Geçtiğimiz günlerde, Sayın Cumhurbaşkanı bazı bürokratlara yönelik ciddi eleştirilerde bulundu. Araya başka gündem maddeleri girdiği için üzerinde fazlaca durulmayan bu meselenin enikonu tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Bununla birlikte, halihazırda ülke bürokrasisine hakim olan zihniyetin en büyük sorunlarından birinin hırs olduğunu düşünenlerdenim.

Teorik çerçevesi bir tarafa bırakılırsa hırs kelimesini en güzel tanımlayan metaforlardan biri şudur: Çölün yakıcı sıcağında aç sefil dolaşırken bitkin düşen bir deve, ölümüne yakın, rastladığı ilk çalılığa dalıp çöpüne dikenine bakmaksızın karnını doyurmaya başlar. Yedikçe iştahlanır, iştahlandıkça yediğinin arasındaki çerçöp orasına burasına batmaya başlar. Bu, öylesine iflah olmaz bir açlıktır ki bir müddet sonra dikenler dudaklarına, dili ve damağına battığı halde hiçbir acı hissetmez. Bilakis dudaklarından dökülen kendi kanı hoşuna gitmeye başlar. Aslında, bir bakıma yediklerinden ziyade kendi kanının kokusudur onu çeken. Artık iş, karın doyurmanın çok ötesine geçmiş, müzmin bir kan tüketimine, kendi kanını kana kana içmeye gelmiştir. Kaçınılmaz sonuç, devenin, çöl devesinin kan kaybından ölmesidir.

Sınırı, ucu bucağı, dur durağı olmayan bir kazanma arzusudur hırs… İnsandaki şeytani dürtünün, üstün gelme arzusunun en kurumsal yapısı, en katıksız göstergesi, en sanat görünümlü sunumudur. Durduğu an dağılacakmışçasına kendi kanını içmeye, ruhunun bütün güzelliklerini tüketmeye, insanlığın sana ulaştırdığı bütün değerleri, erdemleri dudağının gerisinde bırakıp bir tek yediğin şeye odaklanmaya ayarlanmış bir iç dünya… Hele çölden gelmiş, hele uzun bir sefaletten yola çıkmış, hele bir de vardığı yerde az bir çerçöp bulmuşsa artık dizginlenemez bir iştahın pençesine düşmüştür haris. Belki doymaktan biraz haberi olsa, belki biraz zaten yiyenlerden olsa, bir yerde duracak, durup nefeslenecek, hatta küçük bir ihtimal ama sorgulayacak ne yaptığını… Ama hayır; derin bir açlıktan, derin bir dışlanmışlıktan, derin bir aşağılanmışlıktan, derin bir merkezin dışına itilmişlikten, derin bir kompleksten gelmektedir. Bulduğu yer de artık terk ettiği yere çok uzaktır. Çöl geride kalmıştır, çölün sıcaklığı, bütün o arayış yorgunlukları dışarıda, kapının dışında, uzakta, çok uzakta kalmıştır, hatta belki unutulmuş... Arada bir ziyaretine gelenlere çöl devesi; ya öyle miymiş, gerçekten bunu biz mi yaşadık, birlikte miydik orada, yok canım, karıştırıyorsun, ben değilim, değilimdir o, der. Geldiği yere dudağını büker, gözlerini kısarak sanki zaten hep orada, bulunduğu yerdeymiş, Tanrı kendisini zaten orası için yaratmışçasına koltuğuna biraz daha gömülür, artık domur domur olmuş parmaklarını çıtlatır, kaldığı yerden arpalık malumatına devam eder.

