Geçirdiği “hasta adam” travmasıyla dünyaya küsenler, O’nun kurduğu hayallerle “ölüm uykusu”ndan uyanmaya başlıyordu.

O, ateşten bir gömlek giyiyor; adına da “Millî Görüş” diyordu. Ve en sıkıntılı anlarda bile çevresindekilere umudun sonsuzluğa uzanan haritasını çiziyordu.

Kur’an’ın rûhu, Peygamber’in şuuru bu topraklarda bir kez daha mâkes buluyor; “Millî Görüş” bayrağı altında dalga dalga İslâm coğrafyasına yayılıyordu.

O, İslâm âleminin içinde bulunduğu sıkıntıların asıl kaynağının “ümmet şuuru”ndan uzaklaşmasına bağlıyor; her fırsatta siyonizmin köleleştirdiği Müslüman coğrafyanın tekrar ayağa kalkma yolunun “cihad farzı”ndan geçtiğini beyan ediyordu.

“Anadolu’nun Ruhu”na ket vuranlar, bendine sığmayan “Savunan Adam”ı her defasında engelliyor; o bütün engellemelere rağmen “kesilen sakal” gibi her defasında daha gür çıkıyordu.

Leopart tanklarıyla başlayan rüyâ; Gümüş Motor, Devrim Otomobili’yle gerçeğe dönüşüyor; idealize edilen “millî sanayii”nin temelleri atılıyordu.

1968’de Odalar Birliği Başkanlığı, Süleyman Demirel ve eyyamcıları tarafından ilga ediliyor; O yılmıyordu...

1971’de Millî Nizam Partisi antidemokratik bir şekilde kapatılıyor; O yılmıyordu...

1980’de Millî Selamet Partisi antidemokratik bir şekilde kapatılıyor; O yılmıyordu...

Ve 1995’te Türkiye’de yeni bir dönem başlıyor; çetin günler artık O’nu bekliyordu... Refah Partisi genel seçimlerinde yüzde 21.37 oyla 158 milletvekilliği alarak büyük bir başarıya imza atıyor; O’nun başbakanlığında kurulan Refahyol Hükümeti, milletin özlediği hizmetler için kolları sıvıyordu. Millet O’ndan memnundu; fakat dış güçler, kartel medyası, askerler, sendikacılar, çeteler rahatsız oluyordu.

13 Nisan1909’da 2. Abdülhamid’e uygulanan çökertme operasyonu, bu defa “28 Şubat Postmodern Darbesi”yle O’na uygulanıyor; Müslümanlara 88 yıl aradan sonra bir kez daha “bin yıl sürecek” sloganıyla diz çöktürülüyordu.

Abdülhamid’e uyguladıkları dezenformasyonlarla 33 yıl sonra başarıya ulaşan zihniyet; O’nu 11 ay gibi kısa bir sürede hâl ediyordu.

1998’de Refah Partisi antidemokratik bir şekilde kapatılıyor; O yılmıyordu.

2002’de Fazilet Partisi antidemokratik bir şekilde kapatılıyor; O yılmıyordu.

20 Temmuz 2001 tarihinde kurulan Millî Görüş’ün yeni temsilcisi Saadet Partisi, onun ilk üyelerinden birinin adı ise, yine davasının kölesi olan “Savunan Adam”dı. Fakat emperyalistlerin O’na karşı hamlesi bitmek bilmiyor; 2 Aralık 2007’te yeni bir oyunla “ömür boyu siyasi yasaklı” yaftası boynuna asılıyordu.

O yılmıyordu...

***

BİZ O’nu çok sevmiştik. Biz O’na, O’nun davasına sarıldığı gibi sarılmıştık. O’nunla ağlayıp, O’nunla gülmüştük. Davasını davamız bilip; “Rablerinin emirlerine uygun yaşayanlar için, alt tarafından ırmaklar akan Cennetler vardır” (Âl-i İmrân, 198) müjdesi mucibince hep yanında olmuştuk. Ve bugün yine O’nun yanındayız; kalbimizle, dualarımızla ve geriye dönüp hatırladıklarımızla...

Kimden bahsediyoruz?.. Şems’ini arayan Mevlânâ gibi yollara düştüğünde; çoğu kimsenin “bir çiçekle bahar gelmez” dediğinde “bir çiçek açmadan da bahar gelmez” muştusuyla Tarık Bin Ziyad gibi bütün gemileri yakan, en sıkıntılı anlarda bile çevresindekilere umudun sonsuzluğa uzanan haritasını çizerek tek başına bir ordu gibi davasında çığır açan Millî Görüş Lideri merhum Prof. Dr. Necmeddin Erbakan’dan.

