Algılamak, düşünmek, yorumlamak ve tasarlayarak bir çözüm yolu bulmak sadece insana has olgulardır. Kendimizi güvende hissedersek, sağlıklı ilişkiler kurarak olayları çok daha iyi algılarız.

Bilgi ve tecrübelerimizle yaşadığımız sorunlara karşı doğru tepkiler veririz. Verdiğimiz bu tepkiler hayatımıza kalite katar.

Aceleci ve sabırsız olan yönümüzü bastıramazsak, yaşadığımız olumsuzluklar sonrasında hemen sonuca ulaşmak için fevri hareketler yapabiliriz.

Ağzımızdan çıkan sözlerin, yaptığımız büyük yanlışların farkında olsak ta, birinin bizi gözettiğini unutabiliriz.

Elbette bu unutmalar her zaman değildir. Yalnız başımıza ya da büyük bir zorlukla karşı karşıya kaldığımızda ilk aklımıza gelen Allah’tır. Ellerimiz ilk O’na açılır. Dört duvar arasında kaldığımızda sadece O’ndan yardım isteriz.

Bizler çok iyi biliriz ki; bize O’ndan başka yardım edecek kimse yoktur.

Zihinler ve hayat boşluk kabul etmediği gibi belirsizliği de kabul etmemektedir.

Hayatı anlamlandırmak, yaşananlar karşısında konum tayin etmek ve çevremizdeki insanlarla sağlıklı ilişkiler kurmak için bir haritaya ihtiyacımızın olduğunu biliriz.

Çölde yolunu kaybedenin yanında kutup yıldızının anlamı ne ise, bu keşfedeceğimiz haritanın anlamı da  aynı olacaktır.

“Olgun ve anlamlı hayat ancak din sayesinde mümkündür.” diyen C.G.Jung’a kulak vermemiz gerekir.

Batı düşünürlerinden A. Maslow da bu ihtiyacını şu şekilde dile getirmiştir; “ İnsanın tam olarak kendini gerçekleştirmesi, olgun bir kişilik haline gelmesi doğal ihtiyaçlarını aşarak daha yüksek içsel değerlere kendisini adamasına bağlıdır. ”

Bu söylem batının yol haritası arayışına girdiğinin, adeta duyulmayan anlam çığlıklarının ve içinde barındırdığı sonsuzluk duygusunun ortaya çıkardığının kanıtı gibidir.

Bu durumu Cenab-ı Hak Mülk suresinde Resulünün diliyle gelecekten haber veren Ayet-i Kerimede ne  kadar da güzel belirtmiştir;

“Eğer biz, söz dinleyen ve aklını kullanan kimseler olsaydık (bu) çılgın ateşin içinde olmazdık’ derler. İşte günahlarını itiraf ettiler. O halde kahrolsun (O) çılgın ateşin içindekiler.”

Söz dinlemek ve aklını kullanmak insan olmanın getirisidir.

Herkes insan doğar ama insan olarak devam etmez. İnsan kalmak kolay değildir. İnsan kalmak bir emeğin, bilginin ve gayretin ürünüdür.

Yaşanan bütün olgular insan kalma yarışı içindir. Hayattaki en büyük yarış; insan kalma yarışıdır. Çünkü Hak Teala insanı muhatap almıştır.

İnsan kalma yarışını önce kendimizle yaparız. İçimizde gurur, kibir,  bencillik  ve kendini yeterli gören şeytani olgular vardır. Cin taifesinden olan iblis örneği,  bu kötü hasletlerine yenilenin bu dünyadaki akıbetini gözler önüne sermektedir.

Arzularımız ve korkularımız gerçeği görmede bize engeldir.

Düşünmek elbette insana has bir olgudur.

Peki biz neden düşünmüyoruz?

Acaba bizi düşünmeden engelleyen nedir?

Mal ve servet tutkusu, güç ve iktidar arzusu, toplumsal dışlanma ve horlanma korkusu, itibar kaybının yaşanması tereddütleri, toplumda yerleşik anlayışlar ve gelenekler, hakim gurupların baskıları vs...

Öncelikle bizler;  insanın ne olduğunu, neye ve nasıl inanacağımızı, isteklerimizin ve ihtiyaçlarımızın neler olduğunu bilmeliyiz. İlgimizin ve yeteneklerimizi keşfetmekle işe başlamak  zorundayız. Aksi takdirde mutsuz ve huzursuz olmaya mahkumuz.

 Her birimiz içimizden gelen sesi de duyuyoruz.

Ne kadar kalabalıklar arasında olsak da, meşgul edilsek de, internet, televizyon, reklamlar,  arkadaş toplantıları, günlük koşturmacalar, çoluk çocuk eş sıkıntısı yaşasak da içimizden gelen sesi işitmekteyiz.

Duymamamız için herkes ve her şey aynı anda bağırsa da, diziler arka arkasına gelse de, medya ve reklamlar hayatımızın her alanını etkilese de, hatta iki kulağımızı birden tıkasak da duymakta, görmekte ve anlamaktayız.

Bir duyan daha var. Bunu da algılamak zorundayız. Zira bizi her an gözeten borçluların borçlarını ödeyeceği günün tek sahibi ve hakimidir.

Ves-Selam

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.