Bugünü anlamamız hakikatte geçmiş ile gelecek arasında kurulacak köprülerin de mâhiyetini anlamamıza yardımcı olacaktır. Bugünü anlamadan, geçmişte yaşananlardan tecrübeler edinmeden, yarını şekillendirmemiz mümkün değildir.

Dünya’da olduğu gibi ülkemizde de önü alın(a)maz değişimler oluyor ve olmaya da devam edecek. Kaçınılmaz değişimlerin eşiğinden milletçe güçlü bir devlet önderliğinde adımımızı attık. Bu değişimin farkına varmalı, planlarımızı, programlarımızı ona göre yapmalıyız.

Fert olarak değişime karşı yapacaklarımızın sınırlı olduğunu düşünebiliriz. Düşüncemiz yanlış olmasa da eksik olan noktalar yok değil. Toplumsal değişimlerin ferdi boyutta öncelikle başladığı gerçeğini gözardı edemeyiz. Ferdi değişimler toplumsal değişimleri körükler, toplumsal değişimler de sistemleri değiştirir; istenilmeyenleri, zamana ayak uyduramayanları alaşağı eder.

Yaratıcının yeryüzüne koyduğu kanun böyle. Öncelikle fertler kendilerini hem zihnen hem de bedenen değiştirecekler, sonra gerisi kendiliğinden gelir. Yani ferdi olarak kendimizi gelişmelere karşı hazırlamalı, topyekûn bir değişime karşı hazırlıksız yakalanmamalıyız...

Her ne kadar dünyada kutuplaşmalar bizim aleyhimize gibi görünse de, aslında İslam Alemi’nin ve özellikle de ülkemizin lehine gelişmeler olacak. Özellikte ülkemizde meydana gelen köklü değişimler dünyanın zorunlu değişiminin bir sonucu...

Dünya adaleti bütün prensiplerin üzerinde tutacak bir lidere hazırlanıyor. Ufukta asırların ezilmiş, seçkinlerin(!) hegemonyasından bıkmış, onların kurallarına karşı tiksinti duyan bir insanlık var. Zulümler, baskılar, yok etmeler, susturmalar, haksızlıklar, katliamlar kaderi-ilahinin gerçekleşmesini engelleyemeyecek...

Tarihin akışı, dünyanın beklentisi olan yeni gelişmelerle şekillenecek. Rahmet yağmurları ile yeni ırmaklar oluşacak, bu ırmaklar birbiriyle buluşup, denizlere, denizler de okyanuslara kavuşacak...

Bunu da çok yakın bir zamanda ümmetin iradesi, Türkiye’nin önderliğinde hep birlikte göreceğiz.

Bu değişimle birlikte gelen oluşumlara toplum olarak hazırlıklı olabilmemiz için dış dinamiklerimizle birlikte iç dinamiklerimizi de marsus hale getirmeliyiz. Bunu yapamazsak vadiler arasında ırmaklarla buluşamadan kuruyup gideriz. Okyanuslara ulaşmak şöyle dursun varmamız gereken bir denizimiz bile olmayabilir.

Şimdi bu oluşumun en önemli faktörünü açıklamanın zamanı.

Bir devleti oluşturan unsurların en temelini ailenin oluşturduğunu biliyoruz. Değişimlerin ve oluşumların temelinde aile vardır. Bir devletin görev dağılımındaki karmaşa nasıl devleti yıkıma götürürse, aile içi karmaşıklık da aileyi yıkıma götürür. Bir devleti yoketmenin en kolay yolu birden fazla baş çıkarmaktır. Aile için de bu geçerlidir. Devletin görevi cinsiyet ayrımı yapmadan kadın ve erkeği yaradılış gayesine uygun şekilde desteklemektir. Bunun detayları Kur’an ve Sünnet’te apaçık belli. Politikalarımızı da bu temel kaynaklara göre şekillendirmeliyiz. Devletin bekası ailenin korunmasına bağlıdır kısaca.

Yanlış politikalardan, Batı’ya yaranmak için feminist söylemlerden uzak durulmalı. Devletin güçlü kalması aile mefhumunun özüne uygun güçlendirilmesine bağlıdır. Yanlış kararlar farkında olmadan devletin temellerine dinamitler yerleştirir.

Şükürler olsun, ülkemiz çok zamandır özlemle beklediği yönetim biçimine kavuştu. Ümidimiz odur ki, bu sistemin katmanları sağlam temellerde yükselir. Nasıl ki bir vücudun sağlıklı fonksiyonlarını icra edebilmesi sağlıklı bir kafaya bağlıysa, devletin sağlıklı yönetilebilmesi de sağlam bir başa bağlıdır.

Şu anda sağlam bir başımız var. Artık bu sağlam başın fıraksiyonlara takılmadan, yanlış rüzgarlara kapılmadan doğru kararlar alması gerekir. Bundan sonrası başın alacağı kararlara bağlı. Eğer baş başlığını bilir sağlıklı kararların alınmasınında irade sahibi olursa vücut da gerekeni yapacaktır.

Bir vücut için sağlam bir baş ne kadar önemli ise bir aile için de bir babanın rolü o kadar önemlidir. Bir devletin başı şahsiyetsizleştirilirse o devletten hayır gelmez. Bir ailenin başı da şahsiyetsizleştirilir, onuru ayaklar altına alınır, itibarsızlaştırılırsa o aileden bu devlete hiçbir fayda gelmez...

İnsan zaaflarının kölesidir. Farkında olmadan zaaflarının tuzağına çekilir gider. Değişim kaçınılmaz ama değişimi öze dönüş olarak algılayıp Batı’yı memnun etme kompleksine düşmeden özümüzle marsus bağlar kurmalıyız.

Zaten değişimden kastımızın da öze dönüş olduğunu akıl ve feraset sahipleri bilirler...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624