Arşiv: git
ARA

 
“Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim”
 08.03.2013 00:00
Hz. Peygamber(s.a.v.): “Ben ancak bir muallim olarak gönderildim” buyurarak kendisini bir muallim, bir mürebbi ve terbiyeci olarak tanıtmaktadır. Peygamberliğin en mühim gayesi terbiye olunca, yeni yetişen neslin sorumlularının da en mühim vazifesi terbiye olmalıdır.

HAZIRLAYAN/ SABRİ GÜLTEKİN

 

 

 

 

Ferdin fıtratında doğuştan getirdiklerine “tabiat” sonradan kazandıklarına “kültür” diyeceksek terbiyeyi; “teraküm eden, biriken beşer kültürünü yeni nesillere aktarma ve doğuştan getirdiği kapasitelerini inkişaf ettirme faaliyeti” şeklinde tarifi mümkündür. Hz. Peygamber(s.a.v.): “Ben ancak bir muallim olarak gönderildim” buyurarak kendisini bir muallim, bir mürebbi ve terbiyeci olarak tanıtmaktadır. Peygamberliğin en mühim gayesi terbiye olunca yeni yetişen neslin sorumlularının da en mühim vazifesi terbiye olmalıdır. Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.v.) çocukların terbiyesinden behemehal babaları sorumlu tutmuş, ulema da baba olmadığı takdirde dede, anne, vasi, kayyım vs. den her kim velayeti üzerine almışsa ona, hiçbirinin bulunmadığı hallerde sultana tevdi ederek çocuğu mürebbisiz bırakmamıştır.

Kuran-ı Kerim'de: “Ey iman edenler kendinizi ve aile halkınızı yakıtı taş ve insanlar olan ateşten koruyun” buyrulmaktadır. Burada emredilen korumanın tedip, tezhib, güzel ahlâki talim, kötü arkadaşlardan korumak, zevk için yemeğe alıştırmamak, ziyneti, konforu sevdirmemek vs. gibi terbiye faaliyetleri olduğu belirtilmiştir. Efendimiz (s.a.v.) çocuklara ilk öğreteceğiniz kelime “Lâ ilâhe illâllah” olsun buyurmaktadır. Bu da bir bakıma telkindir.  Şu halde bazı çocuklar için namaz, hidâne (çocuğu terbiye hakkı olan kimsenin, onu yanına alarak terbiye etmesi), yatak ayrılması vs. aynı yaşta olabileceği gibi bazılarında ayrı yaşlarda olabilir. Şu rivayette mezkur izafiliğe nassı bir delil olmaktadır; “Namaz çocuk üzerine ‘akli erince’, oruç ‘takat getirince’, hudut ve şahadette ‘ihtilam vacip olunca’ olur.”

Öğrenme yaşı ile ilgili olarak terbiyeciler umumiyetle çocukta belli bir olgunluk seviyesi olmadan öğretime zorlamanın fayda değil zarar getireceğini kabul ederler. İslam müellifleri okula başlama yaşını 5-7 olarak kabul etmektedir. İman esaslarının çocuklara öğretilmesi ile Efendimiz (s.a.v.) telkinde bulunmayı tavsiye etmektedir. Efendimiz (s.a.v.): “Çocuklarınızı üç hususta yetiştirin: Peygamber sevgisi, Ehli Beyt sevgisi, Kıraat-ı Kur'an; çünkü Kur’an hamelesi hiç bir gölgenin bulunmadığı günde, peygamberler ve salih amel işleyenler birlikte Allah'ın gölgesindedir”, buyurur. Yine Enes (r.a.)'a: “Ey oğulcuğum Kur'an kıraatından gafil olma, zira Kur'an kalbe hayat verir, kötü ve çirkin şeylerden ve haddi aşmalardan korur” buyurur. Demek ki çocuklar küçük yaştan itibaren dine ait belli güzelliklere yönlendirilmelidirler.

Çocukların ibadete alıştırılması ile alakalı sünnette örnekler mevcuttur. Namazla alakalı hadis incelenerek temyizle alakalı 5 özellik sayılmıştır: 1)Yedi yaş, 2)Sağını soldan ayırt etme, 3)Anlama, 4)Dişeme: Çocuğun namaz süt dişlerinin dökme dairesinde emredilmesi, 5)20'ye kadar sayma. Alıştırma devresi ile ilgili olarak kolaylık tavsiye edilmiş ve rivayete göre Hz. Hüseyin(r.a.) çocuklara öğle ile ikindiyi birlikte, akşam ile yatsıyı birlikte kılmayı tavsiye eder.Mescide alıştırma ile ilgili olarak “Size Resulullah'ın namazını haber vereyim mi? Namaz kılarken önce erkekler, onun arkasında da çocuklar saf yapardı. “Buradan çocukların camiye küçük yaşlardan itibaren getirildiğini ve namaza alıştırıldığını görmekteyiz.

Çocuklara şefkat ve şefkatlerin izharı üzerinde durulmuştur. Efendimiz(as)'in bizzat kendisinin torunlarını kucağına aldığı, öptüğü, saçını okşadığı rivayet edilmiştir. Çocuğun müteakip yıllarda göstereceği bir takım ruhi bozukluklar ailesinden yeteri kadar sevgi ve alaka görememesi, kötü muameleye maruz kalmasıyla izah edilmektedir. “Benim on çocuğum var hiçbirini öpmedim diyene merhamet etmeyene merhamet edilmez” buyurur. Efendimiz(s.a.v.) çocukları çok severdi. Onlara selam verir, hal hatır sorar, hasta olunca ziyaret eder, onlarla şakalaşır, omzuna, sırtına alır, göğsüne çıkarırdı.  (İbrahim Canan)

 

 

BİR AYET

“(Resûlüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.”

 (Nur,  30)

 

 

 

BİR HADİS

"İman bakımından mü’minlerin en mükemmeli, ahlâkça en güzel olanlar ve ailesine en güzel davrananlardır."

(Tirmizî)

 

 

 

SÖZÜN ÖZÜ

“Güzel komşuluk yalnız komşuya eziyet etmemek değildir. Belki, güzel komşuluk, komşunun ezasına sabır ve tahammüldür.”

(M. Zahid Kotku)

 

 

ŞEHİR VE MEDENİYET

İlim ve sanatın geçit merasimi yaptığı yer

Müslümanlar için özellikle Timur döneminde önem kazanmış bir yer Özbekistan'ın Semerkant şehri. İlim, sanat ve kültür hepsine ait izleri bir arada bulabilirsiniz. Bölgede özellikle Timurlar döneminde bir çok İslam alimi yetişmiş ve bölge zamanla zenginleşmiş. Timur'un mezarı Semerkant'a giden birinin mutlaka ziyaret etmesi gereken yerlerden. Çinilerle süslü medreseler, rasathaneler Avrupa ortaçağ karanlığını yaşarken İslam sanatının ilminin ne kadar ilerlediğinin göstergesi. Semerkant'ta en önemli yerlerden biri de Timur'un torunu Uluğ Bey tarafından 1417-1420 yıllarında yaptırılan medrese. Uluğ Bey Medresesi'nin yanında Timur'un torunu Uluğ Bey'in kurduğu rasathane de mevcut. Dönemin astrolojisine şekil veren rasathane ve medrese görülmesi gereken yerler arasında.

 

 

 

VEDA HUTBESİ’NDEN

 

Kadınlar sizlere Allah’ın emaneti

“...Ey insanlar!.. Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah’ın emri ile helâl kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve âdete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir...” Veda Hutbesi, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in insanlara son mesajı olup, 8 Mart 632 yılının Cuma günü Arafat Vakfesi’nde irad edilmiştir. Metnin tamamına

http://www.milatgazetesi.com/Resulullahin-biraktigi-miras/39452 adresinden ulaşabilirsiniz.

 

 

TEBESSÜM

Üçgenin alan tarifi

Baba, küçük çocuğu ile sohbet ediyordu:

- Bugün okulda ne öğrendiniz?

- Üçgenin alanını baba.

- Ya öyle mi? Söyle bakalım neymiş üçgenin alanı?

- Yatayı ile dikleşiminin vuruşumunun bir bölü iki katıdır.

- Olur mu çocuğum. Üçgenin alanı, tabanı ile yüksekliğinin çarpımının yarısıdır.

Bir köşede onları dinlemekte olan dede söze karışır:

- İkinizin de söylediği yanlış! Bir müsellesin sathı, mesâi kaidesi ile irtifânın hasıl-ı darbının nısfına müsavidir.

 

 

KISSADAN HİSSE

Kötü niyetli vali ve Allah’ın kapısı

Bağdat valisinin çok güzel bir bahçesi, bahçedeki çiçeklerle meşgul olan bahçıvanın da namuslu ve güzel bir karısı vardı.  Vali, bir bahane ile kadının kocası olan bahçıvanı, bir iş için dışarıya gönderdi. Kadına da dedi ki:

"-Bahçenin kapılarını kapat. Hiç bir kapı açık kalmasın!"

Zeki ve namuslu kadın, valinin kendisine kötü niyet taşıdığını anladı. Gidip bir ağacın arkasına saklandı ve biraz sonra gelip dedi ki:

"-Kapıları kapattım. Yalnız bir tanesi kaldı. Onu kapatmaya gücüm yetmiyor. Ne kadar uğraşsam da kapatamıyorum."

"-O, hangi kapıdır?"

"-Bu kapı, Allah-û Teâlâ’nın (Basir) sıfatıyla bizi gördüğü kapıdır."

Vali, bu sözü duyunca, pişman olup tövbe etti. Allah'ın sevgili kullarından biri oldu.

 

 

 
 
 
 




    Ad Soyad
    Mesajınız
 
 
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır...







Tüm hakları saklıdır © 2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.