Bir B planımız mutlaka olmalı

Suudi Arabistan’daki dönüşümün gelecekte Türkiye’ye nasıl yansıyacağı konusunda fikir üretilmesi gerektiğini ifade eden Zekeriya Kurşun, “Eğer Muhammed b. Selman iktidarı gerçekten sağlamlaştırıp ele alacaksa onunla önümüzdeki 50 yıl nasıl bir ilişki sağlayabileceğimizin hesabı yapılmalı. Aynı zamanda bir B planımız da mutlaka olmalı” dedi.

Geçtiğimiz haftaya Suudi Arabistan'da yaşanan gelişmeler damgasını vurdu. Yemen'in Riyad'a yönelik füze saldırısının ardından Kraliyet Ailesi'nde yolsuzluğa karşı gerçekleştirildiği ifade edilen operasyonlar neticesinde başta iş adamları ve bakanlar olmak üzere önemli isimler tutuklandı.

Hanedan içi hesaplaşma olarak da ifade edilen hadise Veliaht Prens Selman'ın taht yolunda önüne çıkabilecek tüm engelleri bertaraf etme darbesi olarak da yorumlanıyor. Suudi Arabistan’da yaşananların iç yüzünü Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü ve Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği (ORDAF) Başkanı Prof. Dr. Zekeriya Kurşun’la konuştuk.

Birden bire gelişen bir hadise değil

Suudi Arabistan’da gerçekleştirilen darbenin oluşum süreci nasıl başladı?

Görünüşte bir yolsuzluk soruşturması ile başlayan ama hanedan içi hesaplaşmaya dönüşen hadise birden bire gelişmedi. Uzun bir geçmişe dayalı bu vakanın temeli Haziran ayında atıldı. Mayıs’ta Trump bölgeyi ziyaret etti ve birtakım kararlar alındı. Mayıs ayından önceki süreç içerisinde de Kral Selman kendi oğlunu birinci veliaht yapmak için ona birtakım yetkiler ve görevler verdi. Hatta paralel olarak 2015 yılında Yemen Savaşı’nı başlatırken oğlunu bölgenin en genç Savunma Bakanı yaptı. Yemen Savaşı’ndan sorumlu olmasının oğluna büyük bir prestij kazandıracağını düşünüyordu. Ama savaş istenilen şekilde yürümedi, beklentilerin aksine prestij kaybı yaşattı.

Yaşanan darbenin Yemen’den atılan füzenin ardından yaşanması bir tesadüf olamaz sanırım…

Bu bölgelerde hiçbir olay diğerinden bağımsız olarak düşünülemez. Yemen’den atılan füze bir grubun organize ettiği ani bir gelişmedir. Bu gelişmelerin en azından beş altı aylık bir geçmişi var. İkisinin aynı gün olması bu hadisenin bir kesim tarafından birleştirilip daha yüksek bir ses getirme amacı ile yapılmış olabilir.

Asıl hedef ne peki?

Mayıs ziyareti itibar tazeleme adına bir şekilde fırsat oluşturdu. Amerikan faaliyetlerini sürekli kılmak üzere ticari ilişkilerin tamamlanabileceği on yıllık süreçle bölgeye Trump’ı ve ABD’yi bağlamış oldular. Arkasından da hedefledikleri;  Suudi Arabistan ve Körfez için ciddi bir korku haline gelmiş olan İran’a yönelmekti. Yemen’de mağlup edemediklerini düşündükleri İran’ı Katar üzerinden bir şekilde terbiye etmek istiyorlar.

İran ve Yemen üzerinden gidecek olursak bazı radikal adımlar için Veliaht’ın Savunma Bakanlığı üzerinde yetkilere sahip olması lazım değil mi?

Veliaht Muhammed’in sadece Savunma Bakanı ve geçici veliaht olarak bunları yapması mümkün değildi. Bu yüzden onun birinci veliaht olması elzemdi. Birinci veliaht olması için de birinci veliahtı bir şekilde ikna edip başa geçmesi gerekiyordu. Kendi yöntemleri ile bunu başardı.  Birinci veliaht gözaltına alındı ve Muhammed b. Selman da birinci veliahtlığa çıkarak babası ile doğrudan karar aldı. Aktif bir şekilde babasından sonra kral olacağı için yeni düzenlemeler yapma planlamalarını başlattı.

