Çağ değiştiren fetih başlıyor

Osmanlı Ordusu surların önünde 4 kola ayrıldı. Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ve Mahmut Paşa ile Rumeli Valisi Karaca Paşa’nın kumandasındaki ordular Mehmed’in planı gereği surlar önüne konuşlandırıldılar. Zağanos Paşa, Galata tarafındaki surları kontrol ediyordu. Sultan Mehmed ve Halil Paşa da merkezde yer almıştı. Otağını Topkapı’nın hemen karşısına kurduran Sultan, surların en zayıf noktasının burası olduğunu düşünüyordu. Donanma komutanı Baltaoğlu Süleyman Paşa ise Haliç’in girişine demirlemiş ve Haliç’e yapılacak sızmaları önlemekle görevlendirilmişti.

SURLAR

Kontantinapolis’i çevreleyen surlar, dünyanın bilinen en güçlü surları arasındaydı. Öyle ki 5. yy.da  yeniden yaptırılan bu devasa surlar karşısında Attila dahi saldırıya geçmeye cesaret edememişti. Marmara Denizi’nden Haliç’e kadar yaklaşık 6.5 km. boyunca uzanan surların o zamanki durumunu biraz olsun zihninizde canlandırabilmeniz için şimdi size bazı rakamlar vereceğim. İç duvar denilen bölüm yaklaşık 4 m. kalınlığında ve yüksekliği 13 m. olup 96 kuleye sahipti. Dış sur 8 m.yükseklikte ve 2 m. kalınlığındaydı ve 82 adet kulesi vardı. Durun daha bitmedi. Her iki sur ise birbirinden kale duvarları, çukur ve hendeklerle ayrılıyordu. Bu hendeklerin genişliği yer yer 15 / 20 m.yi buluyordu. Toplam olarak 70 metrelik bir engel oluşturan bu dev kaya kütlesi misali olan surlar, kenti karadan bir siper misali çepeçevre sarıyordu. Deniz tarafından daha korunaklı olduğunu düşündüğümüz Haliç surları bile 15 m. yüksekliğe sahipti ve 188 adet kulesi vardı. Haliç’in giriş kısmı da o bilinen meşhur zincirle korunmaktaydı. Bu rakamları vermemin sebebi; zamanın en gelişmiş teknoloji ve silahlarına sahip ve sayıca da üstün olan ordusuyla Mehmed’in 54 gün boyunca ne denli mücadele ettiği ve zaferin kolay kazanılmadığını anlatabilmek içindir.

KUŞATMA!

6 Nisan günü top atışlarıyla tarihin yazacağı en büyük bombardıman da başlamış oldu. Osmanlı ordusunun en büyük vurucu gücü olan Şahi top 400 kilodan daha ağır olan attığı güllelerle mazgalları yıkarak, kuleleri, burçları darmadağın etti. Günde 8 kere ateşlenebilen bu büyük topun yanı sıra çok sayıda top mevcuttu.  Bizanslılar surlarda açılan gedikleri canla başla çalışarak süratle kapatıyor, tüm halk şehrin savunmasına katılıyordu.

Geçen bir haftalık zaman diliminden sonra üç kat deriyle kaplı, surların yüksekliğinde inşa edilen bir yürüyen kuleyle çıktı Mehmed’in ordusu bu sefer de. Lakin bu kule gece vakti ateşe verilip yakılınca Sultan Mehmed 18 Nisan günü ilk genel taarruz emrini verdi. Harekete geçen azaplar, kapıları ateşe verdiler, surlara dayadıkları merdivenlerle yukarı çıkmaya çalıştılar. Saldırı bir sonuç getirmedi. Kente tek bir Türk askeri bile giremedi. Bu durumda planını düzenleyen Mehmed, Haliç tarafından da saldırarak Bizans savunmasını daha da yormaya karar verdi.  Baltaoğlu Süleyman Paşa’ya verdiği emirle Bizans gemilerine karşı başarı elde edemeyen Sultan, dehasını konuşturarak çizimini bizzat kendisinin yaptığı havan toplarını devreye sokarak liman girişinde demirlemiş olan Bizans gemilerini Kritovulos’un deyimiyle ortadan ikiye ayırdı. Mehmed’in mühendislik bilgisi işe yaramış ve bunun üzerine Bizanslılar gemilerini menzil dışına çekmişlerdi.

20 Nisan’da 3 adet Ceneviz gemisinin gözleri önünde Baltaoğlu’nu atlatarak Haliç’e girmesine çok sinirlenen Sultan Mehmed. donanmanın başına Hamza Bey’i getirdi. Yine Kritovulos’un belirttiğine göre gemilerin savaşını seyreden sultan, atını denize sürecek kadar çok öfkelenmişti. O gece Mehmed için oldukça sıkıntılı geçmişti. Kuşatmaya muhalif olan Halil Paşa ve taraftarları bu başarısızlığı koz olarak kullanmış, İdris-i Bitlisi’nin de belirttiği üzere kuşatmanın kaldırılarak, sulh yapılması teklifinde bulunmuşlardı. Morali bozulan Mehmed’in imdadına ise fethin manevi mimarlarından olan Akşemseddin’in yetiştiğini görürüz. Yazdığı mektupla genç padişaha moral ve motivasyon veren Ak şeyh, yapılan hata ve eksiklikleri de gözler önüne sermiştir. Bu mektup belki de fethin tek orijinal belgesi olması sıfatıyla bugün Topkapı Sarayı arşivinde bulunmaktadır.

