Güncelleme meselesinin önemli bir boyutunu, bugün her bakımdan dikkate değer bir bilgi birikimi sağlamış ve medeniyet kurmuş olan Batı dünyası ile sağlıklı ilişkiler kurmak oluşturmaktadır.

Bu konuda iki sağlıksız tavırdan birisi, yenilginin de öfkesiyle Batı birikimine sırtını dönmektir. Bu, gerçekleri görmezden gelmeden başka bir anlam taşımayacaktır. İkincisi de, Batı’ya tamamen öykünmeci bir şekilde yaklaşan tavırdır. Doğrusu birinci tavrı gösterenler, sürekli kapalı evrende yaşama tavrı göstermektedirler. Zaten öykünmecileri biliyoruz. Onlar, Batı’nın her şeyini buraya tercüme etmek ve uygulamaya sokmakla kendilerini görünür kılmaya çalışıyorlar.

Peki Batı ile nasıl bir ilişki kurmak gerekiyor? Bu sorunun cevabı son derece açık ve net; Batı’daki tüm birikimleri kritik ederek almak ve değerlendirmek. Bu cevabı daha iyi açabilmek adına şu birkaç hususu dile getirelim.

Bir kere İslam düşüncesi geçmişte bir noktadan sonra kendisini tekrar etmeye başlamıştır. Bu tekrarlar sırasında Batı’da bir bilgi birikimi oluşmuştur. Şöyle düşünelim; Osmanlı’nın kuruluş tarihi 1299 yani 14. Yüzyılın başı diyebiliriz. Aslında Batı’da Rönesans’ın çoktan başladığı bir zaman dilimi. Müslümanlar Endülüs’ten 1490’lardan sonra etkilerini kaybediyor. Batı dünyası Endülüs’ten ciddi birikimler almış. Tüm bunlar üzerine fizik ve daha sonra sosyal bilimlerde gelişmeler yaşanıyor.

Batı’daki bu birikimlerin tümüyle kritik edilmesi gerekiyor. Şimdiye kadar Batı ile karşılaşmamızda açıkçası ilk başta bir hayranlık ve öteleme tavrı hakimdi. Şimdi ise, soğukkanlılıkla bu birikimlere yaklaşma vakti gelmiştir. Batı’da modern zamanlarda kurucu filozoflar, sosyal bilimciler ve düşünürler yetişmiştir. Bunlar, tezler öne sürmüşlerdir ki, tezleri dünyayı bir başka yaşama biçimi üzerine kuruludur. Eğer sizin farklı bir iddianız varsa-ki olmalıdır- bu durumda o dilde (yani felsefenin ve sosyal bilimlerin diliyle yani bilim diliyle) cevap üretmek ve kritik yapmak zorundasınız. Yani Descartes, Kant, Hegel, Heidegger vb. bu sebeple kritik edilmeyi beklemektedir.

Kritik etmede temel yaklaşım; hakikate ulaşmak olacaktır elbette. Doğrusu bu konuda Aliya İzzet Begoviç’in meşhur çalışması Doğu ve Batı Arasında İslam’da verdiği örnek oldukça ufuk açıcıdır. O, bir Müslümanın sosyalizme tamamen reddiyeci bir tutum takınmasının, aslında İslam’ın da bir kısmını reddetmek demeye geleceğini belirtir. Bu anlamda, sosyalizmin ortaya koyduğu kavramlar ve itiraz ettiği şeylere Müslüman bilim adamlarının dikkat etmeleri gerekir. Meselâ; emeğin değeri, kapitalizme eleştiri anlamında sosyalizmin takdir edilecek ve geliştirilecek boyutları bulunmaktadır. Bu, aynı zamanda farklı görüşten insanlarla nasıl birliktelikler geliştireceğimiz ve tartışmalar yapabileceğimiz konusunda bize bir fikir vermektedir. Hiç şüphesiz bu sadece sosyalizm için değil, muhafazakarlık, liberalizm vb. tüm ideoloji, düşünce ve yaklaşımlar için de geçerlidir. Şunu itiraf etmek lazımdır ki, İslam dünyası ve düşüncesinde sol kadar kapitalizme bilimsel eleştiri yapılmamıştır.

Pareto, toplumları yöneten şeyin duygular ve önyargı anlamında inançlar olduğunu söylemektedir. Maalesef ben de İslam dünyasında, düşünce üretiminde bulunması gereken sorumlu insanlarda bile bu tavrı görmekte ve üzülmekteyim.

Şunu açık ve net söyleyeyim ki, batı düşüncesi ile yüzleşmeden ve kritik etmeden islam düşünce ve dolayısıyla dünyasının yol alması söz konusu bile değildir. Tembelliği ve ezber söylemleri yükselterek, sorumluluğu kendi üzerinden atmaya çalışanlar, mevcut durumunu ezilmişlik söylemi üzerinden meşrulaştırmaya çalışanlar, artık bilmelidir ki açığa çıkmışlardır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.