Türkiye son 15 yılda ekonomik yönden ciddi mesafe kaydetti. Gelişti, büyüdü, gelir düzeyi arttı. Dünya, hasılası büyüdükçe Türkiye ekonomisi de büyüdü. He ne kadar dünyada büyüyen hasıladan henüz adil bir pay alamamış olsak da, 15 yıl öncesine göre zenginleşmediğimiz ve ekonomik yönden büyümediğimiz söylenemez. IMF ile ilişkimiz artık borçlu düzeyinde değil. Milli gelirden kişi başı düşen pay artmış vaziyette. Evet, hâla sermayenin tabana yayılmasında problemler var. Kısmen fakirlik ve işsizlik de var. Olmayanda yine yok. Bunu da kabul etmemiz lazım. 

Lakin mesele “olmayana nasıl veririz ya da olmayan daha fazla nasıl nasıl kazanır?”dan çok “olana nasıl daha çok veririze” gelince sürekli işler biraz karışıyor. Küçük çaplı işadamları bir gömlek yukarıya çıktılar orta boy işadamları oldular. Ortaboy işletmeler ve girişimciler bir çıta yukarıya çıkarak büyük işletme ve büyük girişimci oldular. Yani orta, yukarıya; ortanın üstü de daha yukarıya tırmanabildi ancak ortanın altındakiler ve küçük oyuncular hâla patinaj yapıyorlar. Bir türlü sınıf atlayamıyorlar. Bunun sebebi ise paylaşım sistemine yeterince dahil olamamaları. Serbest piyasa içinde sivrilebilecek kapasite, esneklik ve sermaye yapısına sahip değiller. Öyleyse geriye şu kalıyor: Büyük iş sahiplerinin alt yüklenicileri olarak iş almak ve büyümek. O zaman kamu ihaleleri verilirken özelikle yerel boyuttaki işler pek çok aktöre desantralize edilmeli, küçüklerin de önü açılmalı. Mesela bir belediyenin kültür merkezi inşaatı ve tefrişatı işi tek bir ana yükleniciye verilse bile semtin perdecisi, döşemecisi, pimapencisi, zemin kaplamacısı, çimento tüccarı, demir satıcısı, fayansçısı, temizlik hizmetleri şirketi birer alt yüklenici ya da tedarikçi olarak sisteme katılmalı. Eskiden Sony firmasının 1500 ayrı alt mühendislik birimi olduğu ve bunların bir walkmanın 1500 ayrı parçasını üretmekle sorumlu olduğu, Sony’nin işinin sadece bu parçaların kalitesini denetlemek ve montaj hattına ürünü yollamak olduğu söylenirdi. Düşünsenize bir walkmanden 1500 ayrı firma ekmek yiyor. Bizim bu tip işlere olan adaptasyonumuzun artırılması lazım. Böyle bir iş görme tarzı küçük işletme ya da girişimcilerin de önünü açar.

***

Erken Zenginliğin Geç Ergenliği!

Hani koca koca adamlar ergenlik çağındaki gençler gibi davranır ya, bazen şaşırır kalırız. Geç ergenleşenler filan deriz bunlar hakkında. Türk toplumunun parayla tanışan yeni tip zümresinin -dindar ya da değil fark etmez- yeni tip zenginleşmeyle birlikte suratında yeni yeni sivilce patlayan çocuklar gibi davranabildiklerine şahit oluyoruz. Tayyip Erdoğan gibi güçlü bir liderin ortaya koyduğu vizyon sayesinde toplumun önemli bir kısmı gerçekten bazı nimetlere beklenenden daha erken ulaştı. Ancak bu nimetlere erken ulaşmanın getirdiği görgüsüzlük ve hödüklük bazen can sıkıcı düzeylere çıkıyor. Malıyla kibirlenen, arabasıyla caka satan, parasını milletin gözünün içine sokan tipler ortaya çıkmaya başladı. Eski tip zenginler, aileden zengindiler ve kültür düzeyleri yüksek olduğu için bu tip durumlara düşmekten kaçınıyorlardı doğal olarak. Şimdi trafikte bakıyorsun adamın altında bilmem ne lüks marka araçla millete etmediğini bırakmıyor. Erken zenginleştik, hazırlıksız yakalandık. Zenginlikle kültür düzeyi eşdeğer yükselmedikçe ve aynı zamanda refah ve demokrasi at başı ilerlemedikçe toplum sağlıklı şekilde gelişemiyor. Parayı kullanmayı bilmeyen ve zenginliğini milletin gözünün içine sokan magandaların sayısı günden güne artıyor.