27 Şubat 2011’de aramızdan ayrılarak dâr-ı bekâya göçen “Erbakan Hoca”nın bizlerde bıraktığı hisleri ahde vefanın bir gereği olarak tekrar hatırlayalım.

***

Günlerden pazardı... Semadan bir melek süzülüyordu... Aziz misafirin ruhunu istiyordu... O da, emaneti itirazsızca teslim ediyordu.

85 yıllık mücadele, çile dolu ömür mühürleniyor; ölümsüz bir hayat başlıyordu. Bütün ajanslar saat 11.40’da “son dakika” haber olarak “savunan adam”ın vefatını veriyordu.

Dünya dönüyordu, hayat duruyordu. O sevenlerine en zor zamanlarda metaneti öğretmişti, hiç kimse de isyan etmiyordu. Sadece hüzne yüklenen gözyaşlarını rahmet olsun diye akıtıyordu.

Şebi Arûs gecesi... Gecenin sabahında Hacı Bayram-ı Veli, beyazlara bürünmüş yeşil kaftanlı aziz misafirini kabul ediyordu. “Hoş geldin aziz misafir” diyordu. Alınlar secdeye giderken, Ankara’nın ayazı akan gözyaşlarını durduramıyordu, donduramıyordu.

İki dost sohbet ediyordu...

“Acaba”diyordu saf tutanlar; “kundaktaki şehzadeyle, köseden mi bahsediyorlar?..” Belki de Filistin’de, Irak’ta Mısır’da, Tunus’ta, Libya’da akan kanı durduracak bir Fatih bir de Akşemseddin lâzım diyorlardı.

Şafak atıyordu ayazın titreten bûsesine; helallik vakti geliyordu... Ankara semaları “helal olsun”larla inliyordu. Aziz misafir “tekbirler”le, Hacı Bayram-ı Veli’yle uğurlanıyordu.

“Çileyle Yoğrulan Adam”geriye dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkıyor, Fatih’in fethettiği İstanbul’a gidiyordu. Bir tarafta dualar okunurken, bir tarafta ruh şâd olmuş bedeni seyrediyordu.

O, Fatih’i ne kadar çok seviyordu. O’nu unutmamak, unutturmamak için her Mayıs geldiğinde İstanbul’u yeniden fethediyordu. “İnna fetahna leke fethan mübina...” sadaları yükseldikçe İstanbul bizimdi, yine bizim oluyordu.

Mayıs ayına daha çok vardı... Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbakan İstanbul’a geliyordu. Fatih ayağa kalkıyordu. Payitahtın bütün camilerinden salalar yükseliyordu.

Topkapı’dan, Edirnekapı’dan, Mevlanakapı’dan, Belgradkapı’dan, Eğrikapı’dan, Silivrikapı’dan, Yenikapı’dan, Sirkecikapı’dan, Bahçekapı’dan, Zindankapı’dan, Ayakapı’dan, Fenerkapı’dan, Balatkapı’dan, Ayvansaraykapı’dan oluk oluk insan seli akıyordu.

İstanbul kendine sığmıyor, Fevzi Paşa’dan, Malta’dan, Darrüşşafaka’dan, Haliç’ten, Vatan’dan dahası surlardan taşıyordu.

Şarktan, garbtan, şimaldan cenupdan gelenler Fatih’in mekânındaki “Hayr İle Anılan Adam”ı soruyordu.

Aziz misafir ise 23 Ekim 2005’te yolcu ettiği 40 yıllık sırdaşının musalla taşında yatıyordu. Her zamanki gibi yine en önde duruyordu. Fakat bu defa yanında duran yüz binlere suskunluğuyla ders veriyordu.

O susuyordu; hafızlar konuşuyordu... O susuyordu; şahidler konuşuyordu... O susuyordu; tekbirler, salavatlar, dualar konuşuyordu... O susuyordu; Kemalettin Erbakan’ın, Recai Kutan’ın, Recep Tayyip Erdoğan’ın, Abdullah Gül’ün, Ahmet Davutoğlu’nun, Raşid Gannuşi’nin, Mahmut Ustaosmanoğlu’nun... gözlerinden katreler damlıyordu.

