Birlik Ve Demokrasi Referandumu: 16 Nisan

Prof.Dr.Bilal Sambur 21.04.2017


Türkiye, 16 nisan referandumunu geride bırakarak parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçmiş bulunmaktadır. 16 Nisan referandumunun en radikal sonucu, köklü bir sistem değişikliğinin gerçekleşmiş olmasıdır. Mustafa Kemal'in 23 Nisan 1923 yılında gerçekleştirdiği ilk büyük değişiklikten sonra Türkiye tarihinde gerçekleşen en büyük sistem değişikliği 16 Nisanda gerçekleşmiştir. Devlet Başkanlığı, hükümet ve parti yönetimi yetkileri Cumhurbaşkanlığında toplanmış, lider yönetimi diyebileceğimiz yeni bir  idari rejim Türkiye'de kurulmuştur.

Elli beş milyon seçmenden yüzde seksen beşinin oy kullandığı 16 Nisan referandumunda, anayasa değişikliğine   % 51,4 evet,  % 48, 6 hayır oyu çıkmıştır. Referandum sonuçları hakkında  içeride ve dışarıda birbirinden farklı ve birbirine zıt yorumlar yapılmaktadır. Referandum  sonuçlarının tartışmaya yer bırakmayacak şekilde  milli iradeyi ortaya koyduğunu düşünen Cumhurbaşkanımız, atı alanın Üsküdar'ı çoktan geçtiği ifadesiyle bütün tartışmalara son noktayı koymuş bulunmaktadır.

Referandum konusunda AB ve AGİT'ten yapılan  olumsuz açıklamaları ve raporları, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ve hükümetin dikkate almayacağı açıktır. CHP, HDP  ve Vatan Partisi'nin YSK'ya yapmış oldukları itirazların reddedildiği, bundan sonraki aşamada  konunun Anayasa Mahkemesine götürüleceği  görülmektedir. Anayasa Mahkemesi, kendisine yapılan itirazlrı reddedecektir. CHP ve HDP, referandum sonuçlarına yapmış oldukları itirazları AİHM'e taşıyarak  yeni bir süreç başlatacaklardır. 16 Nisan referandumunun AİHM'e taşınması, Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkileri üzerinde  olumsuz etkide bulunacaktır. AİHM süreci, 16 Nisan referandumunun  meşruiyetinin uluslararası düzeyde sorgulanması ve şüpheyle karşılanması gibi olumsuz bir tablonun ortaya çıkmasına neden olacaktır. Uluslararası güç odaklarının 16 Nisan referandumundan çıkan sonuç üzerinden ülkemize baskı kurmaya kalktıkları görülmektedir. İlerleyen süreçte 16 Nisan referandumunun Türkiye'ye karşı kullanılan bir karta dönüştürülmemesi konusunda herkesin sağduyulu ve sorumlu davranması önemlidir.

16 Nisan referandumuna baktığımızda  seçmen tabanını konsolide eden en büyük partinin Ak Parti olduğu görülmektedir. Yüzde elli iki civarında alınan evet oyu, ülkemiz siyasetinde Ak Partinin ana aktör olarak kurumsallaştığını göstermesi açısından önemlidir. Ak Partinin seçmen nüfusunun yarısını, kendi siyasi tercihleri doğrultusunda  motive ve mobilize etmeyi başarması,  on beş yıllık tecrübenin çok ciddi bir siyasi ve sosyal birikim oluşturduğunu göstermektedir.

Türkiye, bundan sonraki süreçte 15 Temmuz darbesini gerçekleştiren  çeteyle  hesaplaşacaktır. Birçok yerde iddianamelerin tamamlandığını dikkate alırsak  yargılamaların çok uzak olmayan bir tarihte başlayacağını söyleyebiliriz. İdamın geri getirilmesi için yeni bir referanduma gidileceği görülmektedir. Referandumun geri getirilmesi, zaten çok zayıflamış olan Türkiye ve AB ilişkilerinin kopmasına neden olacaktır.  Cumhurbaşkanı Erdoğan, idam konusunda AB'nin itirazlarının dikkate alınmayacağını, milletin talebinin kendisi için esas olduğunu söylemiştir. İdam referandumu, ülke içinde sosyal ve siyasal hareketliliği devam ettireceği gibi, Türkiye-AB ilişkilerinde de yeni bir gerilim ve çatışma alanı oluşturacaktır. Referandum öncesi ve sonrasında yaşananlar, AB üyeliğinin Türkiye'nin stratejik  amacı olmaktan çıktığını  net bir şekilde ortaya koymuştur. Referandum öncesinde AB'den vazgeçen Türkiye'den referandum sonrasında AB'nin de vazgeçip vazgeçmeyeceğine dair yoğun tartışmalar yapılmaktadır.

Türkiye, yeni idari sisteme yüzde elli ikiye yakın  seçmenin oluruyla geçmiştir. Hayır  ve evet oylarının birbirine yakın oluşu, Türkiye'nin   bölünmüş bir ülke olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Türkiye,   sosyolojik ve siyasal çoğulculuğu çok derin olan bir ülkedir. Bir referandum sonucundan hareketle ülkenin sosyolojik ve siyasal açılardan bölündüğünü iddia etmek, bir gerçekliğin ifadesinden ziyade bir kurgunun  dile getirilmesidir. 16 Nisanda toplum bölünmemiştir. 16 Nisanın sağlıklı değerlendirmesini, evet ve hayır oranlarını birbirinin karşısına  koyarak değil, birbirinin yanına koyarak  yapabiliriz. Evet ve hayır oyları birlikte değerlendirildiğinde, toplumun denge, demokrasi, bütünlük ve istikrar mesajı verdiği görülmektedir. 16 Nisan referandumu sonuçları konusunda yapılan en stratejik hata, toplumu evet ve hayır şeklinde karşıt iki kutup olarak kurgulamaktır. Referandum sonuçları üzerinden  ülkemizde Gezi benzeri bir sosyal kalkışmayı dizayn etmenin peşine düşen güçler bulunmaktadır. Referandum sonuçlarından bölünme ve kalkışma çıkmayacağı gerçeğinin idrak edilmesi lazımdır. Türkiye, evet ve hayır diyen bütün seçmen kesimleriyle birlikte bir bütündür. 16 Nisan referandumu üzerinden bir bölünme tartışmasının değil, demokratik bir birlik ve bütünlük  tutumunun ortaya konulmasına ihtiyaç vardır.

16 Nisan referandumunun evet ve hayır oranlarını birlikte değerlendirdiğimizde ülkemizin en temel ihtiyacının demokrasinin  standartlarının yükseltilmesi, özgürlükler alanının genişletilmesi ve korunması, ekonomik refahın gerçekleştirilmesi, hukukun üstünlüğünden vazgeçilmemesi ve bütün toplumsal farklılıkların  çoğulcu bir anlayış içinde ele alınması olduğunu söyleyebiliriz. Ülkemizin demokrasi, özgürlük, barış, hukuk ve refah ihtiyacını bölünme, çatışma, kamplaşma  ve gerilim şeklinde yolundan çıkarmaya kalkmanın  toplumumuza ve coğrafyamıza hiçbir yararı bulunmamaktadır. 16 Nisan referandum sonuçlarını  toplumsal yapımızı ve demokrasi tecrübemizi güçlendiren bir anlayış içerisinde  değerlendirmek lazımdır. 16 Nisan sonuçlarından kriz, kalkışma ve çatışma değil, demokrasi, barış, istikrar, refah ve bütünlük çıkmalıdır.


Etiketler: