Aldanmayın küçüklüğüme. Bakmayın öyle görünmediğime. Saldırıya geçtim mi kimse karşı koyamaz. Ne savunmalar yapılır, akıl almaz. Saldırırlar bana göz göre göre. Ama ben emir tahtında çalışırım. Sandığınız gibi değil. Emri yukarıdan alırım. Ne zaman cepheden ayrıl denilirse o zaman giderim. Yedi gün yirmi dört saat görev başındayım.

Ohoooo ne meşhur profesörler, doçentler hatta alanında ihtisas sahibi uzman hekimler tanışmak istedi benimle. Hepsine hayır dedim. Bir vücudu kendime vatan edindim. İsterseniz buyurun. Gücünüz yetiyorsa beni oradan çıkarın.

Niyet ettiler beni yerimden etmeye. Saldırdılar bana. Hem de nasıl. Gece gündüz demeden. İnce menzilli füzelerle, uzak menzilli toplarla. Hatta bulunduğum menzili yerle bir edecek atomik özel bombalarla beni kuşatmaya çalıştılar. Hele o yukarıdan inme ve inceden inceye derinin altından damara girerek bana ulaşmaya çalışan o sulu silahların sürekli saldırısını görseydiniz. Ya benim bulunduğum alanları kurutmak için içerideki kırmızı suyu sürekli dışarıya taşıyarak yerimi tespit etme çabalarına ne dersiniz. Hepsi çok komiktiler. Beni sanki bir menzilde sabit duruyor zannettiler. Ama nafile. Ben emir tahtında ve bilinçli irade ile orayı vatan edindim. Vaktim gelene kadar orada gezinirim.

Aslında ben hep oralardayım. Hepinizin her tarafındayım. Çoğu zaman sizi koruyan bir kalkanım. Ama beni kızdırdığınızda canınızı yakarım.

Önce hafif gıdıklarım sizi. Başlarsınız canım acıyor demeye.

Sonra kaşırım bir yerlerinizi. Dersiniz aman doktor nerede.

Ardından sıcaklığınızı artırır sizi telaşa veririm. Hemen söylersiniz, beni hastaneye yatırın diye.

Hani çok dayanıklı idiniz. Taştan demirden daha sağlam bir vücuda sahiptiniz. Fiyakalı fiyakalı dolaşıyordunuz. Beş vakit ibadet gibi makyajınızı eksik etmiyordunuz. Sen bizim semte uğrayamazsın diyordunuz. Hep öyle kalacağınızı mı zannediyordunuz.

Hayır hayır yemezler bu tafralı halinizi. İnsana bildirirler böyle had bilmezliğini.

En çok canımı acıtan, vatan tuttuğum ve bedeninde dolaştığım o masum ve güzellerin içlerinden haberi olmayışıydı. Istırapları dağlar kadardı. Ama onlar da anlamalıydı emir ve irade tahtında vücutlarında dolaştığımı.

Zaman geçtikçe bana ulaşamayanlar ve beni göremeyenler hatta yerimden edemeyenler öfke patlaması yaşadılar. Beni bulmak için o güzel bedene her türlü muameleyi meşru saydılar. Bilgili ve etiketli insan denen zayıf mahluklar. Benim vazifem emir ve irade tahtında olduğum yerde verilen vazifeyi yerine getirmektir. Bunu hâla öğrenemediniz mi.

Bana mikrop deyip geçmeyin. İsmimi anmadan önce önümde saygı duruşuna geçin. Çünkü önünde saygı duruşu sergilediğiniz o putlaşmışları ben bir anda yere serdim. Hem de onlara ne çileler çektirdim. Millete yaptıkları onca zulmün intikamını aldım onlardan. Günlerce çile çekmelerini sağladım. Hatta bu çile seansları deryanın ortasından dahi duyuluyordu. O kadar bedenlerini kokuşmuş hale getirdim ki neredeyse toprak kardeşim dahi onları kabul etmiyordu. Sanki betonların altında ve yanmış kireçlerin arasında ıstırap çekmeye devam ettiler. Merak etmeyin. Arkadaşlarım orada da görevdeler.

