Başbakana Duyuramadıklarım

Mehmet Alkış 25.01.2013 01:00:00


 

Geçen Cumartesi Gaziantep'te “Başbakanın katılımıyla yapılacak Sivil Toplum Kuruluşları İstişare Toplantısına” konuşmacı olarak davet edildim. Katılımcılığın bir yansıması olarak yapılan toplantı olumlu bir girişimdi. Yaklaşık beş yüz kişinin katıldığı ve çok sayıda konuşmanın yapıldığı toplantı, belki daha dar tutulsa ve fikir beyan edeceklere öncelik verilseydi amacına daha çok ulaşmış olabilirdi.  

Bizim kültürümüzde Sivil Toplumun Temsilcilerinin; Devlete ve halka yol gösteren, ısrarla doğruları dillendiren, gerektiğinde muhalefet etmekten ve bunun için bedel ödemekten kaçınmayan bir yaklaşıma sahip olduklarını sayısız örneklerinden biliyoruz.

Bu çerçevede; yol gösterici, uyarıcı, kısmen eleştirel, en önemlisi somut öneriler içeren bir yaklaşımla hazırladığım konuşmamı zaman darlığından tamamlama imkânı bulamadım. Başbakanın; konuşmacıların kendilerini anlattıklarını, soru ve öneri getirmediklerini ve zamanın ilerlediği gibi serzenişlerde bulunduğu bir ortamın azizliğine uğradım. Düşünce ve önerilerimi duyuramadım.

Bu sütunda daha önce ele aldığım Kürt Meselesi ile ilgili bölümü “Muhatapsız Çözüm”ün de mümkün olduğunu hatırlatarak atlıyor ve konuşmamın geri kalan kısmını özetleyerek aşağıya alıyorum:

Eğitim Öğretim

Eğitim-öğretimle ilgili bizde ve dünyada yaygın biçimde işletilen mevcut modern sistemin, seküler değerlere bağımlı zihinler yetiştirmekten öte bir işlevi neredeyse kalmamıştır. Bu nedenle Batıda duyarlı beyinler başta olmak üzere alternatif eğitim-öğretimle ilgili arayışlar giderek artmaktadır. Konuyla ilgili sahip olduğumuz muazzam birikimden ve tecrübeden yararlanarak çoğulcu bir model geliştirebiliriz. Özgüven sahibi, kompleks taşımayan, bağımsız ve önyargısız zihinlerle bunu ortaya koyabiliriz.

Bu çerçevede somut hazırlıklarını yürüttüğümüz ve bütün eğitim-öğretim kademelerini kapsayan kapsamlı bir projenin hazırlıklarını sürdürüyoruz. Bu alanda Somut bir öneride bulunabilecek bir çalışma içinde olduğumuzu bu vesileyle bildirmek isterim.

Müslümanların Hakları  

Diğer kesimlerin de haklarını güvence altına almakla yükümlü olan ve büyük mağduriyetlere muhatap olan Müslümanların Hakları konusu unutulmuşluğa terk edilmiş adeta. Mağduriyet yaşamış diğer kesimlerin hakları ile ilgili olarak şimdiye kadar İktidar ve sivil toplum tarafından çeşitli çalışmalar yürütüldü. Ama Müslümanların Hakları konusunda kayda değer bir çalışma yapıldığına, hatta gündeme getirildiğine neredeyse şahit olmadık. Bu, elbette büyük bir eksiklik ve ihmaldir.

Din, Siyaset, Hukuk, Eğitim, Sosyal Hayat, Ekonomi ve benzeri alanlarla ilgili önerilerimizin Yeni Anayasa çalışmalarına yansıtılması gerektiğine inanıyorum.

Sermaye ile İlişkiler

Siyasetin maddi gücü olanlar tarafından yönlendirilebilmesi, tabanın ve maddi gücü sınırlı olanların etkili olamaması gibi nedenler; güvenilirliği ve kaliteyi olumsuz etkilemektedir. Siyasetin elit bir kesimin çıkarları doğrultusunda şekillendiği intibaını uyandırmakta ve rahatsızlık kaynağı olmaktadır.

