‘Ya ben İstanbul’u alırım ya da İstanbul beni...’

“ ...Baban Sultan Murad Han’ın ne zorluklarla kazandığı hazineyi bu surların önünde “hiç” ettin. Yetmezmiş gibi koca bir Haçlı ordusunu da üzerimize doğru kışkırttın...”

Mehmed, bilmem kaçıncı kez duyduğu bu sözler üzerine Çandarlı’nın gözlerine baktı. Belki de henüz 21 yaşında olduğu içindir, bu koca çınar kendisini bu kadar hakir görüyordu. Lakin elbet onun da sırası gelecekti… ve içinden yine mırıldandı Mehmed… “Ya ben İstanbul’u alırım ya da İstanbul beni...”

Evet, romantik bir başlangıç yaptığımız düşünülebilir. Zaten tarih, biraz da geçmişin izini, yeri geldiğinde elindeki bir mumun alevinin ışığında iz sürmek değil midir? Bizi 15. yy.ın ilk yarısının sonlarına götüren vesikalar, genç bir sultanın 54 gün boyunca yaşadıklarına şahit olmamıza da vesile oluyor. Sene 1453, aylardan Nisan/Mayıs. Bizans surlarının bir Türk hakanı önünde yıkıldığı zaman dilimi. Şimdi biraz daha öncesine gidiyoruz. Manisa’daki şehzade sarayına….

MANİSA GÜNLERİ

1442-1444 yılları arasındaki ilk saltanat dönemi oldukça gergin ve fırtınalı geçmişti. Çocuk yaşta omuzladığı saltanat yükü, Halil Paşa’nın da amansız muhalefetiyle artık noktalanmıştı. Tahttan hal’i ile sonuçlanacak olaylar silsilesinin başlangıcı ise Halil İnalcık’ın da kesinleştirdiği üzere “Buçuktepe Ayaklanması” olmuştu. Varna Savaşı’yla beraber hazinede meydana gelen gelir kayıpları üzerine ayarı düşük para basılması sonucu ulufelerin azalması yeniçerileri tahrik etmeye yetmişti.  Esasen olayın arkasında yine Halil Paşa vardı ve eski sultanını tekrar tahta geçirmeye zorlamak için bahaneler aradığından bu isyanın çıkmasında hatırı sayılır bir parmağı vardı. Babasının tekrar tahta çıkmasını ise çocuk yaşta olmasına rağmen büyük bir olgunlukla karşılayan Mehmed, Halil Paşa ve yeniçerilerle olan hesabını görmeyi ileri bir vakte erteleyerek, Manisa’nın yolunu tutacaktı.

1451 yılına kadar sürecek olan bu dönem içinde Mehmed, artık saltanat görmüş bir şehzadeydi ve 15 yaşında ergen bir delikanlı idi. Sarayda edindiği tecrübeler kendisi için çok yararlı olmuş ve devlet yönetiminin incelikleri hakkında fikir sahibi olmuştu. Güçlü bir iktidar için muktedir olunması gerektiğinin bilincine varmıştı. Bu 5 yıllık süreçte ise tekrar tahta geçtiğinde daha iyi yetişmiş bir sultan olabilmek için büyük bir gayretin içine girmişti. Okuduğu kitaplar, öğrendiği yabancı diller, alimlerle olan münasebetleri Mehmed’in vizyonunun gelişmesinde büyük pay sahibi olmuşlardı. Geleceğin büyük fatihi, bu şehzadenin kafasındaki fetih planı da muhtemelen bu dönemde belirmeye başlamıştı. Yine bu dönemde oldukça makul bir strateji izlemiş, babası ve onun paşaları arasındaki mesafeyi gayet iyi ayarlamıştır. Merkeze daima bağlı kalmış ve babasının sefer çağrılarına olumlu yanıt vermiştir. 1448’de yapılan 2. Kosova Savaşı’na katılarak meydan muharebesi konusunda tecrübe sahibi olmuş ve gelecekte İstanbul’u fethetmek için kullanacağı orduyu da yakından tanıma fırsatı bulmuştur. Ayrıca bir aile kuran Mehmed, bir erkek (Bayezid) ve bir kız çocuğu sahibi de olmuştur.

