Birey kavramı, ortalama anlayışta daha çok bir ferdi kastetmek üzere kullanılmaktadır. Birey, Batı’da özel olarak cemaat bağlarından kurtulmuş, aslında tüm geleneksel bağlarından kurtulmuş, bağlantısız, artık kendi yönsemesini kendisi belirleyen bir varlık olarak ortaya çıkmıştır.

Bireyin ortaya çıkışında iki boyutlu olarak değerlendirilebilecek gelişmelere önce bir bakmak gerekir. Birincisi, cemaatsel yapıdan ulusal olana geçiş. Kozmopolit imparatorluk yapısı, kendi içinde bir çeşitliliğe sahipti ve farklılıklar bir arada yaşamaktaydı. Ferdin kimliği, gruba bağlı olarak, onun toplumda işgal ettiği konuma göre belirleniyordu. Dolayısıyla fertler, cemaat, gelenek, din vb. bağlantılar içinde tanım ve anlam bulmaktaydı.

İmparatorlukların dağılması ve ulus sistemine geçilmesi ile, öncelikle ulus-devletlerin inşası ile ferdin birey haline gelmesi söz konusu oldu. Böylece birey olarak ferdin kimliği toplumda varolan bağlardan kopması gerekiyordu. Böylece birey bağlantısız bir varlık olarak kalmıştır.

İkinci önemli husus, Aydınlanma düşüncesi kiliseye ve kilise üzerinden din ve geleneklere eleştirilerde bulundu. Bu eleştiriler, biraz önce bahsettiğimiz din, gelenek vb. bireyin eski bağlarının iyice kopması anlamına gelmekteydi. Aydınlanma’nın bireyi, artık Tanrı’ya ve geleneklere yaslanarak kendisini inşa eden bir varlık olmayacaktı. Tam tersine, Kant’ın ifadesiyle erginliğe ulaşacak ve kendi kendisinin efendisi olacaktı.

Bugün Müslüman toplumlarda önemli problemlerden birisi, bir özne olarak hareket etmek ve sorunların çözümünde sorumluluklar almak ve bu şekilde hareket etmek. Özellikle sömürge, farklı formlar almış devam ederken, Müslüman ülkelerin birçoğunda yaşanan travmalar bu ve benzeri sorunları devam ettirmektedir. Peki öznelik konumunu vurgulamak üzere, “birey” kavramını kullanabilir miyiz?

Açıkçası bir öznelik ve sorumluluk yükleme anlamında birey kavramı bir noktaya kadar işlevsel olabilir. Fakat birey kavramının bu anlamda gerilimli bir durumu vardır. Bireyin tüm gelenek, din vb. bağlardan kurtularak, kendi hakikatini belirleyecek derecede özerkleşmesi önemli bir problemdir. Modernleşme çağı bu bağlantıların zayıfladığı bir zaman dilimi olmuştur. Dolayısıyla gelenek ve dini, kurtulunması gereken bağlar olmak görmek, mevcut sorunları daha da derinleştirecektir. Zaten bir sabite arayışı hızlanmışken, insanı bu sabitelerden bağımsızlaştırmak daha çok savrulmaları beraberinde getirmektedir.

Günümüzde küreselleşme ve dünya ölçeğinde yaygın hale gelen tüketim toplumu, kendi işlerlikleri doğrultusunda daha rahat hareket edebilmek için insanları kitle ve yığınlar haline getirmek istemektedir. Dolayısıyla gerçekte modern bir değer olarak insanların birey olmalarını bir yönüyle teşvik etmekte, bir yönüyle de olumlu bulmamaktadır.

Teşvik ettiği nokta, insanları ait olduğu bağlardan kopararak kendi ideolojisi önünde iradesiz yığınlara dönüştürmektedir. Dolayısıyla bireyin bu bağlardan sıyrılışı, tüketim ideolojisi ve kalıplarının önünde direnmesini engellemektedir. Bağların zayıflaması, giderek insanı ait olduğu “mekan”ından sökerek postmodern bir yurtsuzlaşmaya doğru götürmektedir. Şimdi tek bir değer ve kimlik ögesi vardır: Tüketmek.

Birey olmayı, irade etme, sorumlu bir varlık olarak varolma ve dünyayı inşa etme bağlamında engellemektedir. Çünkü insan teki eğer gerçekten irade etmeye başlarsa, bunun yığınlaşmanın önüne geçecek bir kendini gerçekleştirme olacağından korkmaktadır.

Şimdi hem din ve gelenekle olan sahih bağı kurmak, hem de dünyayı yeniden inşa edecek sorumlu bir varlık haline gelmek iradesini kazanmak öncelikli görev olarak durmaktadır. Kutsal kitaplar da herhalde bunu söylüyorlardır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.