Ah Efendim,

Çocukluk ve ilk gençlik yıllarıma döneyim dedim, neler geldi başıma...

Heves ediyor insan, olabiliyor, benim de öyle bir anımdı, nereden geldiyse geldi aklıma, bisikletle  şöööyle bir “şehir turu” atayım dedim.

Bu işlerin kralını yapardım eskiden; pedal, fren, direksiyon oyunlarıyla yürek hoplatmalar bu kardeşinizden sorulurdu.

Baktım, uzun yıllar çok da fazla bir şey alamamış, tüketememiş beni…

Bayağı bayağı kaptırıyor, yanımdan geçen kamyonları, minibüsleri tehdit olarak görmeyecek kıvama geliyorum…

Hoş duygular ama…

Dem eski dem değil, caddelerimizde bu kadar araç yoktu o vakitler ve ceplerimizde telefonlar…

Yokuş aşağı giderken geliyor aklıma;

Telefon cebimin bir yerinde mi, yoksa unuttum mu onu?..

Şöyle tek elimle cebimi yoklarken, bisikletin epeyce hızlandığını fark ediyorum…  

Şuursuzca bir fren, hem de ön fren!..

Yarım takla atıyorum, fena, dengede durmak mümkün değil, cadde kalabalık…

 Uçuyorum!

Küüüt, kafam çarpıyor asfalta…

Başımın yan tarafı, göz, kulak, oralar…

Sonra sırtımı çarpıyorum yere, savruluyorum.

Bir an yokum, bir yerlerde, hoşluk, boşluk, yokluk…

Tuhaf hisler eşliğinde, bir yerlere gidiyorum…

Biri ağzımdan aşağı “su” boşaltıyor…

 “Oruçlu” olduğum geliyor aklıma, püskürtmek istiyorum suyu, o nefesi alamadım ki çıkartayım.

Yok öldüm galiba, bir hanım sesi, “Adınız ne?” diyor.

Biliyorum ismimi, söyleyeceğim ama nefes çıkmıyor ki.

Ağzım suyla dolu, boğuluyorum, “61 gün cezası yok bunun, isteyerek bozmadım ki orucumu” gibisinden bir şeyler geçiyor zihnimden…

Sonra…

Ölürsem, eve kim haber verir…

Ya da öldüm mü, verecek son nefesim bile yok!..

Bir hanım sesi yine, yaşlı bir hanım, “Bu adamı bir yerden tanıyacam” diyor, duyuyorum…

Nefes…

Oh!...

“Adımı” söylüyorum, yine bir hanım sesi, pazar yeri mi ne, hep hanım.

“Oh çok şükür aklı başında!..” diyor.

Aklım başımda olsaydı, bu yaşta, hem de caddelerde bisiklet mi kullanırdım!..

Ağzından ilk kelimesini çıkartan bir bebek, nasıl sevindirirse anne, babayı…

Ben de öyle bir mutluluğa şahitlik ediyorum…

İsmimi söylemem mutlu ediyor başımdaki şefkatli topluluğu, ben de seviniyorum.

“Ölmeyeceğim bu sefer de!”

Böyle bir his;

Cep telefonumu düşünüyorum hemen, “Eve haber versem mi?”

Yok, boş yere telâş olur.

“Öldüm mü ki!”

Şimdi kalkar, toparlanır, üstümü başımı temizler…

Bir şey olmamış gibi giderim, boş ver.

Olacak gibi değil.

Bir yarı baygınlık, yine.

Ambulanstayım, hanım sağlık görevlisi…

“Amca” diyor…

 Tansiyon aleti, bir şeyler, bir şeyler…

GATA’ya götürüyorlar, eskiden sadece askerler girerdi, şimdi bize de açık…

Tuhaf şeyler düşünüyorum; beni götüren hanım başörtülü, eskiden GATA’ya böyle girecek, haddine mi düşmüş!..

Bunu bile düşünüyorum, ne tuhaf…

GATA…

Acil Servis çok kalabalık, beni bırakıyorlar…

Bir görevli, “Ekranı takip et, ismin çıkınca gelirsin.” diyor.

Başım dönüyor, ekranı arıyorum, ekran kararıyor.

Beş dakika, on dakika, kaç dakika sonraysa…

İsmimi görüyorum ekranda, kalk, çok zor, yardım geliyor, götürülüyorum.

Doktor,  “Adli bir vaka yok değil mi?” diye soruyor...