SALTANAT DEVRİ

Babasının 1451’deki ölümüyle kendisine tekrar taht yolu açılan şehzade, bir gün iktidara geldiğinde nasıl davranacağının planlarını çok iyi yaptığından, kendisine en büyük muhalefeti gösteren Çandarlı Halil Paşa’yı makamında bırakarak ikinci saltanat dönemine başlamış oldu.

Artık Devlet-i Aliye’nin başında 19 yaşında genç bir hükümdar vardı. Göğsünde yanan ateşi doğru istikamete yönlendiren, tecrübe sahibi, ne istediğini bilen Mehmed, kafasında kurduğu planları nihayet geçekleştirebilirdi. Zaten beklemeye de niyeti yoktu.

BİZANS’IN DURUMU

Merkezi konumu dolayısıyla Osmanlıların Anadolu ve Rumeli toprakları arasında kalmış olan Bizans İmparatorluğu’nun Müslümanlar tarafından ilk kuşatılışı Emevi Halife Muaviye döneminde olmuştur. Eyyüp El Ensari’nin de katıldığı kuşatma, şehrin sağlam surlarının aşılamaması sebebiyle kaldırılmıştır. Daha sonra farklı zamanlarda Abbasiler, Anadolu Selçukluları, İzmir Emiri Çaka Bey, 1.Bayezid ve 2.Murad tarafından gerçekleştirilen kuşatmalar bir sonuç vermemiş ve Osmanlı ülkesinin topraklarını ikiye bölmeye devam etmişti. Yıldırım Bayezıd’in torunlarından Şehzade Orhan’ı elinde tutan Bizans, bunu koz olarak kullanmaktan kaçınmamış, Mehmed’in ilk saltanatında Orhan’ı Osmanlı ülkesine yollamış, kendine taraftar bulamayan Orhan ise tekrar İstanbul’a kaçmak zorunda kalmıştı. Hristiyanların doğudaki en uç noktası durumunda olan Bizans, 1439 yılında toplanan Floransa Konsülü ile Katolik ve Ortodoks Kiliselerinin birleşmesini kabul etmiş ve bunun getirdiği iç meselelerle de uğraşmak zorunda kalmıştı. Birleşme taraftarı olmayanlar “ruhlarını Katoliklere satanlar” olarak gördükleri karşı tarafı  “Latin külahı yerine Türk sarığı görmeyi yeğleriz” diyerek sonuna kadar  eleştirmişlerdi.

KUŞATMA İÇİN HAZIRLIKLAR

1452 yılına baktığımızda karşımıza büyük bir tutkuyla şehri almaya azmetmiş genç bir hükümdar görürüz. Üstelik Manisa’da geçen ikinci şehzadelik yıllarıyla değişmiş, dostunu düşmanını öğrenmiş, Çandarlı ve ekibinin de muhalif tavrını bir köşeye not etmişti.  Çıkmış olduğu Karaman seferi sonrası Mehmed, planını çoktan işleme koymuştu.

İlk iş olarak Rumeli Hisarı’nın inşasına başlandı. Boğazın iki yakasını kontrol altına almak amacıyla yapılan hisarın inşaatı sırasında, kendisini bu işten vazgeçirmek amacıyla gelen Bizans elçilerine verdiği cevap kararlılığını gösterir gibiydi... “Ben Boğaz’da bir kale yapmak istersem beni kimsenin engellemeye hakkı yoktur, her şey benim kudretim altındadır...” Her bir bölümünün yapımı Halil, Saruca ve Şehabettin Paşalar arasında paylaştırılan hisar, dört ay gibi kısa bir sürede mucizevi şekilde bitirilmişti. Hisarı, gerekli teçhizat ve silahla donatan Mehmed için hedefine ulaşmadaki en büyük adım da böylece atılmış olmuştu.

