Yirmi beş yaşındaydım. Meslek hayatımın ilk yılıydı. Öğretmen olarak başlamıştım. Büyük bir sevinç içindeydim. Bir vesileyledönmem gerekti memlekete. Heyecanlanmıştım. Çünkü meslek sahibi olarak dönecektim evime.Elem dolu yoksunluk yılarının izleri siliniyor gibiydi.Emeğin helal olan ve huzurla dolanakislerinigörmeye başlamıştım. Artık annemin arkasına sığınarak ve utanarak babamdan harçlık da istemeyecektim. Belki de...

Gelişim sonbaharın hazin vakitlerinden birine tesadüf etmişti. Bense ilk baharı yaşıyor gibiydim. Bu haldeyken dışarının sert soğuğunu içerinin sıcaklığı hissettirmezdi bana. Bir anlıkta olsa çektiğim çileleri unutmuştum. Sıkıntılı bir yolculuktan sonra ilçeme vardım. Gecenin zifiri karanlığında ve şiddetli ayazında evime geldim. Vurdum kapıya. Önce lambalar yandı. Ardından açıldı kapı. Girdim hızlıca içeriye. Bıraktım elimdekileri uygun bir yere. Ve sarıldım anneme. Gözlerimden yaşlar akıyordu. Soğuğun tesiri miydi yoksa sevinçten miydi bilemedim. Sonra babamın olduğu yere geldim. Öptüm babamın elini oturdum divana. İkisi de gecenin bu saatine kadar uyanık kalmışlardı. Beni beklerken eski halimi birbirlerine anlatmışlardı. Yıllar ne çabuk geçmişti. Tahsilimi tamamlamıştım.Bir meslek sahibi olmuştum. Evlenecek çağa gelmiştim. Lakin bu defa da o özlemim gerçekleşmemişti. Gittikçe harlanan o şeyemuhtaçlığım ilk günkü gibi kalmıştı.

Her zamanki gibi geçiyordu o günlerimiz. Annem sevdiğini söylüyordu.Gösteriyordu her tavrıyla bu muhteşem halini. Babamdaeski halinedevam edecek gibiydi. Ciddiyetini koruyarak söylemeden göstermek istiyordu sevdiğini. Lakin babamın ağzından o kelimenin ne zaman çıkacağını hep merakla bekledim. Bütün haşmetiyle onu söylememeye direnen babamdan neredeyse ümidimi kestim.Gecenin karanlığındave yorganın altındasürekli ağlıyordum.Allah’tan yegane dileğim babamın beni sevdiğini söylemesiydi.

Neylersiniz çocukluk sevdası ve evlat müptelası olacak herhalde bu halim. Bu arzuyu neden bu kadar istiyordum tam anlam veremedim. Biliyor ve hissediyordum babamın aslında beni ne kadar çok sevdiğini. Bu sevgisini söylemeli miydi... Fakat ben hep bekledim.

Benim babam çınar kadar kök salmış ve sırtınızı dayayacağınız sağlambir duvar kadar da muhkemdir.

Benim babam sert görünümlüdür. Ama yüreği bir kuş tüyü kadar hafif ve yüce duruşludur.

Benim babam sürekli şehirde ricali devlet ile hemhâldır. Köyde kalmak istemeyen bir hali vardır. Herkes tarafından bir efendi olarak bilinir.

Söylemese de annem onun en sevdiğidir. Sanki bütün sevgisini ona verir.

Babam hâlâsöylememişti o kelimeyi bana. Kor bir ateş oldu yüreğim. Bekledimsöylemesini o ana dek efendim. Evet yaşım yirmi beş.Dönüyordum mesleğimi ifa yurduna. Öptüm annemin elini büyük bir ayrılıkacısıyla. Ve yöneldim o çınar gibi adama. Elini öptüm her zamanki hürmetimle.O daöptü yüzümü ve gözlerimi hüzünle.Yalnız bu seferki farklı bir buse idi. Bir anda o sert görünümlü adamın iki dudağının arasından

-Seni seviyorum oğlum.

cümlesi dökülüverdi. Belki de bu ilk ve son söyleyişti. Gözlerimden yaşlar akmaya başlayıverdi. Babamla beraber oraya yığılıp kaldım. Bir an olsun yüreğim yerinden fırlayacak sandım. O cümlenin heyecanıyla tutuşup bugüne kadar geldim. Babam bir daha söylemedi o cümleyi ne bana ne de diğerlerine. Ama bizi çok seviyordu ve bize hissettiriyordu her haliyle. Her kavuşmamızda vuslat göz yaşlarıyla bizi karşılar. Her ayrılığımızda firak göz yaşlarıyla uğurlar.

Bu sevdiğini söyleyememe hali bir ukde olarak gönlümde iz bıraktı. Benim çocuklarım olsa böyle yapmayacağım dedim. Her gün onları sevdiğimi söyleyip kucaklayıvereceğim.

Yıllar sonra baba olmuştum. Annem çocuklarımı görmeden öksüz kalmıştım. Başladım çocuklarımı büyütmeye. Onlara sürekli sevdiğimi söylemeye. Babam gibi yapmamalıydım diyordum. Sevdiğimi söylemek için fırsat kolluyordum. Çocuklarım bu sesi sürekli duyar oldular.

-Acaba bizim babamızın aklından zorumu var. İnsan durup dururken çocuklarına sizi seviyorum dermi. Dedemiz bunu görse babamıza herhalde deli derdi.

Diye aralarında konuşmaya başladılar. Bu sözlerin çocuklarım arasında dolaştığını duyunca yığıldım divana.Kaldımyine yalnız başıma. Benim babam mı doğru yapıyordu yoksa ben mi yanlış yapıyordum. Sevildiğini duymanın sınırı da varmış anlıyordum.

Benim babam sevdiğini söylerse bir eksiklik olacağını zannederdi. Ben de söyleyemezsem.

Galiba babam haklı çıkacak gibi duruyor. Yeni nesil sevgiden de anlamıyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-11-11 00:24:56

Çok anlamlı ve duygusal bir yazı olmuş. ALLAH im Aile büyüklerimize sağlık sıhhat Hayırlı ömürler versin. Olmuslerimizede rahmet eylesin.

Avatar
Muharrem AKKUM 2017-11-11 18:35:38

Doğru bir tespit Hocam.

Avatar
Sinan Demirtaş 2017-11-12 11:01:08

Yokluk ve eskinin babaları ile varlık ve yeninin evlatlarının roman tadında ve tarzında muazzam bir mukayesesi olmuş. Galiba evlatlarımız sadece refahımızı paylaşıp sıkıntılarımızı paylaşmadığı ve maddiyatımızı paylaşıp maneviyatımızda bizi yalnız bıraktığı için son paragrafta geçen cümleler sıkça işitilmeye devam edecek gibi görünüyor

Avatar
İzzet ölmez 2017-11-12 11:52:37

Herşeyin azı karar fazlası zarar.sevgi mi acaba zaafa uğratan hadsizliklere sessiz kalış mı bunu irdelemek lazım

Avatar
Serkan 2017-11-12 14:16:37

Sevdiğini sadece söz ile söylemek ile yaşayarak göstermenin karşılaştırılması olmuş ne yazık ki ne eski BABALAR kalmış nede eski evlatlar