Gerçek şu ki…

28 Şubat darbecileri, FETÖ’ye geniş bir hareket alanı kazandırdı.

FETÖ bu hareket alanından faydalanarak “mağduru” oynadı ve “1000 yıl süreceği” ilan edilen 28 Şubat zihniyetiyle “mücadele dümeni” yaparak,  “milletin yatak odasına kadar” sızmayı başardı!..

Ve…

Şimdi de…

28 Şubat zihniyeti, “FETÖ Gündemi”nin açtığı hareket alanından istifade ederek “Eski Düzen”i geri getirmeye uğraşıyor!..

Bu yazının başlığına oturttuğum isimler; Canan Kaftancıoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu ve Ahmet Ercan aynı dünyanın insanlarıdır, 28 Şubat zihniyetinin bütün uzantıları böyledir…

Asla vazgeçmezler!..

Asla vazgeçmeyeceklerdir!..

Bu zihniyet,  “sıradan vatandaş”ın sürekli olarak “yanlış” adrese oy verdiğini, yeterli eğitim ve idrak seviyesine sahip olmayan “sürü” niteliğindeki milyonların kimi “uyanık politikacılar” tarafından “kandırıldığını” savunmaktadır..

Bu zihniyetin “sokaktaki vatandaşa” nasıl baktığını gösteren nice misal bulunmaktadır…

Ahmet Ercan adlı “deprem profesörü”, canlı yayında, “Yoksul bir insan geçim sıkıntısı içinde olduğu için eğitimi yoktur. Kime oy vereceğini bilmez!..” demek suretiyle “bu kesimin” bakış açısını ortaya koymuştur.

Daha önce “Sarı Civciv” lâkaplı bir magazin figürü ile “hafif müzik” icracısı Erol Evgin de, “Çok okumuşun ve az okumuşun birer oy hakkı var, böyle dâvâ mı olur!” yollu lâflarıyla gündemde yer bulmuşlardı.

Bu zihniyet efendim,  böylesine “sınıfçı” bir zihniyettir.

Tarihçi Ahmet Anapalı yazısında, Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay’ın,

“Halk plajlara hücum etti, vatandaş denize giremiyor!” özdeyiş(!) ini hatırlatmış...

Gökay,  bu ilk bakışta saçma sapanmış gibi gelen cümlesiyle “Denizi kirleten sıradan insanlar yüzünden, biz jakoben laikler şöyle gönül huzuruyla denize giremiyoruz!” demek istemiştir.

Bu böyle bir zihniyettir…

Deniz kıyısına fabrikalar kuran “Laikçi Elitleri” değil de,  serinlemek için ayağını denize uzatan “köylü takımı”nı suçlar bu “çağdışı” kafa!..

“Halk plajlara hücum etti, vatandaş denize giremiyor!” zihniyetini yansıtan

Ahmet Anapalı birkaç misal daha vermiş:

Atatürk için yazdığı türküyü sahibine götürmek üzere yola çıkan Merhum Ozan Âşık Veysel“köylü” görünümlü olduğu için Ankara’dan geri çevriliyor…

Dönemin Ankara Valisi Nevzat Tandoğan da “jakoben laikçi zihniyeti” ortaya koyan şu cümleleriyle anıtlaşıyor:

“Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek.

Efendim;

Canan Kaftancıoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu, Ahmet Ercan  ve diğerleri…

“Değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” bir zihniyetin temsilcidirler.

Böyle oldukları için de suçlanmaları anlamsızdır.

Ben bu zihniyeti o kadar iyi bilirim ki…

Yaşanmışlıklarım var; küçüklük yıllarımızın kimi büyükleri, “10 yılda 10 milyon genç yaratma” iddiasındaki “sistem” tarafından birer “kurşun asker” olarak yetiştirilmişlerdi…

Onlar kendilerini çok farklı, çok üstün bir yerde görürlerdi.

 “Köylü Kısmı”na kıymet verdikleri takdirde başlarının ağrımasından çok korkarlardı.

“Köylü takımı”nın çok çabuk şımaracağını ve günün birinde tepelerine çıkacağını düşünürlerdi.

“Demokrasiye müdahale” olsun istemezlerdi ama “milletin iyice azması” halinde bunun da başvurulması gereken bir çare (!) olduğuna inanır ve “Dipçik de olmasa, bunların önüne geçilmez!” derlerdi.

Merhum Menderes’in başına gelenleri sonuna kadar “hak ettiğini” söylemekten bile çekinmezlerdi!..

Böyle bir zihniyettir bu…

Yazının başlığına yerleştirdiğim isimlerin ve diğer 28 Şubatçıların dünya görüşleri arasında farklar varsa da bu farklar asla temel mevzuyla alâkalı değildir.

