Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı verilere göre Türkiye ekonomisi 2017 yılında %7,4 büyüdü.

Büyüme oranlarının dinamiklerini basın ve medya organlarından takip etmişsinizdir. Benim dikkat çekmek istediğim husus biraz daha farklı.

Direnişten dirilişe

15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında kredi derecelendirme kuruluşlarının açıkladığı notlardan Halk Bankası üzerinden yürütülen algı operasyonlarına kadar çeşitli ekonomik saldırılara maruz kalan Türkiye ekonomisi tüm bu saldırılara karşı güçlü bir direniş göstermiştir.

Bir yandan FETÖ, DAEŞ, PKK/PYD gibi dünyanın en büyük terör örgütlerine karşı gerek yurt içinde gerekse yurt dışında askeri operasyonlar yapılırken diğer yandan dünya ekonomisinin %85’ini oluşturan G20 ülkeleri arasında en yüksek büyümeye sahip olmak önemli bir başarıdır.

Neden mi?

2008 krizi sonrasında küresel ekonomide korumacı politikalar uygulanmaya başladı. Ülkeler gümrük duvarlarını örerken küresel ekonomi dar boğaza girdi.

Diğer taraftan Türkiye’nin etrafındaki coğrafyada terör ve iç savaş ortamı yaşanırken Türkiye çeşitli darbe girişimlerine maruz kaldı. Bu nedenle böylesi bir büyüme önemliydi.

Fakat!

Türkiye’nin 2023, 2053 ve 2071 kısa orta ve uzun vadeli hedeflerine kıyasladığımız zaman bu büyüme oranları bize yetmez. Çünkü dünyanın ilk 10 ekonomisi olmayı hedefleyen Türkiye’nin daha güçlü büyümesi gerekli.

Daha kaliteli, daha güçlü ve daha hızlı büyüme için devlet ve millet el ele vererek üzerimize düşen vazifeleri yerine getirmeliyiz.

Vazifelerimiz

Bürokrasinin azalması için e-devlet sistemi üzerinden önemli hamleler gerçekleştiriyor. E-Devlet sistemi sayesinde resmi işlemler hızlandıkça yatırımları artırıcı etki gösterecektir.

Bölgesel-sektörel teşvik sistemi uygulanmalı. Türkiye’yi bölgelere ayırarak her bölgenin belli bir alanda (sektörde) uzmanlaşmasını sağlayacak teşvik sistemi oluşturulmalı.

Millet olarak bize düşen en önemli görev ise tembellik psikolojisinden kurtulmaktır.

Az çalışıp çok para kazanma arzusu daima hüsran ile sonuçlanmaktadır. Çok çalışarak daima daha iyisini yapma gayreti içerisinde olmalıyız. Yüksek katma değerli üretim için bilgiye yatırım yapmalıyız.

Bakış açımızı değiştirmeli, fırsatları görmeli bunun için araştırmaya önem vermeliyiz. Hayata sorun değil çözüm odaklı bakmalıyız.

Yaptığımız işe sıkı sıkı sarılarak en iyi şekilde yapmak için gayret göstermeliyiz.

Taklitçilikten kurtulup özgün üretime geçişi sağlamak zorundayız. Yenilikçi olup insanların ihtiyaçlarını giderirken yaptığımız işin/ürettiğimiz ürünün hızlandırıcı etkisi olmasına dikkat etmeliyiz.

Çevremizde olan bitenleri kanıksamadan toplumsal ihtiyaçları gidermek için çalışmalıyız. Eksikleri görmeye çalışmalıyız. Bunun için ise uyanık olmalıyız. Hangi ölçekte bir toplumsal ihtiyacı giderirsek kazancımız da o derecede yüksek olacaktır.

İletişim çağında iletişim problemi yaşıyoruz. Herkes konuşuyor ancak dinleyici bulamıyoruz. Birbirimizi dinlediğimiz ve birbirimize güvendiğimiz zaman büyük bir sorunu çözmüş olacağız.

Bilgiye önem verilmeli. Bilgi uzun çalışmalar sonucu elde edilmektedir. Bilginin para ödenmesi gereken değerli bir varlık olduğuna dair bilinçlendirme çalışmaları yapılmalıdır. Teorik bilgiler ile pratik bilgiler bir araya getirilerek üretim sürecine katlı sağlanmalıdır.

Ar-Ge yatırımlarından kısa sürede sonuç bekleme arzusunu bir kenara bırakarak uzun vadede verimliliği ve kârlılığı artırıcı etki oluşturacağı unutulmamalıdır.

Gerek devlet kurumlarında gerekse özel sektörde akademik kariyer desteklenmelidir. Hâlihazırda özel sektörde ar-ge faaliyetleri yürüten personellerin akademik bilgi seviyeleri arttıkça daha yüksek katma değerli üretime önemli derece olumlu etki sağlayacaktır.

Devletin yaptığı kamu harcamalarında yerli sanayiye öncelik verilmelidir. Teknoloji geliştirilmesi için yerli sanayi özendirilmeli, bunun için yeterli süre tanınmalıdır.

Staj mekanizmasının tüm üniversite öğrencilerine uygulanması ve öğretim üyelerinin yerinden takibi ile işlevsel hale getirilmesi gereklidir. Hatta Üniversite-İş dünyası İş birliği ile sadece staj değil yarı zamanlı çalışmalar ile de teorik eğitimin yanında pratik eğitimin de sürdürülebilirliğinin sağlanması gereklidir.

İşletmeler ihracata dayalı büyüme stratejisine geçmeli buna göre çalışmalıdır. Dış ticaret departmanı olmayan KOBİLER kendi aralarında ortak kuracakları bir dış ticaret ekibi ile ihracata yönelmelidir.

Daima büyük hayaller kurmalıyız. Hayaller daima gerçeklerden büyüktür ama gerçeğin de geçmişidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Büşra Nur 2018-04-02 10:20:06