***

“Arınma Gecesi”!*

5-10 yıl evvel sinemada arınma gecesi isimli bir film izlemiştim. Filmde yılda bir defaya mahsus olmak üzere 12 saatliğine suç işlemek serbest bırakılıyordu. Semtin birinde son derece zengin, çok para kazanan bir aile yaşıyor. Bu aile bizdeki yeni nesil zenginler gibi biraz görgüsüz. Suç işlemenin serbest bırakıldığı gece, semtte yaşayan pek çok genç bu ailenin kapısına dayanıyor ve aile bireylerini öldürmek istiyor. Kıyasıya bir mücadele yaşanıyor. Evin babası esir alınıyor. Neyse uzatmayalım, evin reisi kendisini öldürmeye gelenlere şunu soruyor: “Neden bize saldırdınız, en yakın komşularınız başta olmak üzere?” Komşularının verdiği cevap şu: “Sen çok kazanıyordun ve bu kazandıklarını kibirli bir şekilde gözümüzün içine sokuyordun! Başka söze gerek var mı?”

***

Balkanlar bizim neyimiz olur?

Hangi coğrafyaya gidersek gidelim, hangi coğrafyada güzel işler yaparsak yapalım, hangi dindaşımızla, soydaşımızla, eski kültür ve irfan coğrafyamızda hangi güzel etkinliği gerçekleştirirsek gerçekleştirelim, bir şeyi yapmayalım: Neo Osmanlıcılık! Niyetimiz hâlis biliyorum, niyetlerimizde bir sıkıntı yok. Ancak söylem ve davranışlarımıza çok dikkat etmek zorundayız. Özellikle Balkanlara gittiğimizde bu husus çok önem taşıyor. Evet bir zamanlar oralar bizimdi, aynı imparatorluğun vatandaşlarıydık, aynı büyük ailenin bireyleriydik vs. Ancak Osmanlı parçalandıktan sonra özellikle Arnavutluk, Yugoslavya ve benzeri ülkelerde iş başı yapan totaliter rejim ve diktatörler özellikle yoğun propaganda ve eğitim yoluyla o ülkelerin gençlerini yanlış eğittiler ve Osmanlı-Türk düşmanlığını körüklediler. Yani oralardaki nesil eski nesil değil. Evet Osmanlı’dan kalma camiler, çarşılar, köprüler, tarihi doku yerinde duruyor ama toplumdaki ruh eski ruh değil. Komünizmin etkisi, yeni kuşak liberalleşme ve AB’ye üyelik süreçleri, Batı’ya öykünme ve Batı Avrupa gibi olma, Batılı gibi yaşama arzusu özellikle genç kuşakta tahrip edici bir etki bırakmış. İşte bütün bu sebeplerden ötürü daha dostane, yukarıdancı olmayan, eşitlikçi bir ilişki biçimi kurmamız gerekiyor oralarla! Eğer bu coğrafya üzerindeki etki sahamızı genişletmek ya da korumak istiyorsak bu şart! Aksi halde her zaman Aliya gibi bir muhatap bulamayabiliriz karşımızda!

***

Dedem... Ah dedem!

