Dünya’da terörle mücadelenin beş temel boyutu vardır. Birincisi “güvenlik” boyutu, ikincisi “ekonomik” boyutu, üçüncüsü siyasi ve sosyal” boyutu, dördüncüsü uluslararası destek boyutu ve sonuncusu da “algı ve kanaatboyutudur. Görüldüğü üzere işin güvenlik” boyutunda devlet, eski ceberut devletin yaptığı hataları yapmadan, yaşla kuruyu bir arada yakmadan, OHAL” var diye gündelik sosyal yaşamı halka zulüm aracına dönüştürmeden, sivil halka zarar gelmemesi için azami özen gösterip başarı ve teknolojik gelişmeler neticesinde çok iyi bir mevzi kazanmış durumda. Bizzat kendi üretimimiz olan İHA ve SİHA’ların yardımıyla, savunma konseptinden taarruz konseptine geçilen bir dönemde dağda, ovada ve şehirlerde teröre büyük bir moral, alan ve taban kaybı yaşatılmakta. Terör unsurları, artık eskisi gibi rahat bir şekilde karakollarımıza saldırı düzenleyememekte, asker ve polislerimizi şehit edememekte, yol kesip insanlarımızı da canı istediği gibi kaçıramamaktadır. Bölgede devletin gücünün, şefkatinin ve korumasının devamının bölge halkı tarafından hissedilmesi olmazsa olmazdır.

TEŞVİK VE PROJELER BÜROKRASİYE TAKILDI

İşin “ekonomik” boyutundaki mücadelede ise her ne kadar Doğu ve Güneydoğu’ya birçok teşvik ve yatırım gitmişse de bölge halkının işsizlik oranı ve gelir düşüklüğü kriterlerinde terörün kaynaklarını kurutacak bir ekonomik iyileşmeden maalesef söz edemiyoruz. Özellikle çözüm sürecinin bitmesi ve 22 Temmuz 2015 sonrası terör saldırıları ile başlayan çatışmalı ortam, Doğu ve Güneydoğu’daki ekonomik aktiviteleri olumsuz etkiledi. Cazibe merkezleri programı ile bölgede ticaret ve ekonomik merkezler inşa edilecekti. Cazibe merkezleri programından faydalanmak için sadece Diyarbakır ilinde 37 bin kişinin istihdamını öngören, 7’si 100 milyon TL’i aşan yatırımlar olmak üzere 373 firmanın başvurusu beklenen desteği alamadı. Cazibe merkezleri teşviki, 6. Bölge teşviki ile birleşti, fabrikayı devletin yapması yerine “ finansman ve enerji” desteği geldi. Diğer birçok teşvik ve proje bürokratik engellere takıldı, teşvik ve projelerin ruhuna adeta Fatiha okundu ve bölge cazibe merkezine dönüşemedi. Özellikle gençlerin terör, uyuşturucu ve işsizlik belasından kurtulması için, bölgenin yatırımlara ve büyümeye ihtiyacı var. Yatırım için de sermaye ve sıcak paraya ihtiyaç var. Sermayeyi sağlayacak olan kuruluşlar bankalar olduğundan, bankaların da bölgeye has yatırımlarda kullanılmak üzere daha fazla faiz indirimine gitmelerine büyük ihtiyaç var.

SİLAHLAR KONUŞTUKÇA SİYASET SUSUYOR

İşin “sosyal ve siyasal” boyutunda ise kamu düzeni ve kamu güvenliğinin sıkıntıya düştüğü, her gün şehit cenazelerinin geldiği, vatandaşın can ve mal güvenliğinin risklerle karşı karşıya olduğu bir ortamda demokratik ve siyasi adımların atılması, eylem ve söylemlerin demokratik çıtayı yükseltecek şekle bürünmesi, devletin refleksleri, toplumun kabul ve hazım durumu nazara alındığında çok da mümkün görünmemektedir. Çünkü demokrasi ve güvenlik dengesi terörle ters orantılıdır. Güvenlik olmazsa özgürlükte olamıyor. Terör saldırıları artıkça silahlar konuşuyor, silahlar konuştukça siyaset susuyor, siyasi temas ve siyasi çözümler devre dışı kalıyor, güvenlik önlemleri artıyor, siyasetin önü tıkanıyor, demokratik adım ve reformlarda büyük bir ürkeklik yaşanıyor.

İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİ TERÖRÜ BÜYÜTÜR

İşin “uluslararası destek” boyutunda ise hiçbir terör yapılanması olmasın ki dış devletlerin ve istihbarat örgütlerinin desteğiyle kurulmasın, büyütülmesin, kendilerine silah ve adam temin edilmesin. ABD’nin, Türkiye’nin gözlerinin içine baka baka YPG’ye tırlarla ve uçaklarla verdiği silah ve mühimmat desteği binleri geçti. YPG, Afrin operasyonunda ABD’nin verdiği silah ve mühimmatlarla askerlerimizi şehit, tanklarımızı imha ediyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde dış destekler kesilmeden terör tehlikesi tamamıyla ortadan kaldırılamamıştır. İngiltere’de IRA, İspanya’da ETA, ta ki Libya ve Fransa topraklarından aldıkları dış lojistik destek kesilmeden terör eylemlerine son verme ve silah bırakmaya yanaşmamışlardır.

LOBİCİLİK YAPAMADIK, KENDİMİZİ ANLATAMADIK

İşin en sıkıntılı ve ihmal edilen boyutu da “algı ve kanaat” boyutu. Hükümetler geçmişte terörü bitirmek için silah kullanırken bu iş sadece silahla ve askeri yöntemlerle olmaz, siyasi, sosyal ve ekonomik tedbirler de” gerekli diyenler, Ak Parti terörle mücadelede güvenlik ayağıyla beraber demokratik adımları atıp çözüm sürecini başlatınca aynı yapılar, Ak Partiyi ve Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan’ı “ihanetle” suçladılar. Ak parti gerçekten asayiş nesnesi olmanın ötesinde bir Kürt sorununun varlığını kabul etmişti ve bunu çözmek için oldukça büyük risk ve rol almıştı. İnkar ve red politikasını terk etmişti. Kürt meselesinde atılan demokratik adımları, terör ve Kürt meselesinin ayrı olduğunu, çözümü bitirip şiddete ve silaha ilk başvuranının PKK olduğunu ve tekrardan silahlı çatışma döneminin hangi zeminde başladığını dışarıya iyi anlatamadığımızdan; basın, STK ve ticaret adamlarımız vasıtasıyla iyi bir lobicilik faaliyeti yürütemediğimizden uydurmalar kanaate, kanaatler de medya yoluyla işlene işlene inanca evrildikten sonra değiştirebilene de aşk olsun sonucuna vardık. Feto da PKK da dış dünyada lobicilik faaliyetlerini bizlerden daha iyi icra ediyor. İşte Türkiye için kirli algıları ve olumsuz kanaatleri iyi yönetmede, kendimizi iyi anlatmada kamu diplomasisi açısından büyük bir eksiklik var.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.