Zor bir süreçten geçiyoruz. Amerika’nın Irak’ı işgalinden beri dozajı gittikçe artan bir savaş ortamında yaşıyoruz. Batı’nın, Osmanlı devleti parçalandıktan sonraki Ortadoğu’ya yerleşme planları bir süredir hız kazanmışa benziyor. Sadece Rusya ve ABD değil, içinde Avrupa’nın da bulunduğu devasa bir silah gücü dünya haritası gözetildiğinde küçücük bir coğrafyaya istifleniyor. Fabrikası nerede olursa olsun bütün silah fabrikalarının yolu Ortadoğu’dan geçiyor. Belki de baştan beri hep böyle. Dünyanın neresinde patlak verirse versin, bütün savaşların ucu, bir şekilde, Ortadoğu’ya dokunuyor. Oluşun da bozuluşun da kalp atışlarının da nabız yitimlerinin de görünür coğrafyası bizimki ve biz burada yaşıyoruz ve buradan gitme şansımız yok. Kader bizi buraya mahkum etti mi demeli, kader bize burayı kısmet etti mi?.. Ne desek beyhude... Ve bir gerçek var ki o değişmeyecek: Burada doğduk, hayatımıza buradan devam edeceğiz ve şimdiden mezarlarımızın yeri belli. Biz bu toprakların çamurundan doğduk, onunla yoğrulduk, hayata onunla, oradan bakıyoruz.

Bazımız ölüyor, bazımız yaralanıyor; aç, sefil yaşıyor bazımız; göç etmek zorunda kalanlarımız var, bir ömür acı çekenlerimiz... Aydınlarımızın kafası hep meşgul… Sabah başladıkları düşünce yolculukları günün geç vaktinde onları hep ‘ne yapmalı?’ durağına getirip bırakıyor. Bu sorunun cevabı bir türlü bulunamıyor, bu sorunun cevabı bulunamayınca da bu aydın o duraktan bir adım ötesine geçemiyor. Üstelik dert bir değil… Bedenlerimiz parçalanmıyor, ölmüyoruz sadece. Şehirlerimiz yerle bir ediliyor, caddelerimizin ortasına bombalar düşüyor, ağaçlarımız toza beleniyor, kirpiklerimizin kenarı hep sisli… Binlerce yıllık tarihimizin mimari eserleri, kitaplar, kütüphaneler eşliğinde ürettiğimiz bütün medeniyet değerleri bir bir eriyor gözümüzün önünde. Bir şey daha var elbet: Batının meta’sını çoktan buzluğa atıp fiziğini her tarafa saçıp savurduğu insanlık dışı, müzahrefat bir bilim anlayışı ve onun yedeğine aldığı sayısız düşünce biçimi de farkında olmadan bizi bayıltıyor, öldürüyor, paramparça edip hep aynı yere, o karamsarlık, yılgınlık ve umutsuzluk durağına getirip bırakıyor.

Gerçekten de kelimenin bütün anlamlarıyla büyük bir saldırı altındayız. Bazen şiddeti artan, bazen azalan, bazen kesilmiş gibi görünen bir saldırı bu. Üstelik şiddet azalışının merhametle değil, yıkma yorgunluğuyla ilgisi var. Yıkmak ve öldürmek de yoruyor demek bazen… Ama kendilerine geldiklerinde tekrar başlıyorlar. Bazen şehirlerimize, bazen evlerimize, bazen gövdelerimize, bazen kılık kıyafetimize, bazen tarihimize, kitaplarımıza, kütüphanelerimize, bazen iç dünyalarımıza, psikolojimize, değerlerimize yöneliyorlar. Bazen sırayla yok ediyorlar, bazen aynı zamanda, hep birlikte… Yıkılan şehirlerin bir daha gelmeyecek olması, bir daha Bağdat’ın, bir daha Şam’ın, bir daha Halep’in, bir daha Kudüs’ün gelmeyecek olması ne acı… İmitasyonlarının, montajlarının, pastiş ve parodilerinin hiçbir zaman hakikatlerinin yerini almayacak olması…

