Hayır hayır hastane koridorlarındaki yüksek eda ve trajik fiyaka ile dolaşanları yazmayacağım.

Şifayı ambalajlarda para diye satanları da yazmayacağım.

Hatta üniversite koridorlarında beyaz önlükleriyle ilmin gurur karanlığının tepesinde dolaşanları da yazmayacağım.

Evet, yazmak istediğim beyaz önlüklüler birer melektirler. Hem de kirlenmemiş masumiyetlerin koruyucu ve ufuk açıcı melekleridir onlar.

Otuz dokuz sene önceydi. İki renk ile minik bedenim boydan boya sarmalanmıştı. Ayakkabılarım ise galiba hayalimi süsleyen o naylon türdendi. Sırtımda çanta yoktu. Hatta çanta diye bir şey de yoktu. Bir şeyin içinde bir şeyler vardı. Seni okula kaydettik dediler.

Çok heyecanlıydım desem yalan olur. Çünkü altı yaşındaki bir çocukta her şey oyun diye algılanır. Ben de yeni bir oyun alanı buldum diye sevinmiştim.

Hatırlamıyorum okula ilk gelişimde kimin yanımda olduğunu. Ama biliyorum orada birileri hep vardı. Bu ya babam ya da abilerimdi. Galiba abimle gelmiştim okula.

Okulun ilk günü tuhaf bir hal almıştım. Çünkü bu giydiklerimin sadece bana özel olduğunu sanmıştım. Ama bahçedeki herkes benim gibi giyinmişti. Siyah önlük beyaz yaka. Tornadan çıkmış aynı tıraş kafa. Dizilişler bir hizada. Emir verenler ise çatık kaşlı, asık suratlı ve soğuk görünümlü kişilerdi. Toplandığımız yerde hep bir ağızdan bir şeyler okuduk. Sonra sırasıyla içeri alındık.

Bu toplanma şekli beni korkutmuştu. Abime geri gidelim dedim. Burada olmak istemediğimi söyledim. Biraz daha sabretmemi istedi. Çünkü burayı seveceğimden emindi. Büyük bir tedirginlikle sınıfa girdim. Kenar mahalleden hatta merkez mahalleye bağlı olan bir mezradan gelen bir ürkeklikle çekingendim. Bütün bu farklı duygular arasında sınıfa girdim. Oturacak bir yer edindim.

Bir curcunadır almıştı sınıfı. Herkes nerede ve nasıl oturacağını bilmiyordu. Ama gözler kapıya dikilmiş bekliyordu. Biraz sonra kapı nazikçe açılıverdi. Çok güzel bir kadın içeri girdi. Hayalimdeki pamuk prenses gibiydi. Galiba ben tanıyordum bu içeri gireni.

Sakince geçti masasının başına. Oturdu o tahta sandalyesine. Önce yüzlerimize baktı. Sıcak tebessümlerini üzerimize yolladı. Göz ucundan da bizleri süzüyordu.

Başladı isimlerimizi okumaya ve bizlerle konuşmaya. Hatta isimlerimizdeki oyunlaşacak şeyler üzerinden bizlerle iletişim kurmaya. Sıra bana gelmişti. Başım önüme eğilmişti. Utangaç biri olduğumdan bakamıyordum ona. Hatta sıkıntıdan o kadar terlemiştim ki neredeyse altını ıslatmış biri olarak tanınacaktım. Yaşam boyu tekrar tekrar sunulacak o teklifi ilk olarak güzel öğretmenim söylemişti bana.

-Benim güzel yavrum. Kimlikte iki ismin var. Mehmet ve Emin. Hangisiyle çağırmamı istersin.

Bugün de vermeye devam ettiğim cevabı ilk defa o gün söylemiştim.

-Siz bilirsiniz öğretmenim. Bu cevabım hoşuna gitmişti galiba. Çünkü başını kaldırdı bana baktı. Beni ona bağlayan bir şey gözlerinden o an yüreğime aktı.

-Peki çocuğum. O zaman sana Emin diyelim. Ne zaman ikisini de söylememi istersen onu da söylerim. Ben sizleri çok sevdim. Okulumuzda açacak yeni çiçeklersiniz. Bizler de sizleri koruyan melekler.

Bu kısa ve özel konuşmadan hisseme düşeni almıştım. Öğretmenimiz yoklamayı bitirdikten sonra kısaca kendini tanıttı. Adı hep benim aklımda kaldı. Abim haklı çıkmıştı. Sınıfın içi daha sıcaktı. Hele bizlere açılacak çiçeklerim, uçan kelebeklerim ve beyaz meleklerim diye hitap eden öğretmenimiz aslında kendisi melekti.

Birinci ders çok sesli ve renkli bir tanışmayla geçmişti. O, ikinci derse de aynı güzellikle gelivermişti. Başladı bizleri tek tek siyah bir şeyin önüne çıkarmaya. Verdi elimize beyaz bir şey. Onunla birlikte başladık o siyah zemine beyaz şeyler yazmaya.

Sıra bana gelmişti. İçimde bir şeyler durmadan hareket ediyor gibiydi. O güzel sese daha fazla karşı gelemedim. Yerimden kalktım siyah zeminin önüne geldim. Önce elime beyaz ve oval bir şey verdi. Sanki sigaraya benzeyen bir beyazlık ve yuvarlaklık gibiydi. Ama bu oldukça sertti. Onun tebeşir olduğunu söyledi. Üç parmağımın arasına yerleştirdi onu. Sonra o minik elimi aldı pamuk ellerinin içine koydu. Otuz dokuz yıldır unutamıyorum o elin sıcaklığını ve şefkatini. Birlikte başladık siyah zemine beyaz şeyler çizmeye. Evet elim elindeydi ve bütün hislerimle öğretmenimin yüreğindeydim. Birlikte siyah zemine beyaz harfleri yazıyorduk. Hep bu güzellikle avunduk.

