1995 yılı sonbaharında, bir tahlil için Vakıf Gureba Hastanesi’nde, tanıdığı bir doktora gider Osman Demirci Hoca.

Doktorla sohbet ederken, içeri bir hanım hasta girer. Hastalığının tedavisi için, kendisinden o günün parasıyla 15 milyon (bugünkü değeriyle bin beş yüz TL) istenmektedir. Fakat fakir olduğu için bu parayı ödeyememektedir.

Kadın hem ağlamakta, hem de halini anlatmaktadır. Doktordan yardımcı olmasını istemektedir.

Demirci Hoca, şefkatli bir insandır. Kadının o hüzünlü halini görünce dayanamaz. Gözleri yaşarır. İçi parçalanır âdeta. Elini cebine atar. Bakar ki, 5 milyon TL’si var. Çıkarıp hepsini hasta kadına verir.

– Al kızım, cebimde bu kadar var. Tedavinin bir kısmına faydası olur inşallah, der.

Demirci Hoca’nın bu şefkati, doktoru da duygulandırır.

Kadına bir not yazıp verir.

– Git bacım, tedavini görsünler. Kalanını da ben hallederim, der.

Hasta kadın ağlayarak girdiği odadan, sevinerek, “Allah sizlerden razı olsun” diye bin bir dua ederek çıkar.

Kayınpederim Osman Demirci Hoca, o gece eve dönünce, gündüz yaşadığı bu olayı bizlere de anlattı.

Kayınvalidem kendisine sitemli bir şekilde takıldı:

– Efendi, bize harçlık vermezsin; başkalarına cebinde ne varsa dağıtırsın.

Kayınvalidemin bu sitemi karşısında, Demirci Hoca derin bir hüzün ile:

–Hatun, kadıncağızın o halini görse idin, için parçalanırdı. Belki sen kolundaki bileziği çıkarır verirdin ona. Ben verdiğime de çok memnunum. Böyle bir hayrı nasip ettiği için Rabbime binlerce hamdolsun. “Gerçek bir ihtiyaç sahibinin, darda kalmış bir insanın duasını almak büyük bir lütuftur” diye de eklemişti.

Bunları söylerken, Demirci Hoca, yine çok duygulanmıştı. Halet-i ruhiyesine baktım. Bana şu kanaat geldi ki: Hasta kadının ihtiyacı olan 15 milyon liranın hepsi o anda cebinde olsaydı eminim hiç tereddüt etmeden çıkarıp o hasta kadına verirdi.

İnsanlar çoğu zaman vermekten hoşlanmazlar. Daima almak ve kazanmak isterler. Ancak Allah’ın “vermekteki lezzeti” tattırdığı, gerçek kazancın, vermekte olduğunun bilincine erdirdiği insanlar, Allah yoluna verme konusunda, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer misali adeta bir bireriyle yarışa girerler. İşte o insanlar ne mutlu insanlardır.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-10-17 01:22:56

Okurken duygulandim. Yazarımız çok haklı dusmusuz geçim derdine karnımızı doyurmusken yarına ne yiyecegimizii düşünür hep ileriye dönük plan yaparız bugünün hamd ini unutur halbuki yaradanimiza teslim olabilsek sukrumuzu,ibadetimizi yapabilsek.