“Hayır” manasında kafa sallıyorum, of ne acı…

Başıma geleni ayrıntıya girmeden anlatıyorum: Bindim, bastım, düştüm.

Röntgen, tomografi, bir şeyler oluyor.

“Eskiden olsa nerdeee” diye düşünüyorum, hastane köşelerinde ölürdük!..

Epeyce süre…

Beklerken bir ayna görüyorum, kafanın yan tarafı şişmiş, “soyuk”lar var…

Araba…

Arabalar…

Yanımdan geçiyorlardı ben düşerken, biri kafaya çarpaydı…

Ölmüştüm, yaşıyorum, kaburgalarıma basan her nefese şükür.

Evden arıyorlar.

Ne diyeceğiz…

Anlayacaklar sesimizden açsak,  hele biraz daha merak etsinler, çocuk değiller ya benim gibi!..

Uzmanların en uzmanına götürüyorlar bizim kağıtları, filmler filan da ekrandaymış…

“Asistan” dönüyor…

 “Amca, şükür ciddi bir durum yok, hadi geçmiş olsun!”

Yırttık!..

Oruç gitti.

Ben dönüyorum.

Evde bir telâş, bu ne hâl, ne oldu?..

“Hiç, şöyle bir bisikletten düştüm de!”

Yatıyorum, ağrılara şükür, ölebilirdim!..

Geçen hafta Merhume Teyzem’i vermiştim toprağa, Yengem Onkoloji Servisi’nde yatıyor, köyden getirdiler…

Ben, yatıyorum…

Telefonlar çalıyor…

Açmıyorum…

Biri, “whatsup”tan ısrarlı…

Arıyorum…

Seçim havası göremediğini, çok daha fazla çalışmak gerektiğini vesaire söylüyor.

“Yazarız efendim!” diyorum nefes darlığıyla, neler çektiğimi nereden bilsin.

Şöyle bir sosyal medyaya uzanıyor elim, o halde bile…

Kavga, küfür, hakaret…

Birbirlerine girmiş insanlar, orada seçim havası var!..

“Ölümsüzler” (!) fena atışıyor orada.

Ben…

Başım, kaburga kemiklerim…

Belim, yeni yeni çıkıyor, bileğim…

Bir arkadaş duymuş, arıyor…

Açıyorum…

“Ya Serdar, sende hiç mi akıl yok, ne işin olur senin bisiklet tepesinde..” diyor.

“Çocuk musun!”

Düşünüyorum;

“Yoksa artık çocuk değil miyim!..”

Öldü mü o çocuk?

Bir arkadaş, bir arkadaşa söylemiş…

O da bir başkasına…

En son söylenen arıyor;

“Vallahi kusura bakma ama çok güldüm. Bisiklet tepesinde, sen… Takla atmış, kafayı gözü patlatmışsın!.. Ne işin olur senin bisikletle!..”

Bir arkadaş arıyor…

“Geçmiş olsun ağabey” dedikten sonra…

“Perşembe canlı yayın var, şu saatte buyur ağabey!” diyor…

Birkaç gün var, toparlar mıyım?...

Ciddi değil ki zaten, ben de ciddi değilim, çocuk gibi, böyle bir şeyim.

“Tamam” diyorum;

“Ölmezsem geleceğim!..”

Annem uğruyor…

“Niçin böyle şeyler yaptığımı” sorduktan…

Ve…

“Bak kafan gözün şişmiş, elin kolun yaralanmış, ah, ah..” dedikten sonra…

Gidiyor…

Bayram hazırlığı için…

Çocuk gibi düştüm işte…

Kimse ciddiye almıyor beni.

Bu memlekette, bisikletten düşersen, işte bu hallere düşersin!..

*****

Ben ne yapsam bundan sonra…

Bisiklete binsem mi, binmesem mi?..

Çocukluk etsem mi etmesem mi?..

Düzene uysam mı uymasam mı?..

Ağrılarım geçsin, ayrıntısıyla düşünürüm.

Hepinize Hayırlı Bayramlar Efendim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ercan Güven 2018-06-15 11:29:38

serdar kardeşim bayramın mübarek olsun.
bisiklet kazasını bu yazı vesilesiyle öğrendim. büyük geçmiş olsun.

Avatar
Nihat Gün 2018-06-16 01:05:44

Geçmiş oolsun üstad

Avatar
Ömer Faruk 2018-06-16 23:37:37

çok geçmiş olsun serdar bey, kendinize dikkat edin.hayırlı bayramlar.