İnsanoğlu, bir saniyesine bile hükmedemediği hayatın geçici zevklerine ulaşabilmek için  “fırıldak” olmasa!..

Ne için bütün bunlar…

İnsanlar, birbirlerine niçin habire iftira atıyor…

Niçin kuyu kazıyor?

Rızık kaygısından mı?

İşte Hüküm:

“Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. O, her birinin (dünyada) duracakları yeri de, (öldükten sonra) emâneten konulacakları yeri de bilir…”

Bir de “şükür”:

“Eğer şükrederseniz, elbette size olan nîmetimi artırırım…”

Bitti!..

Biz bir kere “kendin” olmaya, “özüne dönmeye”  karar versen, mesele kalmayacak Allah’ın izniyle.

O vakit...

Onun bunun ayağını kaydırmak için “iftira”lara başvurmak ve böylece menfaatlere yer açmaya çalışmak gibi,  “FETÖruhlu”lara yakışır işlerden tamamen uzak olacaksın.

İşine bakacak, işini yapacak,  tevekkül edeceksin…

Sonucu Yüce Allah’tan bekleyeceksin.

Yoksa…

Şu hale bakın, dünyevi menfaatler için ne kavgalar veriliyor, ne hukuklar çiğneniyor…

Koltuk ve servet kavgalarında, kan gövdeyi götürüyor…

İftira bol…

Bugünlerde moda, “FETÖcülük!”

Neredeyse herkes, neredeyse herkes için “FETÖcü” diyor!..

Bu durum da, gelmiş geçmiş en büyük şer organizasyonlarından biri olan “FETÖ”nün işine geliyor!..

Ne kadar çok lâf, ne kadar çok iftira olursa, ortalık o kadar karışıyor, “gerçek FETÖcülerin” üzerine gitmek o kadar zorlaşıyor!..

Gıybet, gıybet…

Neredeyse herkes en az bir kardeşinin “cesedini” yiyor!..

Oysa ne gerek var…

Düz olsan…

“Zararınaymış gibi görünse” de doğruyu söylesen…

En azından yalan söylemesen…

Kesin bilgi sahibi olmadığın konularda konuşmasan…

“Zan”dan kaçınsan…

“İhaneti” gördüğünde de elinden geldiğince üzerine gitsen…

Yüce Allah yardım etmez mi?

Biraz rahat olsan…

Rahat…

Sâkin…

Kendin!..

Şöyle bir kalbine eğilsen…

Ve başlasan, ismiyle müsemma “Muhsin” gibi:

“Bakın yoldan geliyoruz…

Şimdi yola gideceğiz…

Hiçbirimizin garantisi yok…

Şurada ayakta duranın da oturanın da garantisi yok.

Ruh bir saniyelik.

Küf dedim mi…

Bir soluk, gitti!..

Nerede geleceği, nasıl geleceği…

Ne şekilde yakalayacağı belli değil!..

Bir saniyesine bile hâkim değilsiniz.

Bir saniyesine bile hâkim olamadığın, hükmedemediğin bir hayat için, bir dünya için bu kadar fırıldak olmanın anlamı yok.

Düz yaşayacağız…

Düz duracağız, düz yürüyeceğiz…

Dik duracağız, doğru gideceğiz….!”

Ah Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu…

Şimdi hayatta olsan…

Ve ben, o çok zorlu ama çok güzel günlerde  sıkça yaptığım gibi “teybimle” yanına gelsem..

Ben sorsam gönlümce…

Ve sen yine söylesen!...

Ben, desem ki,

“Başkanım çok uzun oldu söyleşi…”

Sen desen ki,

“Sen ayarlarsın onu, istediğin yerinden kısarsın, yeter ki özü bozulmasın. Zaten sen bizim özümüzü sözümüzü bilirsin!”

Sen böyle desen.

Ben yazsam.

Ertesi gün…

Desen ki Başkan;

“Eline sağlık, her vakit olduğu gibi eğmeden, bükmeden, öze dokunmadan vermişsin! Görünen hainlerin ve mücadeleyi sulandırmak isteyen diğerlerinin hakkını vermişsin!.. ”

Böyle bitse o gün…

Gelsem bizim sokağa…

Yorgun, sakin, çıksam merdivenleri…

Görevimi yerine getirmiş olmanın huzuruyla …

Rahatça koysam başımı yastığa!..


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.