Toplumun dikkatle izlediği siyasetçilerin lüks, İsraf, ihtiyaç fazlası tüketimi meşrulaştırıcı davranışlarda bulunması veya bunu bir üstünlük aracı olarak kullanmak isteyenlerle ortak karelerde yer almaları adalet beklentisi içindeki kitleleri hayal kırıklığına itmektedir. Sınıflı toplum özentisinin yaygınlaşmasına; ahlakın, erdemin geri plana ötelenmesine yol açmaktadır. Bu konuda olumlu örneklerin çoğalmasına her bakımdan şiddetle ihtiyaç bulunmaktadır.

Bizim geleneğimizde tüccar aynı zamanda manevi değerleri, kültürü, dayanışmayı, yardımlaşmayı, eğitimi ve ilmi yayan ve kazançlarını bu alanlarda da harcayandır. Örneğin, zamanında Uzak Doğuya İslam'ın yayılması ticaret erbabı eliyle olmuştur. Sadece kâr amaçlı bir ekonomik faaliyet, vahşi kapitalizmin sömürgeci mantığının gelişmesine yol açar.

Suriye ile ilişkilerin gelişmesinden büyük kazançlar sağlayan iş çevrelerinin, bu ülkede meydana gelen trajedinin hafifletilmesinde öncülük etmemeleri, umursamaz davranmaları düşündürücüdür. Ekonomik faaliyet yürütenlerin, diğer alanlarda sorumluluklarını ihmal etmemeleri önemlidir.

Şehircilik ve Gaziantep'in Sorunları

Çarpık şehirlerimizin köklü değişimlere hazırlandığı bir dönemde bir şehircilik felsefesine ihtiyaç olduğu ve şehirlerin kentsel rant yerine insanı ön plana çıkaran bir yaklaşımla ele alınması gerektiği ortadadır. Bunun için neoliberal politikaların insanı arka plana iten yaklaşımı yerine geleneksel şehirlerimizin insanı, komşuluğu, dayanışmayı, yardımlaşmayı esas alan; sınıflaşmayı, bencilliği, duyarsızlığı reddeden tasavvuruna yönelmeliyiz. Bunun için alternatif ve geleneksel mimarinin şehirlerimize yeni bir yön vermesi için çalışmalar yürütülmelidir.

Herkesin sağlıklı bir konuta sahip olmasını kolaylaştırıcı politikaların hayata geçirilmesi sosyal bir görevdir. Gaziantep örneğinden baktığımız zaman konut bedellerinin yüksek seyretmesi nedeniyle bunun sağlanamadığına şahit oluyoruz. 100.000-150.000 TL arasında maliyete sahip olan bir daire 500.000-1.000.000 TL ve daha yüksek meblağlarla satışa sunulmaktadır. Bunun nedeni, ihtiyaç duyulduğu oranda ve ucuzlukta arsa üretilmemesidir. Şehrin tabii eklentileri olan alanlar yıllardan beri yapılaşmaya açılmamakta, buna karşılık, şehirden kopuk bir takım alanlara şehrin kaydırılması teşvik edilmektedir.

Konut maliyetlerinin bu denli yüksek olması varlıklı kesim ile dar gelirlilerin birbirinden uzaklaşmasına, dayanışma, yardımlaşma, komşuluk gibi toplumu yakınlaştıran ilişkilerin zayıflamasına yol açmaktadır. Sosyal denetimi sağlayan mahalle kültürünün kaybolmasına sebebiyet vermektedir.

Gaziantep'te tarihi yapıların yeniden şehre kazandırılması kapsamında yürütülen çalışmalar memnuniyet verici bir düzeye ulaşmıştır. Ancak restore edilen tarihi yapıların içkili mekanlara dönüştürülmesi ve yalnız İslam öncesi dönemlerin öne çıkarılarak bir şehir kimliği oluşturulması bir takım şüpheleri çağrıştırmaktadır. 

Son olarak şunu ifade etmeden geçemeyeceğim. Gaziantep; komşu ve doğu illerinden aldığı nüfus ve sermaye göçü sayesinde büyük metropoller arasına girmiş, önemli bir sanayi ve ticaret merkezi haline gelmiştir. Buna rağmen bir kesimin hala şehir milliyetçiliği üzerinden rant sağlaması, sonradan bu şehre yerleşenlerin şehir yönetiminden uzak tutulması, toplumsal dengeleri sarsan bir ayrımcılık olarak değerlendirilmektedir.

 

 

 

 


Etiketler: