“Bedelli” meselesine de “kalıp yargılar” etrafında bakmadık hiç…

Bunun bir ihtiyaç olarak ortaya çıktığını söyledik; nasıl ki “yurt dışında çalışanlar” için bir “zaruret” ise, buradakiler için de öyle...

Hep böyle yazdık…

Bu görüşü savunduk, tıpkı hem önce Sayın Başbakan’ın hem de son olarak Sayın Cumhurbaşkanı’nın dikkat çektiği gibi…

Bir “ihtiyaç”.

Aslında…

“Bedelli”yi de ortadan kaldıracak çözümler var…

Malûm,  “cephede savaş, teröristle çatışma” artık profesyonel askerlerimizin işi.

Bu alanlarda,  “6 ve 12 aylıklar” görev yapmıyor.

Geri hizmetler için de yeterince “yedek subay”ımız var…

Bir de, meslek yüksek okulu mezunları için -tercih ve sınava bağlı-  “yedek astsubaylık” uygulamasına geçersin mesela, çözüm çok.

“Her Türk Asker Doğar” diyorsan ve her Türk evlâdı o üniformayı giymeli, atış yapmalıysa…

Yirmi ile otuz yaş arasındaki herhangi bir vakit diliminde, bir aylık “mecburi eğitim”e alırsın vatan evlâdını…

Üniformasını giyer, atışını yapar, soğan doğramaz, çay taşımaz…

 “Bol eğitimli, bol atışlı” bir aylık mecburî askerlik uygulaması çok daha yararlı olabilir, her sağlıklı Türk erkeği attığını vurabilir böylece.

Çözüm çok yani…

“Tek tip”çilik çözüm değil, nice memleket evlâdını  GBT takipleriyle korkutmak çözüm değil.

Herkes eşit yapacaksa, böyle “bir aylık” eğitim yeter, her ‘Asker Doğan’a…

Efendim…

Sayın Başbakan’dan sonra, Sayın Cumhurbaşkanı da “Bedelli Askerlik” uygulamasının gündemde olduğunu belirtti ya…

İyi oldu.

Bu arada…

Bu ihtiyaca dikkat çektiğimizde,  yaygın ağızları ve paslı kalemlerini uzatarak,  “Bedelli İşi FETÖ Tezgâhı” diyenler…

Yani…

Böyle diyen -sözde- “Reis Hayranları…”

Bakalım, şimdi ne diyecekler?..

Merak bu ya, tâkip ederim…

Belki de…

“Ama bu başkaaaa” dan  bir yol bulurlar…

Belki de…

Hiç çamur atmamışçasına…

“Bedelli bir ihtiyaç, tam da ‘Reis’in işaret ettiği gibi!” derler…

Bugün böyle, yarın öyle…

Her devrin adamları, her devrin kadınları…

“Gelene ağam, gidene paşam!”

Allah bunların eline düşürmesin hiçbir memleket evlâdını!..

------------------------------

24 Haziran… Soğukkanlı Seçmen!..

FOTOLAR: muharrem ve sandık

Karabük, Safranbolu, Kastamonu hattındaki nabız turumuzda bir beyefendi dedi ki;

“24 Haziran’da kararlarımızı verirken asla duygusal davranmayacağız.

Milletimizin, ülkemizin ve ailemizin çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapacağız…

Birer  ‘Soğukkanlı Seçmen’  gibi davranacağız.”

x

Buradaki “Soğukkanlı Seçmen” ifadesi önemli.

Benim de gördüğüm o…

“Şedit Muhalifler” haricindeki  vatandaşlarımız son derece soğukkanlı…

Sandığa gidecek ve sakin sakin oy kullanacaklar.

“Seçim Süreci”nin düşük yoğunluklu geçmesinin öncelikli sebebi budur belki de…

 “Vatandaştaki sükûn”

Evet…

 “Erken Seçim” kararının ilân edilmesinden bu yana, bundan evvelkilerden çok daha farklı bir “atmosfer” içinde olduğumuzu hep birlikte görüyoruz.

Kimileri, bu süreçte “heyecanın çok düşük olduğunu, o bilindik seçim havasının bir türlü yakalanamadığını” dile getiriyor, şikayetçi tavırlarla…

Bilhassa “klâsik” AK Parti Seçmeni’nden,  bu durumun endişe verici olduğuna dair değerlendirmeler işitiyoruz.

“Müzmin” AK Parti ve bilhassa da Erdoğan karşıtları ise, bu tabloyu “iktidar cenahı”ndaki “tükenmişliğin” işareti olarak görüyorlar.

İktidar ne yapsa olmuyormuş…

Gündem belirlemek için ne kadar çaba sarf ederse etsin, sonuç alamıyormuş.

Her iki kesimden de tabloyu “7 Haziran Öncesi”ne benzetenler var.

Ben ise, tıpkı Batı Karadeniz Turu’nda karşıma çıkan “Soğukkanlı Seçmen” gibi düşünüyorum…

Vatandaş sakin ve şuurlu.

Ne yapacağını biliyor onun için de fazla germiyor ve gerilmiyor.

Zor bir seçim, “sonucu etkileyebilecek” birçok faktör var ama…

Öyle bir kanaat yerleşiyor ki gezip dolaştıkça…

Vatandaş bu seçimde, “başını sıkıntıya sokma ihtimali en düşük olan” hangi aday ve hangi partiyse onlarda karar kılacak.

Tam da bu noktada,

“Müzmin Erdoğan Karşıtları”nın bu seçim kampanyasında da çok büyük “taktik hataları” yaptıklarını ifade etmeliyim.

Özellikle Muharrem İnce, çok gaza geldi.

Kemal Kılıçdaroğlu’ndan çok daha etkili, çok daha sıkı bir muhalif” olduğunu gösterebilme “endişesinden” dolayı çok “şedit” bir görüntü arz etti.

Kendisi gibi düşünmeyenleri sürekli olarak “tehdit” etti, sürekli olarak “tezyif ve tahkir”lerle öne çıktı.

Kemal Kılıçdaroğlu tarafından bile “tekzip” edilmesine yol açacak kadar vahim “iftiralara” yöneldi.

Toplumun en az yüzde ellisi tarafından benimsenen ve milyonlarla arasında büyük bir “duygusal” bağ bulunan Recep Tayyip Erdoğan’ı “hakaretlerle” hedef aldı.

Böyle yaparak, adeta  “rakibine” çalıştı.

Bazı medya “hergeleleri”nin gazıyla, şiddetini iyice arttırdı.

Ve sonuçta…

“Allah bunların eline düşürmesin, bir başa gelirlerse, 27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat dönemlerini ararız!” diyen geniş kitlelerin kanaatlerini pekiştirdi.

Önümüzdeki süreçte “gerilimin” düşmesini arzu eden milyonlara, “Siz gerilim neymiş, kamplaşma neymiş, Gezi Ruhu neymiş, bir iktidar olalım, hepiniz görürsünüz!” -örtük- mesajını verdi.

Aralara serpiştirdiği “namaz, niyaz, huzur, hoşgörü, şirinlik” gösterileri bu tabloyu elbette değiştirmedi.

Muharrem İnce, CHP zihniyetinden çok çekmiş olan milyonların “endişelerini” ortadan kaldırmak bir yana…

Bu endişeleri katlayan bir hal içinde oldu kampanya boyunca.

“Muhalefet Bloğu”nun diğer adayları bu kanaatin pekişmesine hizmet etti aslında…

İyi Parti, HDP ve Saadet adaylarının propagandalarında ana omurga “Erdoğan’ı yıkma” arzusuydu.

Hiçbiri “tez” olamadı adayların…

“Antitez” olmaktan, daha doğrusu, “AntiErdoğan Cephesi”nin unsurları olmaktan öteye gidemedi hiçbiri.

Saadet’in Adayı,  “Erdoğan’ı yıkmak için Abdullah Gül’e bile razıyım!” mânâsına gelen büyük strateji hatasıyla  işi baştan kaybetti.

İyi Parti’nin Adayı, bu oyunu bozdu ama “Erdoğan’a Kızgınlık”tan öteye bir hava veremedi seçmene.

“Bir Kısım Medya” rüzgârı ile bir esti, gürledi, o kadar.

HDP’nin Adayı ise…

“Allah bunların eline düşürmesin!” diyen vatandaş için fazlasıyla korkutucu bir figür, fazla bahse gerek yok.

“Erdoğan Karşıtlığı”nın birleştirdiği muhalefet adayları bu haldeyken…

“Soğukkanlı Seçmen” ne yapacak?..

“Bazı şikayetleri var” diye, “Her şeyden şikayetçi olacağı” hallere mi düşürecek kendisini?..

Başına “dert” mi arayacak?..

Huzurunun iyice kaçmasını mı isteyecek?..

“Macera” mı arayacak?..

Borcu olan borcunu ödeyemez, alacağı olan alacağını tahsil edemez duruma düşmek ister mi?..

Vatandaş sakin…

Kendinden emin…

Bekliyor güzel sandığı!..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
mehmet 2018-06-17 12:44:37

kısa ve öz benim anlamam kıt
bedelli çıkmalı mı çıkmamalımı