Küresel güç denklemi yeniden kurulurken ülke liderlerinden Türkiye’nin önemini ortaya koyan sözler gelmeye devam ediyor. Geçen haftaki yazımda Venezüela Devlet Başkanı Maduro’nun“Türkiye'ye geldik çünkü Türkiye'ye inanıyoruz. Yeni bir gücün doğduğunu biliyoruz"sözlerine değinmiştim. Ardından geçen hafta ABD Başkanı Trump ile görüşen Yunanistan Başbakanı AleksisÇipras“Türkiye'nin Avrupa yolunu destekliyoruz. Bölgesel bir güç olarak Türkiye'ye saygı duyuyoruz” dedi.Yine geçen hafta TRT World’ün programına katılmak üzere Türkiye’ye gelen İspanya eski Başbakanı Zapatero, "Dünyanın geri kalanının geleceği Türkiye'ye bağlı."Sözleriyle küresel istikrar ve barış için Türkiye'nin önemine değindi. Hatırlarsınız, geçmiş yazılarımda da değinmiştim. Fransa Cumhurbaşkanı olmak için Başbakanlık görevinden istifa eden Manuel Valls"Rusya'nın Vladimir Putin'ine, ABD'nin Donald Trump'ına,  Türkiye'nin Recep Tayyip Erdoğan'ına ve Çin'in ŞiCinping'ine karşı, değerlerine sıkı sıkıya bağlı, bağımsız bir Fransa istiyorum." demişti.

Türkiye son yıllarda yukarda değindiğim ülke liderlerinin de belirttiği üzere gerek bölgesinde gerekse küresel çapta önemli bir güç haline geldi. Küresel güç dağılımının yeniden şekillendiği günümüzde hegemonik geçiş sürecinde Türkiye kritik bir noktada bulunuyor.Hegemonik geçiş zamana yayılarak ekonomik, diplomatik, teknolojik, siyasi ve askeri olarak farklı cephelerden yürütülen bir güç mücadelesi içerisinde devam ediyor.

ABD kendi içinde küreselci-milliyetçi cepheler olarak güç mücadelesine girmesinin ardından küresel hegemonik gücü zayıflayama başlamış Rusya’nın Gürcistan ve ardından Ukrayna ve Suriye’ye girmesiyle beraber ikinci bir hegemon güç ortaya çıkmıştır. Ancak bu süreçte Türkiye’nin Rus uçağını vurmasıyla beraber yeni bir dönem başlamış çift kutuplu bir dönemden çok kutuplu bir döneme geçilmiştir. Eski yazılarımda da bahsettiğim bu konuyu Venezüela Devlet Başkanı Maduro “Biz çok merkezli ve çok kutuplu bir dünyanın kurulacağından eminiz” sözleriyle dile getirmişti. Türkiye bu iddiasını 2008 yılında “Hedef 2023” projesiyle ilan etmişti.

Zirveye çıkmak zordur ama zirvede kalmak daha zordur. Çünkü yukarısı çok dardır. Zirvede kalmak için sadece ekonomik, askeri, teknolojik açıdan güçlü olmak yetmez. Tarihi, kültürel ve siyasi irade gibi etkenler de önemlidir. Bugün ABD’ye baktığımızda 241 yıllık bir tarihi geçmişe dayanırken Türkiye’nin Kara Kuvvetlerinin kuruluş tarihi olarak, Büyük Hun İmparatoru Mete Han’ın tahta çıkış tarihi olan M.Ö. 209 yılı esas alınmıştır. Siyasi krizler ülkeleri iç krizlere soktuğu gibi uluslararası ilişkilerde de zayıflatmaktadır. Türkiye’de milletimizin arasında çeşitli konularda nifak sokulmaya çalışmalarının sebebi de Türkiye’nin son dönemde başarılı bir dış politika yürütmesidir.

Yukarıdaki sözler Türkiye’nin gücünün farkında olan liderlere ait. O halde biz de millet olarak gücümüzün farkında olmalıyız ve daha güçlü olmak için daha çok çalışmalıyız.

Daha güçlü olmak için çalışmalıyız demişken, geçen hafta MHP lideri Devlet Bahçeli’nin konuşmasındaki dikkatimi çeken noktalar üzerinden devam edeceğim. Bahçeli,salı günkü grup toplantısında yaptığı konuşmada “1981 yılında 19 olan üniversite sayısı ise bugün 183’ü bulmuştur. Ama nitelik sorunlarına çözüm getirilememiş, sistem arayışları kesilmemiş, üniversite kapılarındaki yığılmaya çözüm bulunamamıştır. 1 milyon kişi başına düşen üniversite sayısı Türkiye’de 2,1 iken; bu sayı ABD, Rusya, Danimarka, Malezya, Polonya, İsviçre ve Norveç’te 10’u geçmiştir. Türkiye kaynaklı bilimsel yayınların sayısı yıllar itibariyle artsa da, atıf sayıları aynı oranda artmamış, dolayısıyla yayın başına düşen atıf sayısı düşmüştür. Kısaca bu tablo, bilimsel yayınların kalitesinde bir sorun olduğuna somut bir delildir. Dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girmeyi hedef olarak belirlemiş bir Türkiye’nin, mevcut bu soruna çareler bulması zorunluluktur.” dedi.Eski yazılarımda değindiğim bu hususa son dönemde iktidar partisiyle ortak hareket eden bir muhalefet partisinin dikkat çekmesi önemliydi. Çünkü artık eski Türkiye değiliz ve olamayız. Daha güçlü olmak için eksiklerimizi görerek bu eksiklerimizi gidermeye çalışmalıyız.

Daha güçlü olmak istiyorsak başta ekonomik olarak güçlenmemiz gerekli. Ekonomik olarak güçlenmek için yüksek katma değerli üretime geçmeli bunun için ise teknolojik yatırımları artırmalıyız. Teknolojik yatırımların artması için Ar-Ge ve İnovasyona daha fazla yatırım yapmalı,bunun için ise bilimsel çalışmalarımızı artırmalı ve gençlerimizi bu doğrultuda yetiştirmeliyiz. Akademik çalışmalarda kopyala yapıştır formatından çıkıp özgün, milli ve yeni bilimsel çalışmalar ortaya koymalıyız.

Bunun için ise yükseköğretime daha öncesinde de orta öğretim sistemine geçiş sistemsizliğini çözmemiz gerekli.MHP lideri Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında yaptığı konuşmada da belirttiği üzere “Gelin üniversite sınavını tamamen kaldıralım. Gelin lisans, yüksek lisans, doktora eğitimlerinin önündeki bariyerleri birer birer yıkalım.” teklifi önemli.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.