Haliç’i zincirden dolayı aşamayan Mehmed ve ordusu da “Biz de gemileri karadan yürütüp indiririz” diyerek donanmanın bir bölümünü yağ ve talk sürülmüş kızakların üzerinden kaydırarak bugünkü Kasımpaşa tarafından Haliç’e indirmeyi başarmışlardır. Sürekli okuyan ve bu kuşatma için çok iyi hazırlanan Mehmed, -Sakızlı Leonardo’nun rivayet ettiği- Venediklilerin Adige’den Arda Gölü’ne kadar olan yolu, gemileri karadan yürüterek katettiğini muhtemelen biliyordu. Tarihte daha önce de örneklerine rastlanıldığı üzere yaklaşık 70 parçalık donanma Barbaro’nun da naklettiği gibi “gemiler sanki denizdeymişçesine yelkenlerini açarak, davul sesleri arasında” denize indirilmişlerdi.

Bizanslıların bu olayı hayretler içinde izlediği muhakkaktır. Bu konuyu konuşmak üzere kurulan konseyde aldıkları karar gereği Türk donanmasını ateşe vermek üzere Giacomo  Coco komutasında harekete geçen Peralı Cenevizliler, topların ateşlenmesiyle isabet alarak gemilerinin sulara gömülmesi sonucu çıkan savaşı kaybettiler. Ellerine geçen esirleri öldürten Mehmed’in bu hareketine karşılık Konstantin ise elinde tuttuğu 260 Türk esiri surlara astırdı. Bu görüntünün surlar önündeki Osmanlı ordusunun moralini bozduğu muhakkaktır. İçerdeki muhalefete rağmen pes etmeyen sultan yine bir dahiyane fikre imza atarak Haliç’in iç kısımlarına dubalardan oluşan bir köprü kurdurdu. Öyle ki yaklaşık 500 m. uzunluğunda ve üzerinden atların dahi geçebileceği dayanıklılıkta olan bu köprüyle Konstantinapolis’in çevresindeki kıskaç daha da daraltılmıştı.

Top atışlarıyla surların dövülmesi aralıksız devam ederken Bizans tarafının da yıkılan yerleri onarma faaliyetleri sürüyordu. Şehir halkı artık umutsuzluk içindeydi. Daha iki asır öncesi Latin istilasında başlarına gelenleri unutmuş değillerdi. Kendi dindaşları tarafından nasıl kılıçtan geçirildiklerini, güzelim şehrin nasıl yağma edilip, talan edildiğini unutabilirler miydi? Üstelik şimdi karşılarında barbar(!) Türkler vardı. Mezhep farklılığı yüzünden kendilerine acımayan Katoliklere karşılık Müslüman Türkler kim bilir ne kadar vahşi davranacaklardı? Bu düşünceler içinde olan halkın inandığı kehanetler içinde en son “bir meleğin gökten inerek şehri kurtaracağı” vardı. İmparator ise hâla Batıdan gelecek yardımı bekliyordu. Venedik’in yardım gemilerinin yola çıktığı söylentisi üzerine haberin doğruluğunu teyit etmek için gönderilen keşif gemilerinin de eli boş dönmesiyle Konstantin’in tüm beklentileri boşa çıkmıştı.

Lakin bu asılsız olan haber Mehmed’e de ulaşmıştı. Yine asılsız bir bilgi olmasına rağmen bir Haçlı ordusunun yola çıktığı haberi Çandarlı ve ekibini telaşlandırmış olmasına rağmen Mehmed bunları umursamamış, savaş alanında “çelik” gibi davranmaya, askerlerini cesaretlendirmeye devam etmişti. Saldırılar hız kesmeden devam ediyordu. Yer yer yıkılan surlar hâla geçit vermiyordu. Lağımcıların açtığı tüneller Bizanslılarca keşfedildiğinde yerin altında acımasız bir ölüm kalım savaşı başlıyordu. Tüneller ya ateşe veriliyor ya da iki taraf kazma kürek birbirine giriyordu.

7 ve 12 Mayıs günleri yapılan genel taarruzla da bir sonuç elde edilememişti. Kuşatma için yardımların yola çıktığı, birleşik bir Haçlı ordusunun kapıya dayandığı söylentileri muhalif kanadın ekmeğine yağ çalıyordu adeta. Bunun üzerine 26 Mayıs akşamı toplanan son savaş divanında Çandarlı Halil Paşa kuşatmanın kaldırılmasını ve sulh yapılmasını yineledi. Bir taraftan da –Sakızlı Leonardo’nun rivayetine göre– Bizans tarafına haber uçurarak, biraz daha sabretmelerini; sultanın pes ederek kuşatmayı sonlandırmasına az kaldığını müjdeledi. Zağanos Paşa ise kuşatmayı devam ettirme fikrinde ısrarlıydı. Yardıma hiçbir geminin ve ordunun gelmeyeceğini, gelse bile “Bizim ordularımız onlarınkinden çok daha büyük. Büyük İskender bizimkinden daha küçük bir orduyla dünyayı fethetti” diyerek sultanla aynı düşüncede olduğunu gösterdi. Mehmed için kuşatmayı kaldırmak demek, tıpkı yıllar önce tahttan feragat ettiğinde başına gelen muameleyle tekrar karşılaşmak demekti. Seçim şansı yoktu. Bu, kendince ölüm kalım mücadelesiydi. Devletin ve kendisinin bekasını buna bağlı görüyordu. Vazgeçmeyecekti! “Benim gücüm, dünyayı kendine itaat ettiren İskender’den daha mı az?” diyordu ve haklıydı. Mehmed’in kalbindeki iman göğsündeki ateşin önünde durabilecek bir engel yoktu artık.

YARIN: SON HÜCUM

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624