Muhalefeti susturmak için fırsat oldu

Bu sadece bir veliaht değişikliği mi yoksa muhalefeti sindirme adımı mı?

Sadece aile içerisinde bir veliaht değişikliği gibi görünüyordu ama gözaltına alınan ve haklarında soruşturma başlatılan aile üyelerinden bir bölümü özellikle Emir Naif’in gözaltında tutulmasına itiraz etti. Bir kısmı bu hızlı değişikliğin doğru olmadığını düşünüyor. Bir kısmı endişeye düştü. Veliaht Muhammed’le birlikte kurulacak olan üçüncü dönem yeni nesil, Suudi Arabistan’da eski emirlerin kurdukları nüfuz ve aynı zamanda uluslararası bir takım ilişkileri zedeleyecekti. Dolayısıyla muhalefet ortaya çıktı. Bu muhalefeti bertaraf etmek fırsatı bu son olaylarla doğdu.

O zaman Muhammed bin Selman’ın aile içi bu darbeyi sağlam zemine oturtması gerekiyordu diyebiliriz…

Evet! Yolsuzluk zeminini seçti. Son yıllarda ülkede ciddi bir ekonomik kriz var. Bu krizin getirdiği dezavantajla halka büyük bir memnuniyetsizlik hâkimdi. Halkın içerisindeki huzursuzluk doğrudan doğruya krala yöneltilemediği için kralın adamlarına, hanedan üyelerine ve bakanlara yöneltiliyordu. Eskiden görevde olan ve şu anda görevden alınmış bakanlar ve birtakım emirler hakkında halkın ve özellikle ekonomik problemler yaşayan diğer sektörlerin ciddi yönde olumsuz kanaati vardı. Muhammed b. Selman bunu kullandı.

Olumsuz kanaat dolayısıyla toplum destekledi

Kimse bu duruma itiraz etmedi mi?

Görevden alınanlar hakkında toplumda olumsuz bir kanaat olduğu için harekât karşısında bazı hanedan üyeleri dışında hiç kimsenin itirazı olmadı. Üstelik halk arasında temiz bir Suudi Arabistan arayışına girildiği şeklinde bir yargı oluştu.

Peki, bu yaşananlar sadece yolsuzluk operasyonu olarak mı görülmeli?

Hayır, sadece bir yolsuzluk operasyonu olarak görmek doğru değil. Gözaltına alınanları bir kısmı hanedana mensup emirler ve prensler bölgenin çok tanınmış iş adamları. Uzun zamandır Suudi Arabistan ekonomisinin lokomotifi olan isimler. Yolsuzluk operasyonu bu kişilerin kullandıkları nüfuz ve prestijin sorgulanması demek. Muhammed bin Selman’ın, babası ölmeden evvel veliaht olma isteği var. Önündeki taşları temizlemeye çalışıyor.

Eski nüfuzlarını kullanabilirler

Bölgede muhalif sesler hiç yükselmedi diyebiliriz. Bunun nedeni nedir?

Muhalefet yapabilme gücü olan kesim gözaltına alınanlar isimler zaten. Ama Muhammed b. Selman birinci veliaht olarak tahta geçerken eski nüfuzlarını kullanarak baskı yapacaklardır.  Bu baskının ortadan kaldırılması birinci hedef. İkincisi de bir takım grupları doğrudan doğruya teşkilatlandırabilirler. Bunların da önüne geçilmesi gerekiyor. Emir Velid, dünyanın en zenginlerinden biri olarak tanınıyor. Amerika seçimlerinde Muhammed bin Selman, babası ve etrafındakiler Trump’a destek verirken,  Emir Velid Trump’ın muhalifleri ile iş birliği yaptı.

Bir müsadere olabilir

Gözaltına alınan isimlerin mal varlıklarına el koyma gibi bir durum yaşanabilir mi?

Sadece Emir Velid’in 25 milyar dolar civarında mal varlığı bulunuyor. En üst yargının açıklaması ile bunlar yargılanacak, yargı da bu konuda karar verilecek. ‘Çok önemli delillere ulaşıldı’ demek sureti ile yargılamanın sonucunu ifade eder gibi bir beyanda bulundular. Bu da gösteriyor ki bir müsadere olabilir. Bu şimdilik bir tahmin.

