Çanakkale’den 16 Nisan’a

Yusuf Girayalp Atan 20.03.2017


Türkiye, küresel bir güç olarak yeni dengede yerini aldı. DAEŞ terörü bahanesiyle kurulan “koalisyon güçleri” adı altında yer alan onlarca ülke, Suriye iç savaşına askeri olarak müdahil olurken Türkiye'nin Suriye konusunun çözümü için masada olması bunun en net göstergesidir.

Türkiye'nin yeni düzende küresel güçler arasında olacağının ekonomik temellerini bağımsız denetim kuruluşlarından Price Waterhouse-Coopers (PwC) tarafından yapılan “World 2050” araştırmasından da görebiliyoruz. Rapora göre Türkiye, GSYH'si ile dünyanın en büyük 18. ekonomisi olarak belirtilirken 2030 yılında İtalya ve Güney Kore'yi geçerek 12. olabileceği vurgulanıyor. PwC'nin araştırmasına göre önümüzdeki 13 yıl içinde 2,9 trilyon dolarlık GSYH değerine ulaşması beklenen Türkiye'nin, 2050 yılında ise 5 trilyon dolar barajını aşacağı tahmin ediliyor. Raporda dikkat çeken bir diğer nokta ise Türkiye 2050 yılına kadar %3'ük oranla Avrupa'nın en hızlı büyüyen ekonomisi olacağı tahmin edilmektedir. Bunlara ek olarak PwC "Türkiye, mevcut siyasi istikrarsızlığın üstesinden gelebilir ve ekonomik reformlar konusunda ilerleme kaydedebilirse, 2030 yılına kadar İtalya'yı geçebilir." diyor.  İşte asıl kırılma noktası tam da bu noktada başlıyor. Türkiye yaklaşık 15 yıldır tek başına iktidar olan bir parti hükümeti ile yönetiliyor. Siyasi istikrarın getirdiği avantajlar ile Türkiye son 15 yılda büyüme oranlarından enflasyon oranlarına kadar birçok ekonomik göstergede olumlu sıçrama yaptı. Ancak bu siyasi istikrarın devamı için önümüzde önemli bir tarih var. 16 Nisan'da yapılacak referandum'da “EVET” çıkması durumunda PwC'nin raporunda bahsettiği üzere siyasi istikrarın devamı sağlanacak, ekonomik reformlar hız kazanacak ve Türkiye'nin 2023 kısa vadeli, 2053 orta vadeli ve 2071 uzun vadeli hedeflerine ulaşmasında hiçbir engel kalmayacaktır. Bundan dolayı AB ülkeleri bu durumdan son derece rahatsız oluyorlar. Bu nedenle siyasi istikrarın teminatı olan Cumhurbaşkanlığı sisteminin oylanacağı 16 Nisan'daki referandumun sonuçlarına etki etmek üzere gazete ve TV'lerinde “hayır” kampanyalarına destek veriyorlar, bakanlarımızın programlarını engelliyorlar.

Türkiye yaklaşık yüz yıl önce savaştan çıkmış, ağır yaralı bir haldeydi. Şuan üzerimize atlarını, itlerini sürenler o zamanlar da bu durumumuzu bildiği için istediklerini yaptırabiliyorlardı. Avrupa'nın emir vermeye ve bu emri Türkiye'nin hemen yerine getirmesine ve istedikleri karaları almasına alıştıkları için dik durduğumuz zaman öfkeleniyorlar. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu bir konuşmasında “AB ülkeleri bu dik duruşumuzu hazmedemiyorlar ama hazmetme kapasitelerini genişletsinler. Çünkü Türkiye, daha da büyüyecek. Yani bugünkü Türkiye'yi hazmetmekte zorlanıyorsunuz ama böyle giderse yarınki Türkiye'yi hazmetmekte daha da zorlanacaksınız.” dedi. Çünkü artık hasta adam biz değiliz, hasta olan Avrupa! Çünkü AB ekonomik çıkar üzerine kuruldu. 2008 krizi sonrasında ekonomide hâlâ toparlanma sağlayamayınca çıkarlar yerini ırkçılığa bıraktı. Bakın, İngiltere bu hastalığı gördüğü için kangren tedavisi misali kesip atma yöntemini seçti. Fransa cumhurbaşkanı adayı Le Pen ''AB öldü, ancak bunu kendisi henüz bilmiyor" dedi. Marine Le Pen, cumhurbaşkanı seçilmesi halinde AB ile Fransa'nın AB'ye üyelik koşullarını yeniden müzakere edeceğini, bu müzakerelerden sonuç alınamaması halinde, üyelikte kalıp kalmamak konusunda referanduma gidileceğini belirtti. Bir diğer taraftan İtalya Başbakanı Renzi, Başbakanlık Sarayı'ndaki Avrupa Birliği bayrağını indirtmişti. Çünkü AB artık demokratik bir birlik olmadığını açık bir şekilde ilan etmektedir. Bunu yine biz değil Polonya Dışişleri Bakanı Waszczykowski söylüyor. Bakan, “Artık AB'nin Berlin'in diktasında olduğunu biliyoruz” dedi.

İkinci Dünya Savaşı'nda yerle bir olan Almanya, küresel sermaye tarafından kontrollü olarak büyütüldü. Küresel sermaye, eğer Almanya'dan yatırımlarını çekerse ekonomik olarak büyük çöküntüye uğrayacağı için, küresel sermayenin talimatlarını harfiyen yerine getiriyor. (Bunu bilen ulus devletçi Trump, Merkel ile görüşmesinde Alman asıllı olmasına rağmen basın mensuplarının “tokalaşma pozu” tekliflerini yanıtsız bıraktı.) Aynı şekilde devlet borçlarını finanse etmek için küresel sermayeden borç alan diğer AB ülkelerini de düşündüğümüzde Polonya Dışişleri Bakanı'nın söylediği gibi AB Almanya'nın dolayısıyla küresel sermayenin diktası altına girdi. Bu durum, yeniden büyük Britanya hayali kuran ulus devletçileri rahatsız etti. Küresel sermaye ile ulus devletler arasında savaş başlayınca harekete geçtiler ve İngiliz milletler topluluğunu da kapsayacak bir şekilde tekrar büyük Britanya olmak için AB'den ayrılma kararı aldılar.

Yeni dengenin soğuk savaş dönemi gibi iki kutup değil çok kutup olması planlanıyor ve bu kutuplardan birinin lideri Türkiye olacaktır. Yapılan devasa yatırımlar, cazibe merkezleri, terörün her türlüsünün kökünün kazınması büyük Türkiye'ye hazırlık. Peki, siz kendinizi hazır hissediyor musunuz?


Etiketler: