Batı dünyasında Ortadoğu üzerine araştırmalar yapan önemli isimlerin başında gelen Bernard Lewis, 101 yaşında (1916-2018) hayata veda etti. Lewis, ülkemizde de çok yakından bilinen bir isimdir. Lewis’in yazdıkları ve çizdikleri, değişik açılardan değerlendirmeye tabi tutabilir ve onu farklı yerlere konumlandırmak mümkündür.

Bernard Lewis, kendisini Ortadoğu Tarihçisi olarak nitelendirmekte ve hayatını bir tarihçinin serüveni olarak görmektedir. Lewis, bir tarihçi olmanın ötesinde, bir ideolog, politikacı ve fanatik bir Siyonist ve Batılı olarak yaşamıştır. Lewis, akademik kariyerinin hiç bir döneminde akademik olgunlukla dünyayı ve Ortadoğu’yu değerlendirmemiş, akademik çalışmalarını hep ideolojik dünyasının hizmetinde kullanmıştır. Lewis, Müslümanların aşağılık kompleksi içinde hareket eden fanatik yığınlar olduğu hezeyanını iddia ederek Batı emperyalizminin ve Siyonizm’inin coğrafyamızdaki yıkıcılığını gizlemeye ve meşrulaştırmaya çalışmıştır.

Bernard Lewis, hayatı boyunca Siyonizm’i savunmuş ve İsrail emperyalizminin yanında olmuştur. Lewis, Filistinlilerin devlet sahibi olma hakkını inkar etmiş ve tarih boyunca Filistin topraklarında bir Filistin devletinin olmadığını söyleyerek İsrail’in varlığını savunmuştur. Lewis’i en büyük Ortadoğu tarihçilerinden biri olarak niteleyen İsrail Başbakanı Netanyahu, İsrail’in yılmaz bir savunucusu olduğu için ona, sonsuza kadar minnettar olacaklarını ve Lewis’in bilgeliğinin kendilerine gelecekte hep yol gösterici olacağını ifade etmiştir. Lewis, hayatı boyunca İsrail’i ve Siyonizm’i savunmuş bir fanatiktir. Siyonist bir ailede doğmuş ve yetişmiş olan Lewis, gençlik yıllarını aktif bir şekilde Siyonist gençlik örgütleri içinde geçirmiştir. Lewis’in, İsrail Başbakanı Golda Meir’le çok yakın ilişkileri vardı ve 1973’te Mısır-İsrail arasında ateşkes antlaşmasının imzalanması için taraflar arasında arabulucu rolü üstlenmiş ve iletişimi sağlamıştır.

Lewis, Batılı ve Siyonist kimliğini, her şeyin üstünde tutmuştur. Uzun bir süre İngiliz İstihbarat Servisinde görev yapan Lewis, Ortadoğu’da Anglo-Amerika-Siyonist hakimiyetinin kurulmasını, kalıcılaşmasını ve derinleşmesini hep gerekli görmüştür. O, akademisyen ve tarihçi olmanın ötesinde, bir Siyonist ve Batılı olmayı kendisine esas almıştır. Ortadoğu tarihi konusunda akademik niteliği olan ciddi eserler ortaya koymasına rağmen, o asla akademik ve ideolojik kimliğini birbirinden ayırt etmemiştir.

Lewis akademik dünyada Ortadoğu konusunda yaşayan en büyük araştırmacı şeklinde bir şöhrete sahiptir. Lewis, Neoconlara ve Beyaz Saray’a entelektüel Rasputin olarak hizmet eden karanlık ve kirli bir figürdür. Amerika’nın Irak’ı işgal etmesi için Bush ve yönetimini ikna eden figürlerin başında Lewis gelmektedir. Wolfowitz, Irak işgalinin entelektüel öncüsünün Lewis olduğunu söylemekte ve Ortadoğu’nun kompleks tarihini anlamalarına Lewis’in rehberlik ettiğini ifade etmektedir. Lewis, Amerika’nın ve İsrail’in Ortadoğu coğrafyasındaki işgallerini ve yıkımlarını sürekli olarak desteklemiştir. Hayatı boyunca Batı ve Siyonist emperyalizmin savunucusu olan Lewis, sahte bir akademisyen ve tarihçi maskesiyle gerçek kimliğinin arka planda kalmasını sağlamıştır. Ortadoğu’da savaş ve yıkımın yayılması için çalışan, emperyalizm ve Siyonizm’in propagandistliğini yapan Lewis’i bir kesin inançlı olarak niteleyebiliriz.

Lewis, hayatı boyunca Amerikalılar, İngilizler ve Yahudiler başta olmak üzere bütün Batılı toplumlara Batılı olduklarını, İslam’ın ve Müslümanların onların düşmanı olduğunu anlatmaya çalışmıştır. O şöyle demektedir: “ Biz eskiden kim olduğumuzu, düşmanın kim olduğunu, tehlikeleri ve konuları biliyorduk. Bugün ise kim olduğumuzu bilmiyoruz, konuları bilmiyoruz ve düşmanımızın doğasını tam olarak bilmiyoruz.”Lewis, İslam’ın ve Ortadoğu’nun Batı’nın ezeli düşmanları olduğunu ve Batı kimliğinin mutlaka İslam ve Müslüman düşmanlığı temelinde sürekli olarak güncellenmesi ve kurgulanması gerektiğini düşünen bir emperyalisttir.

İslam ve Batı arasında bir çatışmanın kaçınılmaz olduğunu savunan Lewis, medeniyetler arası çatışma tezinin gerçek sahibidir. Lewis, 1957 yılında medeniyetler arası çatışma kavramını kullanmıştır. Huntington, Lewis’in medeniyetler arası çatışma tezini Soğuk Savaş sonrası dönemde dünya sisteminin temeli haline getirmiştir. Müslümanların tarih boyunca Batılılardan nefret ettiğini, Batılıları düşman olarak gördüğünü ve Müslüman bilincinin derinliklerinde Batıya karşı dinmeyen bir öfke bulunduğunu iddia eden Lewis, Batının, asıl düşmanının İslam olduğu gerçeğinden asla gafil olmaması gerektiğini asli gerçeklik olarak vehmetmektedir. O, Batının iç problemleriyle enerjisini harcamak yerine, asıl düşman olarak İslam’a ve Müslümanlara odaklaşmanın Batı için bir beka konusu olduğunu düşünmektedir. Lewis, İslam düşmanlığını Batıda beka konusu haline getiren, Müslümanlara nefreti ve düşmanlığı akademikleştiren ve bilimselleştiren karanlık bir kişiliktir. Lewis, Batı’da İslam düşmanlığının ve İslamofobinin oluşumunda ve kökleşmesinde en çok payı olan Siyonist yazarların başında gelmektedir. Lewis, İslam-Batı ilişkilerinin geleceğinin kanla, nefretle, düşmanlıkla ve yıkımla dolu olması için Müslüman dünyanın Batının ezeli düşmanı olduğu kurgusunu Batı bilincine kazımaya çalışan sinsi bir zihin iğfalcisidir. Lewis, İslam ve Ortadoğu’yu düşman olarak araştırmış, incelemiş ve yazmıştır. Lewis’in yazdıklarını, düşman olduğu Ortadoğu’yu ve İslam’ı düşman olarak sunmanın saptırılmış bir örneği olarak değerlendirebiliriz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.