İslam’ın bütün göstergeleri, hakiki yüzey biçimleri yok ediliyor. Biçim bozuldukça öz kendini daha ne kadar koruyabilecek? Gövde çizildikçe ruh kendini ne kadar güvende, ne kadar sağlıklı hissedecek?.. Bütün bunlar bilinçli, bütün bu saldırıların bir anlamı var. Yeryüzündeki son Ortadoğulu ölmeden, yeryüzündeki son İslam şehri, son mimari eser, üzerinde yürünen son cadde, içinden su çekilen son kuyu da kurutulmalı diye düşünülüyor olmalı. Ola ki oraya gelen; o eserde, o şehirde, o kuyu başında yeniden dirilişe erer diye… Bütün tahattur hatları işgal altında ve biz yine o soruyu, o malum soruyu soruyoruz: Ne yapmalı?

Eğitim hayatının bir kısmını yurt dışında geçirmiş yakın bir arkadaşım şöyle diyordu geçenlerde: Biz Batı’nın ürettiği eserlerin ancak yüzde yedisini çevirdik, geriye kalan yüzde doksandan fazlası olduğu gibi, okunmadan duruyor. Bizim elbette onların yazdıklarına ihtiyacımız yoktu, olmazdı. Biz elbette onların ürettiği değerleri elimizin tersiyle itebilirdik eğer bizi rahat bıraksalardı. Eğer ürettiği değerler, değerlerimizin, soyumuzun sopumuzun sonunu getirmek için planlanmamış olsaydı. Ama öyle değil. Batının ürettiği kibrit çöpü bile onun karanlığını aydınlatmak içindir. Bizimse, hayatımızı karartmak… Çakıldığında yanan kibrit uçlarıyız biz onların. Gövdelerimizin ışığıyla aydınlandıklarını sanıyorlar. Bu kadar kesin. Ve bu kadar kesin olduğu için kitaplarının geriye kalan yüzde doksanını da çevirmeli, okumalı, okutmalı. Ne mi yapmalı? Yıkılan her şehri, yıkıldığı yerden yeniden inşa etmeli. Ölen her çocuğun yerine bir yenisini doğurmalı. Ölen her insan için bir kitap fazla okumalı, bir yazı fazla yazmalı, bir mesai fazla yapmalı. Asla yılmamalı, yıkılmamalı. Savaşın, bize yönelik savaşın; tenimizi örseleyen her kurşunun, kalbimize giren her merminin hedefinin oraya kazınmış bir kitap olduğu, kitapların Kitab’ı olduğu unutulmamalı. Okuduğumuz her cümle, yazdığımız her kelime, işgali bitirmeye yönelik bir hamledir. Eleştiriyi her zaman yaparız ama şimdi çalışmalı. Ne yapmalı sorusunun cevabı, bundan gayrı çözümü dışarıda değil içeride aramanın yordamına girmeli. Durup durup imparatorluğumuzun batmasına mersiyeler yazıyoruz. Alman imparatorluğu batmadı mı, Büyük Britanya imparatorluğu batmadı mı, Rus Çarlığı yerle bir olmadı mı? Ama onlar düştükleri yerden kalktılar. Yollarına devam ettiler. Bizse hala ne yapmalı sorusunun cevabını dışarıda arıyoruz. Bize şöyle yaptılar, böyle yaptılar. Şöyle ya da böyle yapanlar, şöyle ya da böyle yaptıklarını yüzlerine vurduğumuzda şöyle ya da böyle yapmayı bırakacaklar mı? Hayır. Önemli olan bizim ne yapacağımız, onların değil. Ne yapmalı? Okumalı. Fert fert, aile aile, ev ev, mahalle mahalle, şehir şehir, ülke ülke okumalı. Ve okumaya, okumayı öğretenin kitabından başlamalı…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.