Kadın ve erkek arasındaki ilişkilerin, ahlak ve hukuk çerçevesinde oluşması ve gelişmesi konusunda sağlıklı bir pratiğin  gerçekleştirilmediği ve insani bir çerçevenin içselleştirilmediği görülmektedir. Erkek,  kolaylıkla  kadına karşı şiddete başvurabilmektedir. Dünyanın her yerinde  nerede ise iki üç dakikada  en az bir defa kadın, erkeğin şiddetine maruz kalmaktadır. Kadına yönelik şiddet, bugün  bütün  dünyada   artma eğilimi içerisine girmiş olup, çok ciddi bir insanlık sorunu haline gelmiş durumdadır. İnsanlığın bugün en büyük başarısızlıklarının başında kadına yönelik şiddeti durduramaması vardır. Kadına yönelik şiddet, durdurulamadığı için hayatımızın her alanı şiddet, kavga, çatışma ve yıkımlarla doludur.

Kadına yönelik şiddet, bugün   sokaklar, toplu taşım araçları  ve adliye önleri başta olmak üzere  hayatın her alanına taşmış durumdadır. Kadına karşı şiddetin  başlama,  kalıcılaşma ve  yayılma yeri ve platformu, ev ve ailedir. Ailede ve evde başlayan şiddet, aile kurumunu ve ev dediğimiz mekanı çürütmekte ve buraları yaşanmaz hale getirmektedir. Aile ve ev içinde kadına yönelik  devam eden  yapısal şiddet sürdükçe, aile kurumunu  ayakta tutmak ve güçlendirmek mümkün değildir. Aile kurumunu  güçlendirmenin ve ayakta tutmanın yolu, kadına yönelik şiddetle etkili bir şekilde mücadele etmekten geçmektedir.

Kadına yönelik şiddet, sadece fiziksel saldırı, yaralama veya öldürme olarak anlaşılmamalıdır. Fiziksel saldırı ve yaralama, kadına yönelik şiddetin   sadece bir boyutunu oluşturmaktadır. Kadına yönelik şiddetin, fiziksel, psikolojik, ekonomik, sosyal ve cinsel boyutlarının tam olarak anlaşılması ve kadına yönelik şiddetle bu bütüncül bakış açısı içinde mücadele edilmesi lazımdır.

Erkeğin kadına  kolaylıkla  şiddet  uygulamasının temelinde, günlük hayatta şiddetin sıradanlaşması vardır. Kadına karşı şiddet uygulayan erkekler, insan hakları, onuru ve kadına saygı gibi değerleri hiçbir şekilde umursamamaktadırlar. Erkek,  kendisine göre standartlarla kadına karşı uyguladığı şiddeti meşru ve haklı görebilmektedir. Töre, namus, kıskançlık ve ahlak gibi  kavramların arkasına sığınılarak, kadına karşı şiddetin kaçınılmaz olduğu   algısı ve anlayışı toplumda yerleştirilmektedir. Kadına karşı şiddetle mücadele edebilmek için günlük hayatta şiddet kullanımını meşrulaştıran, başlatan ve yaygınlaştıran  çifte standartlı  anlayışlarla mücadele etme gereği vardır.

Kadına yönelik  sosyal-psikolojik izolasyonun ve  fiziksel şiddetin, din, ahlak veya kültür adı altında meşrulaştırılması mümkün değildir. Kadın ve erkek arasındaki sorunların çözümünde, şiddet ve izolasyon çözüm yolu değildir. Şiddet ve yalıtma yerine, iletişim ve empatiyi çözüm yolu  olarak gören  yeni  bir anlayışı biçimi,  bireylere kazandırılmalıdır.

Kadına yönelik şiddet vakaları karşısında acımak, merhamet duygularının kabarması sorunu çözmemektedir. Çözüm, kişinin  kadına ve şiddete olan bakış açısını değiştirmesinden geçmektedir. Kadına yönelik şiddeti meşrulaştırmaya ve haklılaştırmaya  hizmet eden gerekçeler uydurmak için göbek bağlarını çatlatan kişiler, şiddetin, kadının ve insanın bir arada olamayacağına dair sahih ve sahici bir anlayış ortaya koyamamaktadırlar. Kadının varlığını  bir şiddet çerçevesi içinde konumlandırmak, patolojik bir anlayıştır. Kadının varlığını iletişim ve empati içinde konumlandırmaya ve anlamlandırmaya ihtiyaç vardır.

Erkek, kendi zayıflıklarını,  ezikliklerini, açmazlarını ve çaresizliklerini, kadına şiddet uygulayarak tatmin etme yoluna gitmemelidir. Erkek, bastırılmış arzularını ve öfkelerini, kadından çıkarmamalıdır. Kadın, erkek için bir günah keçisi konumunda olmamalı ve  bu   işlevi görmemelidir. Kadına  uygulanan şiddetin, erkeğin hayatına mutsuzluk, yıkım, çöküş ve tükeniş olarak döneceğine hiç şüphe yoktur.

Kadın ve erkek,   hukuk ve barış içerisinde bir arada yaşamayı gerçekleştirme  sorumluluğunu yerine getirmek için  çaba göstermelidirler. Erkeğin, kadın üzerinde güç oluşturmak ve  kadının hayatını kontrol etmek için  şiddet yoluna başvurması, kadın ve erkek arasında  gerçekleşmesi beklenen huzur ve barış içinde birlikte yaşama imkanını ortadan kaldırmaktadır. Şiddetin kadını kontrol etmenin bir aracı ve yolu  olarak görülmesi anlayışıyla yüzleşilmesi lazımdır. Erkek, kadının hayatını kontrol ve yönetmek yerine, onurlu iki  farklı cins olarak hukuk, ahlak ve özgürlük içinde  iletişime ve empatiye dayalı bir çerçeve içinde  ilişki becerilerini ve kapasitesini geliştirmelidir.

Erkek olmak, genellikle sert ve haşin olma ile özdeşleştirilmektedir. Erkek kimliğinin şiddete dayalı olarak kurgulanması,  şiddet uygulamanın erkek olmanın gereği ve imtiyazı olduğu şeklinde çarpık  ve anormal bir kimlik ve zihin durumunun oluşmasına yol açmaktadır. Maçoluğun, sertliğin ve şiddetin erkek kimliğinin kurucu unsurları olmadığını,  kişilerin  fark etmesi lazımdır. Kadına karşı  şiddetin insanlıkla ve erkeklikle bir ilişkisi bulunmaktadır. Kadına karşı şiddetin, hem insanlığımızı, hem erkekliğimizi birlikte ortadan kaldıran bir insanlık faciası olduğu gerçeğini fark etme olgunluğuna erişmek için her açıdan  yeni bir insani diriliş ve inşa seferberliği içinde olmalıyız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.