Yemen yakınlarında yaşanan bir helikopter kazasında Prens Mansur bin Mukrin’in hayatını kaybetmesini nasıl yorumluyorsunuz?

Aslında Mukrin arananlar listesinde yoktu ama kaçarken düştüğü şeklinde beyanatlarda bulunuldu. Sadece bunların aynı zaman içerisinde ortaya çıkması birbiri ile ilişkilendirilebilinir ama özellikle Emir’in aile efradı ile bir helikoptere binip hareket etmesi suikast ihtimalini de akıllara getirmektedir.

İran korusu silah satanların işine geliyor

Suudi Arabistan’da bunca gelişme yaşanırken İran bu tablonun neresinde?

İran bu olayların tümünün içinde. ABD’nin İran’ı cezalandırma gayretlerine baktığımızda İran’ın bu olayların bir parçası olduğunu görmemiz mümkün. Asıl mesele çok hızlı bir şekilde gelişmiş olan İran devriminin arkasında Körfez’de oluşmuş olan korkudur. Birleşik Arap Emirlikleri ve Körfez ükeleri İran ile birlikte yaşamak zorunda. İran’ın bütün bölgeye hâkim olacağı şeklinde pompalanan korku ve İran’ın da bundan hoşlanıp bunu kullanıyor olması uluslararası silah endüstrisinin de işine geliyor. Bu korku bölge ülkelerin silahlanmasında işe yarıyor.

Her halükârda silah ticareti yapanlar karlı çıkıyor, doğru mu?

Amerika’da ve diğer silah üreten ülkelerdeki ekonomik daralmayla birlikte bu ülkelerde var olan silah stoklarının tüketilmesi gerekiyordu. Nihayet bunu kullandılar ama Yemen’e karşı herhangi bir sonuç alınamadı.

Toptancı bir eleştiri yapılmamalı

Arabistan’daki iç müdahaleye Türkiye’nin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suudi Arabistan’ın uluslararası alanda çok büyük bir sermayesi var. Bunlar büyük ölçüde Avrupa’da birçok bankanın ya da finans kurumunun da işlevliğini sağlayacak boyutta. Böyle bir ülkeden bahsederken toptancı bir eleştiri yapma lüksümüz yok. Hükümetimiz de bunun farkında ve daha dengeli bir yaklaşım sergiliyor. Meseleye kendi içlerinde sürdürdükleri bir hesaplaşma olarak bakıyor ve taraf olmak niyet ve arzusunda değiller.

Bundan sonraki süreçte Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri nasıl bir seyir alır?

Buradaki dönüşümün gelecekte bize nasıl yansıyacağı konusunda çalışmamız ve fikir üretmemiz gerekiyor. Türkiye bölgedeki en önemli ülkelerden bir tanesi. Türkiye bölgedeki rejimleri olduğu gibi görüp onların anlayacağı bir siyaset türetmeli. Eğer Muhammed b. Selman orada iktidarı gerçekten sağlamlaştırıp ele alacaksa onunla önümüzdeki elli yıl nasıl bir ilişki sağlayabileceğimizin hesabı yapılmalı. Aynı zamanda B planımız da olmalı.

ZEKERİYA KURŞUN KİMDİR?

1960 yılında dünyaya gelen Zekeriya Kurşun, 1980 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ni kazandı. 1984 yılında buradan mezun olduktan 2 yıl sonra Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünde asistan oldu. Sonrasında Marmara Üniversitesi’nde otuz yıldan fazla öğretim üyeliği; çeşitli kademelerde yöneticilik ve kurul üyeliklerinde bulundu. Osmanlı dönemi Arap coğrafyası, Ortadoğu’nun yakın dönem siyasi tarihi, Türk-Arap ilişkileri ve Kuzey Afrika üzerine Arap ve Avrupa ülkelerinin arşivlerinde araştırmalar ve gözlemler yaptı. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı Kurşun, halen kurucusu olduğu Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği’nin (ORDAF) de başkanlığını yürütmektedir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.