AK Parti ve sayın Erdoğan’ın seçim öncesi kanaatimizce üç önemli vaadinden birisi, daha çok özgürlük idi. Belki bazıları özgürlük meselesini çok soyut ve oldukça lüks bir mesele olarak değerlendirmekte ve hatta kimi zaman milletin asıl sorununun iş, ekmek olduğunu beyan etmektedirler. Halbuki özgürlük, özelde ekonominin iyileşmesinin de temel şartlarından birisidir.

Özgürlüğün hiç şüphesiz bir takım alt maddeleri var; ifade özgürlüğünden, teşebbüs özgürlüğü ve basın özgürlüğüne kadar. Ben bu maddeleri sıralamaktan ziyade, özgürlüğün önce toplum ve onun gelişimi açısından niçin önem arz ettiğini analiz etmeye çalışacağım.

Özgürlük, her şeyden önce bir güven demektir. Bir hukuk devletinde temel özgürlüklerin kullanımına dair varolan güven, insanların gündelik hayatta hem ayaklarını zemine daha kuvvetli basmalarını sağlar, hem de yaptıkları işi daha zevk alarak yapmaları ve birbirlerine güven duymalarını temin eder. Bu açıdan özgürlük bir öngörülebilirliği de getirmektedir. Öngörülemezlik çoğunlukla toplumda her anlamda bir büzülmeyi sonuçlar.

Büzülme, içe kapanma ile birlikte ekonomi, bilim başta olmak üzere birçok alanda teşebbüste tedirginliği oluşmaktadır. Para ve özellikle dışarıdan gelecek para, öngörülemez mekanlarda durmaz ve kaçar. İç pazarda teşebbüsler de, yeterli sermaye bulunsa bile öngörülemezlikten dolayı yatırımlardan kaçar. Gerekirse mevcut durumunu daha da küçültür, pozisyonunu korumaya çalışır.

Türkiye’nin ülke içinde ve dışarıda yaşadığı serencamları anlayabiliyoruz. Türkiye’nin çevresi bu anlamda istikrarlı değil ve parçalanmış bir yapı özelliği gösteriyor. Özellikle PKK terörü ile birlikte, onları temizlemek üzere dışarıya yapılan operasyonlar bunun yansımaları. Kürt meselesi için daha önce uygulanan çözüm sürecinde bölgenin PKK tarafından hendeklerle donatılması ve ardından 2016’da yaşanan darbe teşebbüsü, kabul etmek gerekir ki, devletin tekrar güvenlik meselesini öncelemesi sonucunu doğurmuştur.

Özellikle devletin içinden zararlı yapıların ve sızmaların temizlenmesi süreci, doğal olarak devlet reflekslerinde bir büzülmeyi ve içe kapanmayı birlikte getirmiştir. Güvenliğin her zaman sıralamada birinci önceliği alacağında kuşkumuz yok. Bu seçimlerde AK Parti’ye oy verme saiklerinden birisinin de bu olduğunu düşünüyoruz.

Fakat bu içe kapanmanın açılması, hem ekonomi hem de devlet-toplum ilişkilerinin daha sağlıklı bir zemine oturması açısından gerekliliğini hissettirmektedir. Bu bağlamda seçimlerden önce OHAL’in kaldırılması yönündeki vaadin isabetli olduğunu düşünüyoruz. Nitekim dün geçen gün hükümet yetkililerinin bu yönde açıklamaları olmuştur.

Türkiye, içerisinde farklılıkları barındıran büyük bir millet yapısına sahiptir. Sahip olduğu potansiyellerin değerlendirilmesi, enerjilerin doğru yerlere harcanması için “özgürlük” vurgusu hakikaten büyük önem taşımaktadır. Bu anlamda önemli görevlerden birisinin de üniversitelere düştüğünü tekrar hatırlatmak gerekir.

Üniversiteler bir ülkenin bilgi ve strateji geliştirme merkezleridir aynı zamanda. Üniversiteler, meseleleri tartışır; ortaya çıkardığı tezleri siyasetini ekonominin, toplumun önüne koyar. Bu anlamda siyasete de altenatifler sunar. Maalesef bazı kesimler üniversitelerin tartışmasını hazmetmemekte, onları itibarsızlaştırarak aforoz etmeye çalışmaktadırlar. Halbuki özgür bir üniversite, ülkesi için kuvvetli tartışmalar yapmak üzere kendisinde cesaret bulacaktır. Üniversiteler ve bilgi olmadan, gelişme olamaz.

Şunu da hatırlatmak isteriz ki, özgürlük sorumlulukla birlikte vardır. Özgürlük hakaret ve sövme hakkını kimseye vermez. Daha saygılı bir ortamda bilimsel tartışmaların yapıldığı bir gelecek temennisiyle…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.