Saçı, kaşı ve yüzü beyaz... Yüreği, ruhu ve vicdanı ak. Eserlerinin kapakları ve isimleri bile beyaza bürünmüş: Zaman Bir Beyaz Türküdür, Bir Çift Beyaz Kartal, Kar Sesi, Beyaz Dilekçe... Bembeyaz fikirler, apak hisler… Anadolu deyince, Maraş anılınca onu hatırlarım. Şair Bahaettin Karakoç’tan bahsediyorum. Onun şiir tezgâhında ilmek ilmek dokuduğu şiirleri arasında dolaşıyorum. Nar Şiir’den çıkan beş eserini uzun uzun tetkik ediyorum.

Her hayrın başı olan Bismillah, onun şiirlerinde de vücut bulur. “Beyaz Dilekçe” şiirine şöyle başlar: “Rahmân ve Rahîm olan adına sığınarak / Açtım iki elimi: Kor gibi iki yaprak... / Bir edep ölçeğinde umutlu ve utangaç, / İşte dünya önümde; benim ruhum Sana aç”. Şairimizin “Bismillahirrahmanirrahim” isimli kısa şiiri ise her mukaddes sözün önüne gelmesi gerekeni işaret ediyor: “Sırlı bir gözeden bengisu içer gibi / Senin isminle başlarım işe başlarken. / Rabb-ül âlemînsin ey sahipler sahibi; / Rahimsin, Kerimsin, kin tutmazsın sen. / Lâtifsin,Rezzâksın, Samedsin ey NÛR; / Esirgemek, bağışlamak sana mahsustur!”

***

Bir volkan gibi gür, bir şelale misali rahat, bir deniz derinliğinde temiz, bir sema genişliğinde aydınlık... Şiirlerinde hissi öne çıkaran insanların güzelliği kaleme alınmış: “Hayâlin gelip dikilir / Hüzün içime ekilir / Gözlerime mil çekilir / Bağıramam avaz avaz.” Şair, toplumun bir vicdan aynasıdır aynı zamanda. Şiirlerinde bazen hâl, bazen mazi, bazen de istikbal vardır. “Geçit” şiirinde duygularını şöyle dillendirir: “Derinden derine bir kaval sesi / akardı körpe ruhlara / Ne temiz aşklar doğardı / Bulutlara, gökler mer’a.” Bu dörtlüğün hemen arkasından eski hayata duyulan hasret ve yaşanmışlıklar dikkat çeker: “Köyden şehirden dönenler / Yayla dışı haberleri / Gece bir yerde toplanıp / Tatlı tatlı verirlerdi.”

***

Okuyucu, şairin mecazi ve hakiki aşklar arasındaki geliş gidişlerine tanık olur bu seyeranda. Şöyle diyor bir yerde: “Gönül a’layı arar, Hak Teâlâ’yı gerçek sılayı arar / Muhammed Mustafa’da gerçek sılayı arar / Bu çemberin merkezî olmayan bir gönül / Putlaşır – putçulaşı ve hep belâyı arar.” Şüphesiz şairin daveti umumidir, sadece yaşadığı şehrin insanları tanımaz onu, herkes özünden haberdardır. “Ses Ta Uzaklardan Gelir” şiiri âdeta bir ilahi tadında okunuyor: “Ses tokmak, gökyüzü davul; / Yürek – dil Allah’ı söyler / Bayram eder oymak, davul; / Ehlidil Allah’ı söyler. Allahu Ekber /Allahu Ekber / Lâ İlâhe İllallah / Lâ İlâhe İllallahu / Vallahu Ekber, / Allahu Ekber / Ve lillahil Hamd!” Peki ya şu mısralara ne demeli: “Ta eski günlerde döndüm; / Beş kıtada ışık köküm... / Asırlar ses verdi güm güm, / Gök çil çil Allah’ı söyler / Allahu Ekber Allahü ekber / Lâ ilâhe illallâhu / Vallahu Ekber, / Allahu Ekber / Ve lillahil hamd!”

***

Kitabın sonundaki “Mut Yollarında” şiirinde Anadolu’yu, yaptığı seyahatler eşliğinde anlatıyor. “Karakoç der: - Bindim gönül atına, / Aşka pervazlandım, bakmam çetine; / Götür kılavuzum yârin katına, / otağına direk diye çat beni!..” O, şiirlerinde kır saadetine, dağlara, ovalara, atlara, cümle çiçeklere geniş yer verir. Mısralar arasında dolanırken püfür püfür bir Anadolu ve tabiat soluklanır. Bütün maverayı dolaştıktan sonra Yaradan’a sığınır, şefkatiyle herkes için iyilik dileyip “Affet Allah’ım” der: “Sana olan îmânımdır küfrün yıldırımlarından / Rûhumu koruyan tek paratoner ağı / Kadir-i Mutlak’sın ve tövbe kapısını açan, / Sensin insanda tecellî eden nûrun menbâı. / Sevdiklerimle olmak isterim nârında-nûrunda, / Rabb’im kimseyi bırakma günah çukurunda.”

***

Sanatkârımız tefekkürle baktığı dünyadan ve koca kâinattan tafsilatlı şekilde bahseder. Her olayın ardındaki sırrı, her işteki hikmeti anlamaya çalışır ve bu muammaları mısralarında tahlil eder. “Sana Mahsustur”, bu mealdeki şiirlerinden: “Yaratmak ve yaşatmak ancak sana mahsustur; / Sen ölüyü diriltir, diriyi öldürürsün. / Sayısı bilinmez ki verdiğin nîmetlerin, / Kimini ağlatırsın, kimini güldürürsün. / Çok kaçaklar tanıdım, hepsi bu dünyaya yük; / Çok âşıklar tanıdım gül gibi boynu bükük...”

***

Bir vefa âbidesidir Bahaettin Karakoç. Arasıra yetim-i akran olduğunu hatırlatır bize ve kaybettiği dostlarına ağıtlar yakar. Necip Fazıl’dan, Fethi Gemuhluoğlu’na Erol Güngör’den Şehriyar’a yüreğini bütün şairlere, sanatkârlara açar, onlara rahmet diler. “Gözlerim Can Evimde” derken biz kutlu bir deyişe tanık oluruz: “Ay dolanıp orta yere gelende, / Salâvat getirdim, kıyama durdum. / Kim yürek alır ki aşksız şölende? / Ben aşka adanmış bir sofra kurdum.” Şairin “Nât”ı bir güzellemedir: “Ey mi’rac’ta sevgiliyle buluşan / Gül yüzlü sevdalı, emin Muhammed / Allah, ümmetine saçmış nurunu / Ne güzel vuslattır, ne güzel rahmet” Şairimizin “Binboğa”sı “Anadolu’nun bağrında / Bir çatal yürek gibisin. / Bir edan var ki Osmanlı; / Saygıya durak gibisin.” diye başlar. “Erciyes”teki son kıtayla selamlayalım bilge şairimizi: “Başı âti, kökü mâzi; / Koynunda Hızır’ın izi... / Hep cihat yapan bir gazi, / Şimşekler çakar Erciyes.” Bahaettin Karakoç büyüğüme sağlıklı ve bereketli bir ömür diliyor, bizi kutlu şiirleriyle buluşturan Nar Yayıncılık yöneticilerine teşekkür ediyorum.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.