Bunlar...

Bugün de..

Aynı çizgidedirler…

Şöyle bitireyim:

Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan bahsederken yüzüne oturttuğu tepeden bakar eda, (sözüm ona) alaycı eda, bu zihniyetin yansımasıdır!..

Bu zihniyet Recep Tayyip Erdoğan gibi “toprak kokan” bir Anadolu Evlâdı’nın Cumhurbaşkanı olmasından rahatsızdır!..

Recep Tayyip Erdoğan’ın diğer Anadolu Evlâtlarına “kötü emsal” olduğuna inanmaktadır!..

Türkiye’nin son 16 yılda çok büyük mesafeler kat ettiği doğrudur ancak elde edilenlerin hiçbiri teminat altında değildir!..

Bu milletin “kendisini yönetmeye ehil olmadığını” düşünenler çizgi değiştirmiş değildir!..

Ve…

Azalmış da değildir!..

1000 yıl süreceği ilan edilen 28 Şubat süreci “bitmiş” de değildir!..

Uyanık olmakta fayda vardır!..

***

Ertuğrul Özkök, Hürriyet yazarını arasın ve öğrensin!

Yazar Ertuğrul Özkök, iki cümleyi nerelere çekti, hayret.

Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Numan Kurtulmuş demiş ki;

Cumhuriyet elitleri, kültür sanat alanını milletten kaçırdılar... Çaykovski vs. dinletirsek millete adam oluruz zannedildi...”

Bunlar iki buçuk saatlik sohbetin “cımbızlanan” ve bağlamından kopartılan ifadeleri.

Sayın Bakan, o uzun sohbette, modernleşmenin şekli bir anlayışla ele alınmasından, müziğimizin uzun yıllar boyunca ihmal edilmesinden, taklitçi zihniyetin sakıncalarından, bilimsel üretimden bahsetti…

Dahası…

Şehbenderzâde’nin “İçimizde bir Fransız gibi şarap içebilen, bir İngiliz gibi vals edebilen, bir İtalyan gibi sanat eserlerini izleyebilenimiz vardır ama bir uçak mühendisimiz, köprü yapacak bir mühendisimiz veya fabrika kuracak mühendisimiz yoktur!” tespitine yer verdi.

Ertuğrul Özkök,  Sayın Kurtulmuş’un sözlerini olmadık bir yere çekerek,  “Ne yâni, Cumhuriyet elitleri millete silah zoruyla mı Çaykovkski dinletti!” diye sormuş!..

Bir de Sayın Kurtulmuş’u (özenle kaçındığı) “Kutuplaştırıcı dil kullanmakla” suçlamış!..

Üstelik…

Nezâket gösterip kendisini arayan Sayın Kurtulmuş’un Basın Müşaviri Osman Yılmaz’ın verdiği “Sinan Çetin Filmi” misalini de acayip bir şekilde “saptırmış”

Ertuğrul Özkök, böyle yapacağına…

Antalya’daki programda Sayın Kurtulmuş’la birlikte olan ve konuşmanın tamamını dinleyen Hürriyet Yazarı Deniz Zeyrek’i arayıp…

Meselenin aslını, feslini öğrenme zahmetine katlanabilseydi…

Eminim ki…

“Hayır efendim, Sayın Kurtulmuş asla kutuplaştırıcı dil kullanmadı. Aksine, Sayın Kurtulmuş, sohbetler boyunca ‘Kutuplaştırıcı dilden uzak durma’ çağrısında bulundu!” karşılığını alacaktı.

Aslında…

Hâlâ geç sayılmaz…

Bir arasın Deniz Bey’i…

Bilgilenmiş olur!..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
TİREBOLU 2018-01-19 14:23:30

onlar kendine yakışanı yapıyor,aferin ertuğrula,acaba sayın bakanımız bizden bir kalemede aynı inceliği gösterirmiydi,hiç zannetmem.yazdıklarınız bildik-ezber şeyler artık.bizimkiler(artık kimse) onlara şirin görünme ezikliğinden kurtulmalı,iktidar olmak yetmiyor asıl olan muktedir olmakta

Avatar
Arşın 2018-01-19 11:27:26

Maksat başka o konuşmayı kendi dinlese idi aynı yorumu yapardı

Avatar
Metin Gün 2018-01-19 19:11:30

Bizim kimi Bakanların Doğan Grubu kompleksi mi var?

Avatar
Nursen Akyüz 2018-01-20 04:01:38

Batı hayranlarının dünden bugüne halka hakaret dolu cümlelerinden batılılaşabilmek uğruna batının nazarında hakir duruma düştüklerinin farkında değiller.Tıpkı kendi halkına karşı hislerinin karşılığı batı tarafından kendileeine veeilmektedir