Lütfi Doğan hoca, aziz misafirin önünde “er kişi niyetine” diyordu; yüzbinler kıbleye yöneliyordu. Mehmet Görmez hoca helallik istiyordu; milyonlar “helal olsun”la semayı inletiyordu. Oğul Fatih Erbakan, “o son nefesine kadar canıyla, malıyla cihad etti” diyordu; insanlık şahidlik ediyordu.

Balyoz Planı’nın odağındaki Fatih Camii’nde tekbirler yükseliyor; laiklik elden gitmiyor, tanklar da yürütülmüyordu. Omuz verdiği milyonlar, ilk defa böylesine güçlü omuz veriyordu hocasına. Cumhurbaşkanlarından başbakanlara, meclis başkanından siyasi parti liderlerine, bakanlardan milletvekillerine, belediye reislerinden bürokratlara, işadamlarından generallere kadar herkes... Aziz misafir ömrü boyunca özlediği tabloyu, hicretinde gerçekleştiriyordu.

Tekbirler aziz misafir için yükseliyor; gözyaşları Filistin’i Tunus’u, Mısır’ı, Hindistan’ı, Malta’yı, Fevzi Paşa’yı, Halıcıları, Akdeniz’i, Vatan’ı, Topkapı’yı, Merkez Efendi’yi dahası İslâm coğrafyasını ıslatıyordu.

Caddeler, sokaklar sanki mahşer yeriydi... İstanbul, fetihten sonra ilk defa böyle bir insan seli görüyordu.

Aziz misafir, son kez Halıcılar Caddesi No: 4’teki baba ocağına uğruyordu. Sonra İstiklâl Şairi Mehmed Âkif’in Sarıgüzel’inden geçerek, Vatan’a ulaşıyordu. Gönülleri fetheden kumandan 10. Yıl Caddesi’nden neferleriyle otağın kurulduğu yere yürürken, Ulubatlı Hasan surların burçlarından el sallıyordu. Adnan Menderes, Hasan Polatkan, Fatin Rüştü Zorlu ve Turgut Özal gıpta ile bakıyordu.

Fatih’in otağı, Merkez Efendi aziz misafirini bekliyordu. Takvimler 1 Mart 2011’i, saatler 15.45’i gösterirken, telkinler verilirken, O’nu hasretle bekleyenler “hoş geldin aziz misafir” diyordu.  Aziz misafir sonu olan bir dünyadan, sonsuzluğun kapısını aralıyordu. Bütün hüzün ve dahi 28 Şubat’ın acıları diniyordu.

Makamın âlî, mekânın Cennet olsun Hocam.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Emin Söylemez 2018-02-27 17:51:38

Allah razı olsun tekrar o gunleri yaşadik. Hocama rabbim rahmeti ile muamele eylesin inşaAllah

Misafir Avatar
Sabri 2018-03-14 20:45:34 @Emin Söylemez

emin ağabey, erbakan hocamız sadece Allah rızası için kutlu bir yola çıktı ve gücünün yettiği nispette yere düşen bayrağı tekrar gönül burçlarına dikti. Allah rahman sıfatıyla muamele eylesin.

Beğenmedim! (0)
Avatar
İdris 2018-03-11 10:31:13

ALLAH Mekanını cennet etsin.sendende ALLAH razı olsun kardeşim içimizi ferahlattın

Misafir Avatar
Sabri 2018-03-14 20:40:43 @İdris

i̇dris kardeşim Allah cümlemizden razı olsun. razı olduğu amellerle yaşayıp, bize rehberlik edenleri örnek almayı, aldığımız nadide örnekleri gelecek nesillere olduğu gibi aktarmayı nasip eylesin.

Beğenmedim! (0)
Avatar
celali topuz 2018-03-12 09:44:03

Sabri kardeşim, duygu yüklü yazını gözlerim ıslandığından biraz zorlandım.. Cennet mekan hocamı anladık anladık daa. Ba'de harabül basra.. ALLAH CC cennetinde cemalini nasip etsin..

Misafir Avatar
sabri 2018-03-14 20:35:22 @celali topuz

teşekkür ederi̇m celali̇ kardeşi̇m. o da kendisinden öncekiler gibi bir çığır açtı ve nihayetinde sonsuzluk yurduna göçtü. Allah rahmetiyle muamele eylesin.

Beğenmedim! (0)