İnsanın bu denli bir savda bulunması için ya ciddi kanıtları ya da aklından zoru olması lazım öyle ya. Bin bir zahmetle büyüttüğümüz çocuklarımızın edep ve terbiye hususunda dahası kâmil bir imana/itikada sahip birer insan/vatandaş olmaları için bizden uzaklaşmaya değil tam tersi olabildiğince bizimle hemhal olması gerekirken bu da nereden çıktı be adam.Uzatmaya hacet yok. Azıcık etrafımıza -aslında kendimize- dikkatlice bakınca taşlar yerine oturacak, ne demek istediğimi anlamış olacaksınız.

        Akademik teologlarımızın ya da ilahiyatçı ricalin jargonuyla hareket edip falan ayet filan hadis der ki deyip, üzerime -vazife ama vazife olmayan- cümleler yazacak değilim. Ya da yok efendim mutlu olmak için şunu yapın, başarılı olmak için on altın kural gibi aforizmalarla güya yaşantılarımıza şekil vermeye çalışan efsuncu mürebbiyeler gibi de yapmayacağım. Lahuti kurallar manzumesini görmezden gelip her zaman ve zeminde emrolunduğu gibi dosdoğru olmayı beceremeyen ama her fırsatta karşıdakine, yapamadığı halde yapın diye öğüt verme dilemmasına da düşmek istemem.

         Fakat etrafımız -ben de dâhil olmak üzere- kendisine toz kondurmayan adam kaynıyor. Bunlar yetmiyormuş gibi bilgisayarına sekiz on tane eksantrik resim koyup, güya gelişimini tamamlayamamış bizleri iki dakikada geliştirivermek için ortalıkta dolaşan binlerce kişisel gelişimci mi ararsın... Uzmanlar ve akil ağabeyler/ablalar eşliğinde bitmek tükenmek bilmeyen konferanslar, seminerler, toplantılar, kurslar, dersler, geceler, şölenler mi dersin... Bir başka tarafta yazılan kitaplar, televizyon programları, videolar, paylaşımlar, mesajlar mı görürsün vs. vs… Sonuç elde var sıfır. İmanım sağlam ola niyeti ile nerede ise izlemediğimiz program, okumadığımız kitap, dinlemediğimiz vaaz ve hutbe kalmadığı halde hala bir arpa boyu yol alamayışımız, dahası dibe vuruyor oluşumuzdur asıl mesele.

                  Yalana gerek yok...  Ne zaman ağzımızı çocuklarımızın eğitimi, terbiyesi, yetişmesi ve de ahlaki gelişimi hususunda açmışsak hep aynı serzeniş hep aynı yakınma ve tazarru. Bir taraf- taNe yaptımsa olmuyor, bir türlü okuma alışkanlığı kazandıramadım diyenler, öbür tarafta ders çalışmadığından, sürekli televizyonla meşgul olduğundan ya da sorumluluk sahibi olmadığından, namaz kılmadığından, yatağını dahi toplamadığından falan dem vuranlar... Ne demişler Oğlan dayıya kız halaya... Her kim demiş ise sözünü geri alsın, çünkü giderayak bütün hala ve dayıların; deyim yerindeyse teyze ve amcaları da yanlarına alarak hep birlikte yozlaştığı günümüz dünyasında kimse çocuğunun birilerine çekmesine razı olacak gibi görünmüyor artık.

           Siz kendinizi ne sanıyorsunuz, nerede görüyorsunuz bilemem ama benim gözlemlediğim şey yönümüzü kıbleye dönmüşsek de gönlümüzü kıbleden fersah fersah uzaklara açtığımızdır. Bizler, Tabiri caizse eşek kadar adamlar (konu çocuklar olunca bu benzetmeyi yaptım)Kişi akranından azar sözünüçocuklara bırakmamaya yeminliymişçesine bir birimizi ayartır olduk.  Giderek kurallarını esnetir olduğumuz dini yaşantılarımızın, örfi davranışlarımızın ve de toplumsal değerlerimizin şimdilerde nelere mal olduğunu pek kestiremesek de yakın zamanda evimizi, barkımızı, çolumuzu - çocuğumuzu kendi elimizle ateşe verenler bittabi bizler olacağız.

          Diğer bir ifadeyle dinden uzaklaşarak dindarlaşan, duygusal terselmelerin yamacında dünyevileşen, bilmeden liberalleşmişsek de sırf vicdanlarımız rahat etsin duygusuyla tarikatların, cemaatlerin, görüşlerin, fırkaların kucağında güya ümmetten, cemaatten bir parça olduğunu zanneden müstağrip Müslümanlar haline geldik. Yalansa yalan deyin, yanlışım varsa da düzeltin. Sığamadığımız iki yüz metre kare evlerimizden, en özelliklisi olsun diyerek tonlarca para saçıp sahibi olduğumuz arabalarımızdan bahsetmeyeceğim. Her fırsatta yenilediğimiz telefonlarımızdan, kıyafetlerimizden ya da takılarımızdan da bahsetmeyeceğim.

           Benim derdim başka, bambaşka. Evliliklerimiz, ev yaşantılarımız, mahremiyetlerimiz, ebeveyn hallerimizden tutunda; kocalığımıza, karılığımıza, hocalığımıza, babalığımıza ya da dost ve arkadaşlık ilişkilerimize varana dek hepsi de ters yüz olmuş vaziyette. Dedim ya bedenimiz Anadoluda yol yürüyor ama ruhumuz ecnebi topraklarında fink atıyor adeta. Baksanıza, Müslüman mahallesinde çıplaklar kampına dönen düğünlerimiz, en düşüğü apart otellerden sahile açılan tatillerimiz var artık. Sosyal medyada mahrem hallerimizin ifşasından tutun da kendimizin ya da ailemizden birilerinin durumunu bir cam ekran vasıtasıyla milyonların beğenisine belki de bekler olduğumuz yorumları vesilesiyle takdirine sunduğumuz yaşantılarımıza ne demeli?

          Daha da uzatmak niyetinde değilim. Belki çok garip bulacaksınız ama ne yazık ki neredeyse her gün bir din görevlisin ahlaka mugayir yüz kızartıcı suçtan görevinden olduğu, bir babanın öz kızına tecavüze yeltendiği, amcasının yeğenine; dayısının kuzenine sarkıntılık ettiği, kapalı kapılar ardında ensest ilişkilere kap aralayan aile ve akraba fertlerinin varlığından medya vasıtasıyla da olsa haberdar olduğumuz günümüz Türkiyesinde gelinen bu hazin/son noktadayız. Durumun vahameti ortada... Diz boyu ahlaksızlığın, adamsendeciliğin,  madrabazlığın, sahtekâr- lığın, hırsızlığın, arsızlığın yaşandığı ve bütün bunları yaşayan/yaşatanların çocuklar değil de biz yetişkinlerin olduğu gerçeğinden yola çıkarsak geriye tek bir şey demek kalıyor.

         Çocuklarımızın bırakın adam gibi birer mümin olmalarını ahlaken dahi düzgün olmalarını istiyorsak çok bir şey yapmaya gerek yok sanırsam...

       Kendimizden uzaklaştıralım yeter...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624