Bu yaptıklarımdan beni mikrop kardeş olarak da sevmeyin. İntikamınızı aldık diye kendinizden geçmeyin. Yarın millet ve benlik namına yanlış yaparsanız sizden de intikam alırım. Onun için ilişkimiz mesafeli olsun. Sevgi ve nefretimiz ölçülü kalsın. İşte böyle bir emirber neferim.

Şunu da söylemeden edemeyeceğim. Aslında benim arkadaşlarım çok. Asıl yalnız olan sizlersiniz. Çünkü asisiniz. Bizler ise muti. En küçüklerden en büyüklere kadar onun emri tahtında hareket eden bizler çok samimi arkadaşlarız. Sürekli birbirimizin imdadına koşarız. Ne büyük olanlarımız büyüklüğünden övünür. Ne de küçük olanlarımız küçüklüğünden gocunur. Onun emriyle hepimiz bir nefer gibi çalışırız.

Ya sizler!

Nimetsiz kalınca yalvarırsınız.

Başınıza musibet gelince itaatte zirveye çıkarsınız.

Arzu ve emellerinize kavuşmak için her türlü dalkavukluğu yaparsınız.

Hatta en yakınınızdakini bile satarsınız.

Ne zaman ki bu istekleriniz olur, siz artık o yalvaran siz değilsiniz.

Gururunuz ve benlikteki boşluğunuz sizi havalara uçurur, nimeti vereni unutturur. Kavuştuklarınıza kendi imkanlarınızla kavuştuğunuz hezeyanlarını etrafa savurursunuz.

Eeeee Yaratıcımız sizin hakkınızda hem cahil hem de zalim dememiş miydi?

Nankörlüğünüz had safhada.

Her şeye hükmünüz geçecek zannediyorsunuz.

Bizim gibi elsiz ayaksız, şuursuz akılsız, güçsüz kuvvetsiz emirber nefer bir mikropla size haddiniz bildiriliyor.

Hele o firavunlaşmış olan katı kalplilere açıkça meydan okunuyor.

Lütfen herkes haddini bilsin.

Öyle mikrop deyip bizi tahkir etmesin.

Aldık mı emri yine geliriz canınıza.

Önce gıdıklar sonra kızartırız.

Ardından ateşler içinde kıvrandırırız.

Dokunmayın biz garip mikroplara.

Dokunmayalım siz cancağızlara.

Dostça yaşayıp gidelim.

Ama nerede... Ama nerede... Ama nerede...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin ZAVALSIZ 2018-05-06 02:17:20

Yazarımızın bahsettiği mikropdan korunabilmek için kim Mazlumun yanında yer alıyorsa, kim zulme karşı çıkıyorsa Ümmetin davasına kim sahip çıkıyorsa onunla yolumuza devam etmeliyiz.

Avatar
Hüseyin ZAVALSIZ 2018-05-06 00:29:37

Yazarımızın kalemine ve gönlüne sağlık. şeytandan nefsimden ve kötülüklerden Allah'a sığınırız. Allah'ım bizleri "ben" mikrop undan korusun. Hak yolundan ayrılmamak lazım sırf kendi çıkarlarımız için, hareket etmemek lazım. Yoksa kaybeden oluruz. Biz biz olalım mikroplardan uzak duralım inşAllah

Avatar
Abdullah 2018-05-06 10:35:33

MaşAllah.En küçük mahlukat bile böyle bir emirber nefer ise üstelik aklı fikri yok iken sadece zikri ile bu haldeyse biz insanlar bize bahşedilen bu akıl ile ulaşmamız gereken yerin o kadar altında kalmışız o kadar yaratılana değil yaptıklarımıza bahşedilene değil arzularımıza baki olana değil fani olana dalmışız ki bu da Efendimizin (S.A.V) Kıyamet benim şu iki parmağımın arası kadar yakındır deyip şehadet parmağı ile orta parmağını yaklaştırarak zamanın darlığına delalet ettiği bir zamanda büyük gaflette olduğumuzu ve ibadete ,tövbe istiğfara faniye değilde Baki'ye ne kadar önem vermemiz gerektiğini bize bir ders gibi anlatır .

Avatar
Selahattin aydın 2018-05-06 11:36:09

İçimize dokundunuz hocam