Anda bunu fark etmeyenin gelecekte görmesi de mümkün değildir.

Cenneti bir hayatın zıddı olan cehennemi hayat da bu dünyadadır. Başarı ve güven bir inancın ürünüdür. İç huzurun yakalanması ise asıl başarıdır. Şuan iç huzuru yakalayamayan, altın kafesle sunulan başarı anında da sarhoş olup insanlıktan da çıkabilecektir.

Alemlerin sahibi hiç kimseye muhtaç değildir. Her kim ne yaparsa kendisi için yapmaktadır. Hiç kimseye ne yakın olan şuan da ne de gelecekte haksızlık yapılmayacaktır.

Gayret edip mücadelesini doğru yapana Rahman yeni yollarla önünü açacaktır. Şüphesiz Allah, Ankebut suresi son ayetinde buyurduğu gibi; “iyi ve yararlı işleri en güzel şekilde yapanlarla beraberdir…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.