Hisarın yapımıyla birlikte tekrar Edirne’ye dönen Mehmed, 1453 yılının Mart ayına kadar geçen süreçte oldukça yoğun bir faaliyet yürütmüştür. Öncelikle fethin gerekliliğinin izahı için geniş katılımlı bir meşveret meclisi düzenlendi. Tarihçi Kritovulos’un aktardığına göre muhalefet edenlerin olmasına rağmen sefer kararı oy çokluğu ile alınmıştır. Tahmin edeceğimiz üzere muhalefet eden taraf Halil Paşa ve ekibiydi. Şehrin fethinin “Anka Kuşu’nu avlamak” veya “Göğü fethe kalkışmak kadar imkansız” olduğunu söylemekten çekinmemişlerdi. Mehmed ise onlara cevaben “Zafer ve mağlubiyet Allah’tandır. Benim gayem Konstantiniye’nin üzerine İslam bayrağını dikmektir” cevabını vermişti. Tacizade’nin anlatımıyla Mehmed devamında:

“Eğer o kalenin benim elimle fethedilmesi kararı verilmişse, bütün kuleleri ve burçları, taş ve toprak değil de saf demirden dahi olsa ben onu güçlü ateşim ve kuvvetimle eritirim, mum gibi yumuşak yaparım!” diyerek de kararlılığını ortaya koymuştu. Bununla beraber kuşatma için gerekli olan ateşli silahların yapımı da devam etmekteydi. Bizans’ın o muhteşem surlarının yıkılabilmesi için gerekli olan büyük topların dökümü için Mehmed bizzat kendisi planlar hazırlamaktaydı. Öyle ki Bizans kaynaklarında adı geçen Macar top döküm ustası kendisinden istenen devasa büyüklükteki topu yapabileceğini fakat isabetli vuruş yapar mı bilemem dediğinde, Mehmed, “Sen topu yap, güllenin fırlatılmasının ayarını ben kendim halledeceğim” diyerek cevap vermiştir. Üç ay içinde büyük topun yapımı tamamlanmış, bunun yanı sıra mancınık, surlara hasar vermek için yapılmış koçbaşları, tırmanma aletleri, merdivenler, yürür kulelerin planları da hazırlanmıştı. Birçok malzeme surların önünde birleştirilmek üzere parça parça yapılmış; bunların taşınması için de pek çok yük hayvanı tedarik edilmiş, yiyecek ve içecek stoğu yapılmıştı. Bütün malzeme kuşatma öncesi surların önüne yığılmak için hazır bekliyordu.

Rumeli Hisarı’nın yapımıyla Mehmed’in hedefinin şehir olduğunu anlayan Bizans’ta ise tam bir panik havası hakimdi. İmparator Konstantin, yardım için Avrupalı devletlerle müzakerenin yollarını arıyor, yiyecek stokluyor, şehir civarındaki halkın sur içine nakli yapılıyor, surlardaki bakım ve onarım çalışmaları hızla sürüyordu. Kiliselerin birleşmesi nedeniyle çıkan tartışmaların da oluşturduğu bu kaotik ortamda İmparator, dışardan beklediği büyük çaptaki yardım beklentisinin boşa çıkmış olmasının da hüsranını yaşıyordu. Cenovalı meşhur şövalye Giustiniani’nin iki büyük gemiyle gelişi bile imparatoru sevindirip, moral vermişti.

Kaynaklarda belirtilen abartılı rakamlara rağmen yaklaşık 70 bin kişilik bir orduyla surların önüne dayanan Mehmed ve ordusunu, şehri savunmaya and içmiş 40 bin kişilik bir nüfus bekliyordu. İslam hukuku gereği şehrin teslim olması için imparatora bulunulan teklif geri çevrilince 6 Nisan 1453 Cuma günü kuşatma başlamış oldu.

YARIN: Çağ değiştiren fetih başlıyor

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.