Çantası bir eczane gibiydi hocamın. Hastalık belirtisi olan her çocuğa bir ilaç verirdi. Galiba ilaçların çoğu da şekerleme tadında bir şeydi. Çünkü bu dönemdeki hastalıkların çoğunun birer bahane olduğunu öğretmenim bilirdi.

Bizleri severken çiçeklerim derdi. Çünkü o çiçekleri çok severdi. Hatta sınıfın dört bir tarafını çiçeklerle süslerdi. Her sabah bizlere yaptığı muamelenin aynısını çiçeklere de yapıverirdi.

Bizler ona çocukcasına da olsa bir iyilik yapmak isterdik. O sizler bana Allah’ın ihsan ettiği en güzel iyiliklersiniz derdi.

Köylü ve şehirli diye bir ayrımı asla hissettirmezdi. Hatta Türkçeyi bilmeyenlere daha fazla itina gösterirdi. Halbuki kendisi şehrimizde Kürtçeyi konuşamayan yerli ve zengin bir ailenin ferdiydi.

Hele yerli malı haftası gelince bayram ederdik. Çünkü öğretmenimiz mahrumiyetimizi bilirdi. Bu haftada bir yıl içinde tadamadığımız onca nimetleri tattırmak isterdi bizlere.

Bir de bayramların gelişi bir güzellikler sergisinin zamanı olurdu. Utanıyorduk öğretmenimizin evine gitmeye. Gitmeseydik bu defa o üzülürdü ve küserdi bizlere. İki ateş arasında kalırdık. Ama ona olan sevgimizden dolayı yaklaşamazdık. Varlığın güneşle olan münasebeti gibi. Öğretmenimiz bizim güneşimizdi.

Yıllar kovaladı yılları. Ben bu sevgi ve şefkat dolu yuvadan öfke ve nefret dolu yatılı okula gitmek zorunda kaldım. Hele öğretmenimi orada bulamayınca tamamen yıkıldım. Masumiyetim zedeleniyordu her okul devrem ilerlediğinde. Kaçışlarım hep oluyordu Şehnaz hocamın sevgisine ve şefkatine. Bütün yatılı okul hayatım bu özlemle geçti. Kırılan kalbim bir daha tamir edilemedi.

Acaba tek melek Şehnaz hocam mıydı bu şehirdeki mekteplerde? Yoksa ben mi masumiyetimi kaybediyordum günler geçtikçe?

Evet yıllarca zihnim ve hislerim hocamın bu güzel halleriyle mutlu olup yaşadı. Ta ki bu yazın onu kaybedinceye kadar. Bundan sonra onun bedeni yok aramızda. Lakin o güzel halleri bir miras olarak yetiştirdiği nesillerin lisanında hep kalacak.

Onu rahmet ve minnetle anarken tesellimiz bıraktığı rol model öğretmenliği olacak.

Doç. Dr. Mehmet Emin ULUDAĞ

[*] Bu satırların yazılma sebebi hiç unutmadığım ve daima rahmetle yad edeceğim Şehnaz öğretmenimdir.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Eşref 2017-11-25 19:13:17

bu zamanda pek göremediğimiz bir vefa yazı elinize yüreğinize sağlık EMİN hocam

Avatar
Filiz Gulcicek Koç 2017-11-25 19:17:29

Tebrik ediyorum sizi.Basarilarinizin devamini dilerim.Şehnaz ablayi her zaman sevgi ve saygiyla hatirliyacaz.Liseden sinif arkadasin.

Avatar
Fatih Sancak 2017-11-25 19:35:10

Ögretmenler gününüz kutlu olsun hocam kucak dolusu muhabbet ve saygılarımla

Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-11-25 00:23:38

Yazıyı okurken öğrencilik yillarim geldi aklima, tebessümle okudum yazıyı kendimden de birşeyler vardı. Şehnaz öğretmenimize de ALLAH rahmet eylesin. Ne güzel böylece Şehnaz öğretmenler hep var olacak.

Avatar
Yunus oruç 2017-11-25 07:56:18

Allah rahmet eylesin.Bizde ona müteşekkiriz sizin gibi güzel bir insan vede özel bir öğretmeni yetiştirdiği için

Avatar
Hatip Yıldız 2017-11-25 08:52:11

Çok duygulu ve tatlı bir yazı olmuş, kalemine sağlık değerli hocam. Şehnaz öğretmen gibi Meleklere her zaman çok ihtiyacımız var.

Avatar
İsa ÖZBEK 2017-11-25 09:26:41

S.a hocam öğretmenler gününüz kutlu olsun. Yazılarınızın devamını bekliyoruz.

Avatar
tahsin özyamak 2017-11-25 10:00:14

Değerli hocam kıymetli Şehnaz hocamızın ruhu şad mekanı cennet olsun eminimki sizlere emanet ettiği bu değeri ve bayrağı sizlerinde öğrencinize bırakacağınızdan emin ve mutlu olarak aramızdan ayrılmıştır. Ne mutlu bizlere ki Şehnaz öğretmenlerimiz ve onun bizlere emaneti olan siz ve öğrencileriniz var.