İçimizde daima diri duran bir heyecanımız var. En zor anlarımızda ayağa kalkan ve millet olma ruhu ile göğsünü siper yapan bir genç ruh bu. Çanakkale dendiğinde içimizde çırpınan iman dolu kalbimizle hâlâ ayaktayız, hâlâ sınırlarımızda ve sınır ötemizde ülkemizin dirliği ve birliği için mücadelemiz devam ediyor.

Yedi düvele meydan okuduğumuz bir cenk meydanı idi Çanakkale. “Kimi Hindu kimi Yamyam kimi bilmem ne bela.” Bugün de farklı bir noktada değiliz. Amerika’nın başını çektiği haçlı zihniyeti iğrenç iki yüzlülüğüyle kuşatmayı sürdürmeye çalışıyor. Nasıl ki 1915’te bizi bir avuç Anadolu toprağına mahkum etmek için boğazı bize dar etmeye çalıştılar; şimdi de kendi sınırlarımız içinde bile yaşam hakkı tanımak istemiyorlar bize.

Bilmedikleri ya da hesap edemedikleri en önemli güç bu milletin zor günlerinde kuşanacağı Çanakkale ruhudur. Günübirlik telaşlarda vatan, millet kavramına uzak gibi görünen gençlerimiz mevzu vatan olunca nasıl olup da Asım’ın Nesli olarak meydanları doldurabileceklerini 15Temmuz’da tüm dünyaya gösterdiler.

Bugün de Afrin’deki harekâta katılmak için askerlik şubelerine akın eden genci yaşlısıyla herkes bir kez daha Çanakkale geçilmez diyebileceğini, Anadolu’nun her karışının kutsallığını dünyaya gösteriyor.

Çanakkale’nin bir adıda Anadolu’dur. Cephede şehit olmayı bekleyen, gözünü kırpmadan düşmana saldırmak için siperde bekleyen gençlerin her biri Anadolu’nun bir köşesinden gelmişti. Anadolu’nun doğusuyla batısıyla bir bütün olduğunun göstergesiydi Çanakkale.

Bugün Afrin’deki askerlerimiz için çorap ören, bere ören, yiyecek hazırlayan, dua dua hatimler yollayan analarımızın, bacılarımızın Nene Hatun’dan ne farkları var ki…

Şehit oğlunun haberini alınca dünde bugün de “Vatan sağolsun” diyen analarımız, babalarımız varken bu toprağın tek karışına kimse göz dikmeye cesaret edemez.

Çanakkale yolunda ilerlerken cepheye giden askerlere “Nereye böyle?” diye soran İbrahim Alaeddin’e; “Arıburnu’na bal yapmaya.” diyen asker ile bugün Afrin’e giderken “Düğüne gidiyoruz, Kızıl elmaya gidiyoruz.” diyen asker arasında en küçük fark yok.

Çanakkale sadece bir cephe değildir. Bir inancın da adıdır. Canını siper ederek Anadolu’ya düşmanın ayak basamayacağının en güçlü sedasıdır.

Ölüm kalım meydanıdır Çanakkale. Çanakkale’den sonra dört bir yandan Anadolu toprağı kuşatılmış olsa da bu kez Kurtuluş aşısı ve milli mücadele ruhu ile vatanına göz dikenin karşısında dimdik duran bir millet vardı. Zaman farklı olsa da ruh yine Çanakkale’ydi.

Mehmet Âkif de bunun farkındaydı. Hem de Çanakkale’yi hiç görmeden, hatta Çanakkale’den çok uzakta olmasına rağmen orada kopan fırtınayı içinde en derinden hissedenlerdendi. İşte bu yüzden “Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi” demişti o dillere destan “Çanakkale Şehitlerine” şiirinde. Bedir Müslümanlar için nasıl ki olmak ya da olmamak meselesiydi; Çanakkale de aynı hissiyata sahip bir mücadeleydi.

Dört bir yanımızın gizli ve açık düşmanlarca çevrildiği bir zamanda daima diri olmak zorundayız. Yüzümüze gülenlerin bile tebessümünün altında bir hainlik olduğunun bilincini yitirmeden yaşamasını öğrenmemiz gerek.

İnancımız tam. Düşman ne kadar çok olursa olsun bizim iman dolu göğsümüz her zorluğun üstesinden gelebilecek bir kudrete sahip. Biliyoruz ki dün de bugün de bu topraklar üzerinde kimin gizli emeli varsa ayaklarına dolandı hesapları. Dayandığımız güç her dem yeni ve taze.

“Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber
Sana âgûşunu açmış duruyor peygamber”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.