Varılan yerse tam da iştahın çağırdığı yer, derin, dizginlenemez, gece gündüz kurulan hayallerin bilinçaltı patlamasının ışığa dönüştürüp büyüyle buluşturduğu yerdir. Bir arpalıktır. Bir mahalle değiştirme, bir kimlik değiştirme, bir saç sakal değiştirme, bir suret değiştirme, bir geçmiş değiştirme, bir iç dünya ve bir istikamet değiştirmedir. Arpalık… Mal mülk arpalığı, mevki makam arpalığı, güç kudret arpalığı, veli nimet arpalığı, el etek öpme arpalığı, arpalık işte, içinde küçük dikenler varmış, her lokma boğazdan geçerken az biraz gırtlakta mola veriyormuş, boğaz ukdeleniyormuş, geç bunları. Yeme hışırtısının kulağa verdiği hoşluk duygusunun yanında bir diken, bir kılçık, yağ gibi mideye inen o tuhaf lokmanın serencamı nedir ki? Olsa olsa küçük bir mola. Daha büyüğünü, daha iyisini, daha yukarıdakini elde etmek için…

Çöl develeriyle mezkur mahal develerinin didişmesi bu, ama belki de didişme adı altında yeni bitişmeler, yeni muaşakalar, yeni hemhal oluşlar alanıdır… Zevkten gözleri hiçbir şey görmeyenler ile gözleri hiçbir şey görmeyenlerin gözlerine gıptayla bakanların memleketine hoş geldiniz... Öfkelerine gıpta karışanların ve sonra galip geldiklerinde öfkelendiklerinin kendilerini bulduklarının ve öfkelendiklerini içlerine alanların ve öfkelerini bu kez kendilerine, kendi içlerine çevirenlerin... Geldikleri tarihin, geldikleri kültürün, geldikleri mahallenin sağlarına sollarına bulaştırdığı değerleri bir kirmişçesine, bir urmuş ve görünmemesi gereken bir yaraymışçasına silip atanların, çıkarıp atanların, yalnız gömlek değil deri değiştirenlerin…

Önce bakışlar değişti dostlarım; evler, mahalleler değişti ardından ve görevler ve mevkiler, öylesine bir hız yolculuğu ki bu sadece o arabaya binenlerin değil, geride kalıp onları seyredenlerin de başını döndürüyor. Belli bir noktadan sonra hız gerçekten bütünlüğü dağıtıyor, gerçekten görüntüler ve renkler arasındaki farkı kaldırıyor, gerçekten her şey birbirine karışıyor, gerçekten bizim taraf ve öteki taraf, bizim mahalle ve karşı yaka, gerçekten iyilik ve kötülük, doğruluk ve yanlışlık, dürüstlük ve alçaklık, adillik ve adaletsizlik…

Hırs en çok açları vurur, ruh açlarını… Öç alırcasına saldırırlar olmasını umdukları şey ellerine geçince. Devenin hörgücü nedir ki insan hırsının yanında? Alır da alır, bitmez sanırlar. Biter oysa, biter dostum, arpa ve arpalık bitmese de insan biter, insan hayatı biter, otlarında arasından sızan çöplerden biri olmadık yerde, olmadık zamanda saplanır durur işkembeye…

Dedik ya… Hırsın sonu yok. Kendi kanını bitirene, son damlayı da içip yere yığılana kadar. Artık dönülmez akşamın ufukları seni yoklayana, dönmek istesen de bir daha dönemeyeceğin bahçelerle arana sonsuz mesafe girene kadar. Ve gün gelip çattığında bıraktıklarının ne kadar asil, kölesi olduklarının ne kadar sefil olduğunu görür insan. Ve o gün gelip çattığında, hırs uykuya daldığında kendi görüntüsünün çirkinliğine bile kalsa yine ölmez mi insan?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Semih 2018-04-11 11:28:55

Yüreğinize, dilinize sağlık hocam. Nahoş olan bir durumu bile dile getirirken seçtiğiniz sözcüklerle edebi bir zevkle okunmayı garanti ediyorsunuz. Sözcükler fikir dünyanızın olgunluk çağına ait ocaklarında pişiyor ve nezaketle servis ediliyor. Tebrikler hocam. Muhabbetle.