Türkiye seçimini yaptı…

Yeni Türkiye yolunda kritik bir eşik daha geride kaldı…

Hataları ve sevapları ile iktidar yoluna devam ediyor… Bir seçim analizi yapacak değilim. Sadece şu kadarını ifade edeyim; iktidar aldığı oylara değil, aldığı dualara şükretsin… Verilen sadakalar, alınan dualar, yapılan iyiliklerle bu iktidar ayakta…

Şunu da hatırlatmak isterim: Aliya İzzet Begoviç’in yerinde tespiti ile ‘’Sonsuz iktidar yoktur. Her iktidar geçicidir. Herkes er veya geç önce halkın sonra Allah’ın huzurunda hesap verecektir.’’

Biz iktidarı böyle okuruz…

Şimdi siyaset, sistemi dizayn ederken biz sivillere düşen bir görev var: İktidar eğrildiğinde kılıçları ile onu doğrultacak bir sivil irade lazım…

Yine biliyoruz ki, sistemin dönüşümü iktidarla, toplumsal değişim sivil yapılarla mümkün…

İktidarın angajesi ve antisi olmadan adil duruşumuzu, Hakka şahitliğimizi sürdürebilmeliyiz…

Bu giriş cümlelerinden sonra aslında sözü şuna getirmek istiyorum…

Biz sadece seçmen değil aynı zamanda seçilmişlerdeniz…

Peki, bizi kim seçti ve niçin seçti?

Allah(cc)… Hem de meleklerin hayret ve merak içeren sorularına rağmen…

Evet, Allah seçimini yaptı…

‘’Hani Rabbin Meleklere, ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.’ demişti. Onlar, ‘Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.’ demişler. Allah da ‘Ben sizin bilmediğinizi bilirim.’ demişti.’’ (Bakara, 30)

İşte seçimini Allah’ın yaptığı halife, insan…

İnsana, kâinatta Allah’ın biçtiği konum; halifelik…

Kâinatın merkezinde insan olacak… İnsanın merkezinde ise İslam olacak…

Varlığın gözbebeği insan… Mükerrem, muhteşem, mübarek varlık…

Yeryüzünün efendisi, varisi, şahidi, öncesi, öznesi insan… Tabi ‘insan’ kaldıkça…

‘’Bütün esma’’ ya muttali olan insan, böylece halife olma ikramına da mazhar oldu…

İnsanın sorumluluğunun anahtar kavramı ‘halifelik’ tir…

Burada politik, ideolojik bir halifelik tanımından ziyade ontolojik bir halifelikten bahsediyoruz.

İslam’ın öğretisinde, Allah bilfiil yöneten değildir… İlke koyandır, murakabe edendir ve bir başka dünya da yargılayandır… İşte insanın dünyadaki imtihanı da bu özgürlük alanı içinde gerçekleşir…

Yeryüzünün halifesi olmak, karşı konulmaz bir kudretle donanmak değil, ağır bir görevi yüklenmektir…

Evet, halife olmak, Allah adına yeryüzünde Allah’ın hükümlerini uygulamak, yani hâkim kılmanın mücadelesini vermektir…

Yeryüzünün imarı, nesillerin ıslahı tüm zamanlardaki sorumluluğumuzdur…

İnsanın sorumluluğu yeryüzünde var ediliş amacına uygun bir hayatı inşa etmektir. İnsan bu misyona yetkili ve yeterlidir, çünkü halifedir…

Halifeyiz, çünkü Allah’ın ruhu ile ruhlandık…

Allah’ın boyası ile boyandık…

Kur’an ahlakını kuşandık…

Hayatımızın her safhasında ve sahasında Allah var…

Vahye muhatap kılındık… Emaneti yüklendik… Tüm canlılar emrimize musahhar kılındı… Doğal olarak yeryüzünü yönetmekte bize düşer…

Allah’ın iradesini yeryüzünde gerçekleştirmekte bizim görevimiz…

Adalet, merhamet, özgürlük, güvenlik, barış… Tüm İslami ve insani değerler olanların uhdesinde…

‘En İnsan’ biz olacağız, çünkü biz halifeyiz…

Şimdi olması gerekeni ifade ettik, peki biz bu hilafetin neresindeyiz?

Hal ve gidişatımız halifelik misyonuyla ne kadar örtüşüyor?

Görünen o ki, sınavda zorlanıyoruz, tıkanıyoruz…

Halifeliğimizi tehdit eden korkulara, konforlara, koltuklara takılı kalıyoruz…

‘Birbirimizin imtihanı olmadan, birlikte bu imtihanı nasıl verebiliriz?’ sorusunu ve sorununu çözmemiz gerekiyor…

Birbirimizi hedef seçmeden ortak hedeflere yürümemiz lazım… Hedef kitleye ulaşmayınca kardeşlerimizi hedef seçtik… Dostlarıyla savaşanlar, düşmanlarını yenemezler…

Unutmayalım ki, mevzusu olanın mevzisi olur, mesuliyeti olur…

İmanı olanın iddiası olur, iradesi olur, ideali olur…

Gayesi olanın gayreti olur…

Davası olanın derdi olur… Derdi olanın arayışı olur…

Bugün rüzgâr bizden yana, yelkenlerimizi sonuna kadar açmamız gerekirken üzerimizdeki ağırlığı atamıyoruz…

Gün bizim günümüz fakat anın vacibini idrak ile ‘ibnül-vakt’ olamıyoruz…

Bu topraklara cemre düştü, bizim de yola düşmemiz gerekiyor…

Mevsim bize döndü, hasat zamanı, fırsatları tüketmeyelim…

Halifeliğimizi gösterelim… Merhametimizi esirgemeyelim… Hakikate şahitlikte ödün vermeyelim…

Yeryüzüne merhamet ve iyilik taşıyoruz, adalet ve özgürlüğü taşımakta bize düşer…

Dünyanın menfaate değil, adalete, hakkaniyete, insaniyete ve rahmete ihtiyacı var… Kendi özelimizle kendimizi sınırlayamayız…

Biz ki, yeryüzünde Hakkın temsilcisi, hakikatın tebliğcisiyiz…

Rahmetin taşıyıcısı olması gereken bizler, rahata ve rehavete yenik düşemeyiz…

Biliyorum kul demek kusur demektir… Kusurlarımıza rağmen seferden kopmayacağız… Toplumsal sorumluluklarımızı sürdüreceğiz…

Siyasi iktidar duble yollar, tüneller yapadursun, biz sivil yapılar olarak yol haritamıza bakalım… Yoldan çıkmış gençliği nasıl irşad ve ıslah edebiliriz, bunun arayışında olalım…

Yine iktidarın sağlıkta devrim niteliğindeki açılımları elbette bizleri sevindirir, ancak ruh sağlığı şizofrenik bir neslin tedavi ve terapisi İslami hareketin öncelikli gündemi ve görevidir, diye düşünürüz…

Dar anlamda ‘kendi iktidar alanlarımızda ne yapıyoruz?’ buna yoğunlaşalım… Vaziyet ettiğimiz ortamlarda vaziyet nasıl?

‘’Bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onları değiştirmez.’’ (Rad, 11)

Allah’ın elimizden tutmasını istiyorsak, Allah’ın elimize tutuşturduğu şu Kitabı sımsıkı tutmalıyız ve tutunmalıyız…

Allah’ın gündemine girmek için, Allah’ı gündemimize almalıyız…

Unutmayalım ki, kadın-erkek hepimiz halifeyiz, hanifiz…

Her an İlahi huzurdayız ve İlahi direktiflere hazırız…

Bizce hayatın anlamı ve amacı budur…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.