Suriye savaşı duracak gibi olunca savaş baronları yeniden harekete geçiverdiler. Yedi yıldır yiten milyon canlar, hesapsız kanlar, annelerin feryatları, çocukların çığlıkları onların umurunda değil. Güce ve dolayısıyla parya tapan küresel emperyalistler için savaş, en verimli geçim kaynağıdır. Başka bir deyimle savaş, zalimler için altın yumurtlayan tavuktur. Tavuk altın yumurtladıkça onlar tavuğu, yani savaşı beslemeye devam edeceklerdir.

Özellikle son bir asırda, küresel emperyalistlerin doymak bilmez tamahları sonucu, bu bacasız endüstri adeta kudurmuştur. Tabi savaş endüstrisinde fabrika bacası olmasa da bacalara rahmet okutacak, bombardıman, barut ve gaz dumanları var... İrili ufaklı milyonlarca namludan, kesintisiz barut dumanları püskürüyor... Nice top ve tankların namluları, fabrika bacalarından daha dehşet…

Savaş endüstrisi devam etmeli ki küresel emperyalistler, onlarca tarafa hesapsız silahlar satmaya devam etsinler. Her kes biliyor ki, İslam diyarında, anarşi, terör kavga ve savaşlar kızıştıkça, silah alımları katlanarak devam ediyor.

Savaş endüstrisi devam etmeli ki, emperyalist zalimler, mazlumları kurtarmak için yaptıkları cansiperane fedakârlıklar ve emekler karşılığın da İslam diyarının petrollerini ve diğer enerji kaynakları, yer altı ve yer üstü zenginliklerine onlarca yıl daha ipotek koyabilsinler.     

Savaş endüstrisi devam etmeli ki İslam diyarı, emperyalist zalimlerin icat ettikleri silahlarının reklamını yapmak için poligon olarak kullanılmaya devam etsin. Kobay olarak gördükleri mazlum bedenler üzerinde yeni nesil kimyasal gazların ve silahların denemeleri devam etsin.

Savaş endüstrisi devam etmeli ki, toz duman ve kargaşa içinde, organ mafyası daha rahat iş görsün. Ölü sağ fark etmez yeter ki iz kalmasın. Bombalar, füzeler, uçaklar, mayınlar vs. savaş homurtuları ve dumanları, izleri silsin. Savaş zaman ve mekânları bu vb. cürümler için en mümbit ortamlardır. Kim bilir kaç on yıllar sonra ortaya çıkacak… Hangi karanlık odaklar, kaç mazlum çocuğun, gencin, kadının, erkeğin; hangi organlarını yağmaladılar.

Savaş devam etmeli ki çocuk mafyası, daha çok çocuğu ticaretine malzeme yapsın. Sulh ortamında dahi nice çocukların kaçırılarak değişik vahşi emellere alet edildiği bilinmektedir. Ortalığın toz duman olduğu savaş zamanlarının, bu vahşete kat kat artıracağı tartışılmazdır.

Savaş devam etmeli ki fuhuş mafyası daha hızlı çalışsın, servetlerine servetler katsın. Kimi mazlum kadınlar çocuklarının hayati ihtiyaçlarını gidermek için başka çıkar yol bulamadığından bilerek veya bilmeyerek bu uçuruma düşsün... Kimisi de mafyanın tuzaklarına takılıp iradesi dışında bu kirli işin içine yuvarlanıversin. Bu vahşi ve insanlık dışı işleri normal zamanlarda zevkle yapan caniler, savaş zamanlarında ne yapmaz ki…

Savaş endüstrisi devam etmeli ki uyuşturucu mafyası rahatlasın. Kurt puslu havayı sever. Bakmayın mafya falan sözlerine, nice devletler! Böylesi karanlık yollardan karanlık servetler ediniyorlar. Gücü elinde bulunduran devletlere kim hesap sorabilir ki. Bu konuda kendilerini dünyanın veya bölgelerinin efendisi görenler en başta gelir…

Yıllardır Afganistan, Pakistan gibi savaş alanı olan diyarlar, uyuşturucu üretiminin de en zengin kaynağıdırlar. Bu bir rastlantı olabilir mi? bizim ülkemizin doğu illerinde değil savaş, terör dahi uyuşturucu sektörüne ne kadar hizmet etti. Hala her yıl bahar aylarında binlerce hektar alanda ekilen uyuşturucular imha ediliyor. Tabi bu, tespit edilen kısmıdır. Ya tespit edil(e)meyen?...

Savaş endüstrisi daha çok ilaç, tıbbi ve medikal malzeme satışı da demek. Ne kadar çok yaralı o kadar daha çok ilaç ve tıbbi ve medikal malzeme demek… Ne kadar kol ve bacakları kopan, gözleri fırlayan insan olursa o kadar daha çok protez; kol, bacak ve göz satışı demektir. Bu da sektörle uğraşan şirketlerin servetlerini katlamaları demektir. Bir protez kol veya bacağın 30-100 bin TL arası değiştiğini düşünürsek… Bir asra yakındır kaç milyon kolsuz, bacaksız oluştu dersiniz…

Savaş demek, daha çok demir, çimento, yapı ve altyapı malzemeleri sarfiyatı da demek. Bir düşünün hele, şehirler hatta ülkeler dümdüz ediliyor. Ne deprem, ne heyelan ne de başka bir felaket bu kadar yıkıcı olabilir. Gazze savaşında şehrin havdan çekilen fotoğraflarını hatırlayın… Halep, Hama, Humus, Yemen, Libya, Bağdat, Halepçe, Felluce, Anbar, Ğuta vb. yerleri de gördük… Kim bilir daha nice yerler göreceğiz. “Taş üstünde taş, gövde üstünde baş kalmamış” diyarlar… Şunu da unutmayalım ki tüm bu cürümler; yıllardır bize muasır medeniyet diye yutturulan, çağdaş! özgür! hümanist! Batıya aittir. İyi tanıyın ve tanıtın… Selam… Dua…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.