Sorulara, bitmez tükenmez sorulara cevap yetiştirmeye çalışmaktan bitap düşmüş durumdayız.

Aktif cep numarasını köşesinde yazabilme “kahramanlığını” gösterebilen bir yazar, bunun faturasını ödemeyi de göze almış olmalı değil mi?

Cevap ver babam, cevap ver!..

Sağda solda, panelde toplantıda, çarşıda pazarda bizi yakalayan kadim okuyucularımız, anında çembere alıyor.

Soru üstüne soru…

Son olarak namaz edası için girdiğimiz camide bir grup kardeşimiz, “Sizi yakalamışken sohbet edelim!” dedi.

Telefonlar, organizasyon…

Derken en az beş saflık “Cemaat” oluştu.

Bir “cübbe” istedim kardeşlerimden.

Bir yakışmış ki, of!..

 “Bakın, ben her soruya sağlam karşılıklar verebilmeye ehil sayılmam!” diye bir “kestirmeden çıkış” manevrası yaptım…

“Nafile!..”

Soru yöneltenlerimizin çoğunun AK Partili oldukları, en azından genellikle AK Parti’ye oy verdikleri hemen belli oluyor.

Arada, “Saadet” kıvamlılar var.

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun dâvâsını benimsediğini söyleyen bir kardeşimiz de ortamda.

“FETÖ”cüleri, veya Yeni Türkiye’yi alttan alta oymaya çalışan diğer “İslamî görünümlü yapılar”ın mensuplarını büyük ölçüde ayırt edebiliyoruz.

Onlardan pek olmuyor etrafımızda.

Daha çok AK Parti’li, “Reissever” vatan evlâtları…

Bunların da “dünya malını istiflemişlerinden” değil.

Evini, dükkânını “güç belâ” döndürenlerinden…

“Dünyevi menfaat” beklentisi olanın bizimle işi ne; uzak durur…

Zira…

“Bu adam çakar mı çakar, belli mi olur!”

Ne iş değil mi?

Yiğidin harman olduğu değil de zor bulunduğu dönemlerde pısıp sızanlar, şimdilerde oooh, kaymak!..

Onlara kaymağı, bize derdi tasası!..

 “Siz yaptınız, kaymağını başkaları yiyor” dendiğinde…

Hiç unutmam, şöyle karşılık vermişti Rahmetli Erbakan Hocamız:

“Evlat!

Kaymak dünyada yenmez…

Kaymak…

Cennet’te yenir!”

Madem öyle…

 “Ellerin derdi biter benim derdim yavrular” demeyecek…

Hücumlara göğüs gerecek, soruları göğsünde eriteceksin!..

Neyse…

Bu temiz kardeşlerimizin üzerinde durdukları mevzulara ve bize cepheden yönettikleri sorulara gelelim:

Diyor ki biri;

Serdar Abi, KPSS -FETÖ davasında tutuklu sanık kalmadı!.. Bizim medya, bu FETÖ- KPSS-Sınav Hırsızlığı konusunda elli bin tane haber yapmıştı. Şimdi ne olacak? Sonra…Birileri gerçekten sıkıntısız da ondan mı salıveriliyor, yoksa Reis hakikaten neredeyse tek başına mı mücadele ediyor?!”

Hadi bakalım, sen Serdar ol da cevap ver!..

Bir başkası…

“Cumhurbaşkanımız, Kuzey Irak’taki Referandum girişiminin ülke güvenliğini tehdit ettiğini ve ‘oldu-bitti’ye asla izin verilemeyeceğini söyledi. Dahası, bu işin arkasında net bir şekilde İSRAİL’in olduğunu açıkladı. Buna rağmen, AK Partili milletvekillerinden, belediye başkanlarından, il başkanlarından, ilçe başkanlarından vesaire vesaire…”

-Vesaire vesaire…

“Topyekun bir destek göremiyoruz. Yani, Cumhurbaşkanımız , tehlikeye bu kadar net ifadelerle dikkat çekiyorken, AK Parti teşkilâtının bütün unsurları ile Cumhurbaşkanımızın yanında olması gerekmez mi?”

Biri…

“Hatta Serdar abi, Cumhurbaşkanımızın ‘İsrail Destekli’ dediği K. Irak Referandumu’na açık bir şekilde destek veren AK Partililer bile var, buna ne diyorsunuz?..”

Hadi bakalım, sen Serdar ol da cevap ver!..

Gelsin sorular, göğsümde yumuşatayım…

Mesela…

“Serdar Abi” dedi biri;

“Sen KKTC’deki Siyonist yerleşime dair nice yazı kaleme aldın, haber yaptın, belge yayımladın. Yetkililerden seni arayıp, ‘Kardeş, bilgi, belge neyse paylaş bizimle, üzerine gidelim’ diyen oldu mu, oluyor mu?’ diye bir soru.

Geçelim!..

TEOG meselesi son vakitlerde hep önümüzde.

Sayın Cumhurbaşkanı, “Bizim zamanımızda TEOG mu vardı?” diyerek, bu işin anlamsızlığına, gereksizliğine vurgu yaptı.

Doğrusu, piyasada TEOG aşığı yok, olsa olsa TEOG işinden geçinen bazı yayınevleri yamulmuştur. Milyonlarca vatan evlâdının 15 Temmuz hain darbe girişimini püskürtmek için canını hiçe saydığı bu mübarek vatandaki bir “büyük yanlış” düzeltilecekse, beş on yayınevinin lâfı edilmez.

Yaşasın sınavsız Türkiye!..

İyi oldu, Sayın Cumhurbaşkanı “TEOG”a karşı çıktı.

TEOG işi bitti.

Güzel…

Kardeşim soruyor, ben ne yapayım:

Milli Eğitim Bakanı, ‘Çocuklarımız yarış atına döndü!’ diyor. Bu sence ne kadar gerekli bir değerlendirmeydi Serdar Abi. Bu tür sözler, muhalefetin eline koz vermiyor mu?..”

Bu soruyu da göğsümüzde yumuşatarak cevapladık ama...

Gel sen ne çektiğimi bir de bana sor!..

Öte yandan efendim;

Belediye yönetimlerinden nice şikâyet oluyor.

Bu şartlarda belediye seçimlerine gidilirse sıkıntı olmaz mı?” diye soruluyor.

“Bütün sandıkların birleştirilmesi iyi olmaz mı?” diye de ekleniyor.

Sorular, ‘Soru-Yorum’lar kurşun gibi:

Sayın Cumhurbaşkanımız, bu dağınıklığı toparlayabilir mi?

Bir yandan FETÖ, PKK ve diğer şer odaklarıyla mücadele…

Öte yandan  ‘hasbÎ’ adam bulma zorluğu…

Herkes ‘hesabî’ olmuş abi, nerdeee o 28 Şubat döneminin samimiyeti!..

Sayın Cumhurbaşkanımızın ‘kapının önüne koyarız’ dedikleri, öyle olmadık işler yapanlar… AK Parti yönetiminin çok itibar ettiği bazı sözde bizden gazetecilerin, ‘FETÖ medyası serbest bırakılsın!’ çağrıları…

‘Kendi medyamız’daki bölünme.

‘Ahmetler kavga ediyor!’

‘Kararsızlar-Kararlılar kavga ediyor!’

‘Birileri racon kesiyor!’

“Yerini kaybeden saldırıyor, yerine gelen avuçları patlayıncaya kadar vıcık vıcık alkışlıyor’

Bizler ise…

Biz gariban AK Partililer ise…

Reis’i yalnız bırakmamak için var gücümüzle çalışıyoruz.

Biz çalışıyoruz…

Muhalefet iyice bilenmiş, çok daha fazla çalışıyor!

Serdar abi…”

-???

-Serdar Abi?!..

-Efendim?

-Dinlemiyorsun galiba, aklın başka yerde gibi?

-Yo, yo, dinliyordum, ‘Ahmetler kavga ediyor!’

Dinle dinle bir yere kadar.

Bizdeki de sabır.

 Ya sabır!..

Al sazını eline, vur beline beline…

“Dostlarım, kardeşlerim:

Bir yanda Kemal Kılıçdaroğlu var ve kimleeer, kimler…

‘İçeride’ de Sayın Cumhurbaşkanımızı ince ince doğramak isteyenler.

Rahmetli Abdülhamit Han Hazretleri’ni yalnız bırakmakla kalmayıp ağır suçlamalarla saldıran “âlim” zatlarımız, sonradan başlarını taşlara vurmadılar mı?

Binaenaleyh, bu işin başka bir çıkış yolu yoktur!  Zorlu bir yola girildi, hedef 2019!..

Elbette zorluklar olacak, elbette kişisel menfaat beklentisiyle çeşit çeşit hareket edenler olacak…”

Kitle, heyecanla dinlerken…

En bilmiş, en sorumlu görüntümle…

Diyorum ki;

“Durmak yok, yola devam!”

EĞİTİM’DE DEVLET’TEN “SADECE DİPLOMA” BEKLE!..

Mevzu budur.

Her şey Devlet’ten beklenmez!

Eğitimse konu, bir tek diploma beklenir.

Diploma lâzım; kamuya girerken lâzım, özel sektöre girerken biraz lâzım, askerlik için lâzım, çocuğunun eve getirdiği “Anne Baba’nın tahsil durumu” hanelerine en azından “Lise”, mümkünse “üniversite” yazabilmek için lâzım!..

Onun dışında…

Kendi yoluna bakacaksın!

Mesela…

Bu abinizden, kardeşinizden tavsiye:

Okurken, imkân buluyorsanız mutlaka çalışın.

Hukuk fakültesine gidiyorsanız mesela, ders dışı saatlerde bir avukatın yanına kapak atın.

Masanın tozunu almaktan başlayın, okulda öğrendiğinizden çok daha fazlasını öğrenirsiniz!

Hafta sonlarında, mutlaka bir işin ucundan tutun.

 “Sıradan okullardan birini” dört yılda ya da tam zamanında bitireceğinize, biraz  uzatıverin, bir şey olmaz.

Marifet, okul bittiğinde “çok bilen” olmaktan ziyade “yapabilen” olmakta!..

Lise, bilhassa da üniversite sıraları adamı fena halde uyuşturuyor, kantin muhabbetleri kafa ütülüyor, talebeler birbirinin moralini bozuyor, bunalımı çevreye bulaştırıyor.

Uzak durmayın ama fazla da yakın olmayın.

Hangi mesleğin elemanı olmak istiyorsanız, okuduğunuz ilde o işi yapanlarla tanışın.

Çay için.

Muhabbet edin.

Boşlukta dolaşmayın.

Çok çok parlak bir öğrenci değilseniz, açık lise ve açık öğretim fakültesi harikadır sizin için.

Hem çalışır, meslek öğrenir, hem de diploma alırsın.

“İşi yapabilen”in diploması ‘ikinci plâna’ düşer, unutmayın.

Bir lisan öğrenin, ikincisini öğrenin.

Açık lise, açık öğretim fakültesi; yedi sekiz yıl demek.

Bu sürede iki lisan rahatlıkla öğrenilir, hadi olmadı bir.

Birkaç yazımda, Milli Eğitim’e de “tavsiyelerde” bulunmuştum.

Mesela…

Çok basit;

Meslek eğitimini geliştirmek mi istiyorsunuz?

Ya da “gerçekten geliştirmek istiyor musunuz?”

Meslek Yüksek Okulu mezunlarına kısa dönem askerlik hakkı veriniz, bu okulların câzibesi artsın.

Bir de…

Bütün meslek liseleri ile bütün meslek yüksek okullarına birer yıl hazırlık, sonrasında da sıkı “lisan” dersleri koyunuz.

Kahraman vatan evlâdı “lisan” öğrenerek bitirmiş olsun, bu okulların cazibesi artsın.

Bunları yazdık…

Niceleri çok faydalı lâflar etti, raporlar (filan) sundu…

Da….

Ben oradan pek bir şey beklemiyorum artık.

Herkes, kendinden sorumlu.

Her aile kendi çocuğundan sorumlu.

Herkesi başka başka yaratmış Yüce Allah.

Tek tip eğitim” bize uymaz!..


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.