Bilhassa eğitim konusunda detaylara inildiğinde, maddeler halinde tartışma konusu ortaya çıkmaktadır. Müfredatların değişmesi, sınav sistemi, yoğun bilgi üretimi vb. Hiç şüphesiz bu maddelerin eğitim bağlamındaki tartışmalarda bir karşılığı vardır. Fakat ben tüm bunları önceleyen bir sorunun olduğu kanaatindeyim: acaba bir insan felsefemiz var mı? Ya da nasıl bir insan felsefesi var?

Her şeyden önce eğitim nedir? Belki bu soruyla işe başlayabiliriz. Eğitim çoğu insana göre insana bazı bilgiler dikte etme ve belirli prototipte insanlar yetiştirme olarak görünüyor. Bunu tümel ya da tekil düzeyde meselelere bakışta anlayabiliyoruz. Kanaatimizce eğitimin iki temel niteliğinden bahsetmemiz mümkündür. Birincisi, eğitimin evrensel ölçekte düşünen ve dünyayı analiz etme kapasitesini genişleten bir insan yetiştirmeyi hedeflemesidir. Bunun anlamı; insanlara durmadan dikteler yaparak, dünyaya ve insanlara tek taraflı bakan insan yetiştirmekten uzak durmasıdır.

İkincisi de, eğitimin insandaki yetenekleri ortaya çıkarabilmeye matuf olmasıdır. Böylece kişide varolan yetenekler ortaya çıkacak ve ardından geliştirilmesi için yöneltilecektir. Böylece çok farklı nitelikli insan yetişmiş de olacaktır.

İnsan felsefesi meselesinin diğer konulara öncelenmesi gerektiğinden söz etmiştik. Zira müfredat, imtihan, bilgi vb. neyi tartışırsanız tartışın, nasıl bir insan sorusunu cevaplamadan diğer tartışma konuları detay unsurlar olarak kalır ve fazla da bir mesafe alınamaz.

İçinde yaşadığımız dünyayı ve onun şartlarını da dikkate alarak, insan felsefemizi kurmak durumundayız. Öncelikle eğitimi, bir ideolojik dikte meselesi olmaktan çıkarmalıyız. Bu durumda öğrenciler ideolojik savunucular yada karşı çıkıcılar haline geldiğinden meseleleri değerlendirmek gibi bir “duruş”a hiçbir zaman sahip olamıyorlar. Sıklıkla söylenen bir cümle vardır: “Aç insana balık vermektense, balık tutmayı öğretmek lazımdır.” Bu sözü eğitimde şu şekilde uygulamalıyız. Öğrenciler hazır, işlenmiş, yorumlanmış cümleleri hazırlamak yerine, bilgiyi değerlendirmeyi, doğru ve yanlışa bir takım kritiklerin sonucunda kendi çabalarıyla ulaşmayı öğrenmelidirler. Kişi tüm hayatında dışarıdan hazır yorum almaya ve dikte edilmeye alıştığında, artık bir müddet sonra kritik bir zihinden uzaklaşır.

İkincisi, bugün küresel bir dünyada yaşamaktayız. Küresel bir dünya çok farklı kültür, din, mezhep, dünya görüşünden insanın biraradalığı demektir. Bu, bazen sınırların aşındığı bir dünyada mekansal birlikteliktir, bazen da mekanın anlamını yitirdiği sanal biraradalıklardır. Dolayısıyla bugün çocukların sahip olduğu inanç ve iddialarını evrensel ölçekte tartışılabilecek bilgilerle ifade edecek düzeyde olmaları gerekiyor. Bu da konuşma ve tartışmalarını argümentatif bir şekilde sürdürecek insan portrelerinin eğitimin temel gayesi olmasını zaruri kılmaktadır. Bu açıdan herhangi bir konuyu ideolojik bir dikte konusu yaparak öğretmek ya da öğretmemek şeklindeki tavırdan ziyade, bir fikrin kabulü ya da reddini evrensel geçerli bilgilerle o meseleyi kritik etmeye bağlamak doğru bir tavır olarak ortaya çıkmaktadır.

Üçüncüsü de, eğitim vasıtasıyla kendi içinde tutarlı ahlaklı insanlar yetiştirmek temel gaye olmalıdır. Ancak ahlaki tutarlılığın sağlanabilmesi adına aileden başlayarak, okul, işyeri ve farklı mekanlarda bu ilkelerim titizlikle toplum tarafından sosyal kontrolü gereklidir.

Nasıl bir insan? Önemli bir soru(n) olarak görünüyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.