“Aynı evrende yaşamamalı cellatlar ve çocuklar;

Ya ölmeli cellatlar, ya da hiç doğmamalı çocuklar.”

Çocuklar güzel masalları hak eder, dramatik hikâyelerin başkahramanı olmamalılar. Ülkemizde son yıllarda ayyuka çıkan çocuk istismarı, kamu vicdanında tedavisi imkânsız yaralar açıyor. Ne var ki aynı zamanda toplumsal ahlakın dibe vurduğunun da habercisi. Olay münferit olmaktan çoktan çıktı. Toplumun genelini ilgilendiren bir meseleye dönüştü.

Olayın akabinde gösterilen refleksler de ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu. Hadiseye gösterdiği tepkinin ne kadar şiddetli olduğu yarışına giren vatandaş, öyle galiz, sinkaflı ve öyle ahlaksızca ifadelerle bezenmiş senaryolar yazıyor ki, insanın havsalası almıyor. Birçoğu gösterdiği tepkiyle faillerle aynı duruma düştüğünün farkında bile değil. Ne yazık ki içinde bulunduğumuz bu durum toplumun fotoğrafı bir yerde. Böyle bir toplumda nasıl bir nesil yetiştirilebilir? Çocuklar fiziksel ve ruhsal travmalarla kucak kucağa büyüyor.

Tepki fail üzerinde yoğunlaşırken, kimse bizzat kendisinin olayın neresinde olduğuna bakmıyor. Bir olay şahsi ya da kamusal vicdanı rahatsız ediyorsa, bu olayda az da olsarahatsızlık duyan vicdanın da bir payının bulunduğunu düşünmek çok mu abartı sayılır?Üstelik vicdan kanatan hadisenin faaline nefret, kin hatta vahşetini kusmak kendini temize çıkarıp kamburunu sırtından atmaya çalışmak sayılmaz mı?

 Şunu net olarak ortaya koymamız gerekiyor: Önce devlet, sonra da birey ve toplum olarak hepimiz suçluyuz. Sadece üzülerek hatta en önemli iletişim tekniği olan “empati” kurarak bu sorumluluktan kurtulamayız. Son 10 yılda çocuğa yönelik şiddet ve taciz yüzde 700 artış göstermiş. Sadece bu bile öncelikle sorumluluk makamında bulunanların ardından tek tek hepimizin üzerinde kafa yorması gereken bir durum.

Haberlerin veriliş şekli de oldukça problemli. Haberciliğin temel çelişkisi burada da karşımıza çıkıyor. Haber konusu olan olay karşısında özne, haberci ve insan olarak ikiye bölünüyor. Şahit olduğu bir uçak kazası sırasında kamerasını bırakarak yaralılara yardıma koşturduğu için haber müdüründen fırça yiyen arkadaşım hatırıma geldi. Haberci refleksleri insani değerlerin önüne geçmemeli!

Vakaların ardından yapılan güdüsel refleksler yerine,hepimizin şapkamızı önümüze koyup düşünmemiz gerekiyor. Gerek idam, gerekse diğer çözümler toplumsal uzlaşı ile hukuki bir zeminde, linç kültürüne pirim vermeden yürütülmelidir.

Ernesto Che Guevara’nın şiiriyle giriş yaptığımız yazımızı şair John Donne’nin şiiriyle sonlandıralım.

“Bir ada değildir insan, bütün hiç değildir bir başına; anakaranın bir parçasıdır, bir damladır okyanusta; bir toprak tanesini alıp götürse deniz, küçülür Avrupa, sanki yiten bir burunmuş, dostlarının ya da senin bir yurtluğunmuş gibi, ölünce bir insan eksilirim ben, çünkü insanoğlunun bir parçasıyım; işte bundandır ki çanlar kimin için çalıyor diye sorma; çanlar senin için çalıyor.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.