Hepimizin dedesiyle bazı özel anıları ve hatırlanmaya değer mazisi vardır. Ben dedelerimin ikisine de yetiştim ancak birisini erken kaybettiğimiz için daha çok anne tarafından dedemle büyüdük. Rahmetli dedem çok yakışıklı ve asil bir adamdı. Ağa çocuğu iken varlıklarını kaybetmişler, yetim kalmış, annesini de kaybedince çobanlık yaparak büyümüş. Çok yanık, güzel bir sesi vardı. Anneannemle evlendikten sonra durumu tekrar düzelmiş. Vermeyi, infak etmeyi çok seven biriydi. Komşuları ne istese kırmaz, muhakkak kimseyi boş çevirmezdi. Her zaman cüzdanında birkaç kuruşu olur, daha küçük yaşta bize de cüzdan alır hediye eder, cüzdan taşıma alışkanlığı edindirirdi. “Delikanlı adamın cebinde aynası, tarağı, cüzdanı olacak” derdi. Ben çok küçükken iki soruyu sürekli sorardı: “Oğlum kopça** büyüdü mü? İkincisi cüzdanında para var mı, yoksa vereyim!” Yeşil renkteki 10 liralar ve altıncı emisyon, üçüncü tertip olarak bilinen 20 liralar, dedemin benim cüzdana olan mütevazi katkılarıydı. Ama bütün bunlardan daha çok dedemden bana kalan en büyük miras şu oldu: “Zengin ol fakir ol fark etmez, asalet parada değil infaktadır!” Bu yüzden inancımıza göre infak, cihadın ikiz kardeşidir. Dedem vefat ettiğinde 95 yaşındaydı ve sadece komşularına borç olarak verdiği ama geri almadıklarıyla bugün bir Mercedes alınırdı! Allah rahmet etsin Yusuf Gençtürk dedeme…Ve cümlesine... Hepimizin geçmişlerine…

*”The Purge”, 2013’te vizyona giren ABD Yapımı film.

**Bizim oralarda kopçanın iki anlamı vardır: birisi: “elbise düğmesi”, “ikincisi: küçük çocuğun erkeklik organı”.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-11-01 00:54:07

Yazarımıza katılmakla beraber; Öncelikle isadamlarimuzaa ve yoneticilere seslenmek istiyorum Borsada işlem gören şirketlerin asgari ücretli çalışani olmamalı. Biz insanlar ölümün bize de gelecegini unuturuz. Öncelikle İslami yasamaliyiz, Zekatlarimizi ve Namazlarımızı eksiksiz kilmsaliyiz,Mezarlıkları ziyaret edersek insanı yönümüzü ağır basar kul hakkına da dikkat ederiz. Calistirdimiz kişilerin hakkını yemeyiz.

Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-11-01 01:04:28

SELAMUNALEYKUM Ben engelli bir vatandaş olarak AK Partinin icraatlarını yakından takip etmeye çalışıyorum ALLAH razı olsun Engelli konularında özellikle istihdam evde bakım maaşı vb. hizmetleriniz olmuştur.

* Özel okula giden çocukların ailelerine maddi destek verilmek de zaten cocugunu özel okula gönderen velinin bu paraya ihtiyacı yok
* Çalışan Aneye kreş yardımı yapılıyor
* BESS Devlet yüzde 25 katkı payı vermekte

* Benin Devletten beklentim Arkdaşla sohbet ederken bana tek çocugunun oldugunu asgari ücretle çalışmakta Hanımı da çalışıyor Ev kirası 300 TL. şimdi soruyorum bu arkadaş nasıl geçinecek veya çocuğuna nasıl kardeş yapabilsin.

*Oysa BORSA ya açılmış şirketlerde taşeron kaldırılsa Ekonomi haberlerinde görüyorum Borsa da ki çoğu şirketler süper Kar açıklıyor ALLAH ım daha çok versin çalışanına da versin böylece Devlet hem daha fazla Vergi ve SSK gelirleri artacaktır.

*Birde Sendikanın olduğu yerlerde taşeronlar da Sendikalı olabilsin çünkü Sendika olursa çalışanın hakkını savunur.

*AK Parti döneminde Muhalefetin tek faydası Asgari ücretin artmasında Muhalefetin büyük katkısı oldu.

* Lütfen bu konuya gereken özeni gösterelim BENİ SİZE SİZİ DE ALLAH a HAVALE EDİYORUM SELAM DUA İLE