Şair Mustafa Özçelik’le bir sohbetimizde üstad, “Değişim, kelimelerle başladı.” demişti. Nasıl diye sorduğumda ise şu can alıcı bir örneği vermişti: “Bugün ahlak yerine etik kelimesini koyduğumuzda aynı şeyi söylemiş olamıyoruz. Dildeki sekülerleşmeye dikkat edelim.” Diye bir uyarıda bulunmuştu.  

            Kıymetli üstadımızın verdiği “ahlak-etik” örneği ilgimi çekmişti. Üzerinde daha önce düşündüğüm bazı misallerle örtüşüyordu. Bunlardan en önemlileri “terbiye ve eğitim” kelimeleriydi. Bu iki kelime de ahlak ve etik kelimeleri gibi, zaman zaman birbirinin yerine kullanılan ama her zaman örtüşmeyen kelimelerdir. Terbiye ve eğitim kelimelerini şöyle irdelediğimde değişik bir sonuç ortaya çıkıyor. Mesela belli bir alanda eğitimi olmayan birine “eğitimsiz” diyebiliyoruz, ama “terbiyesiz” diyemiyoruz.

            Terbiye yerine eğitim kelimesinin konulmasının görünür gerekçesi, dilde sadeleşmedir. Başka bir deyimle bildiğimiz uyduruk bir dil oluşturma gayreti. Ancak daha geride seküler bir anlayış yatmaktadır. Pozitivist anlayışların düşüncemizde yaptığı zihniyet buhranı aynı zamanda dilde de karşılığını bulmuştur.

            Terbiye, Rabb kökünden geliyor. Eskiler "Rabbini bilen kendini bilir." demişler. Çocuklara verilen terbiyenin içinde de onlara Rabbini bilme bilinci kazandırma amacı vardır. Bugünkü "eğitim"in yerine daha önceden imanî/İslamî bir arka planı olan işbu terbiye kavramı kullanılmaktaydı. Şimdi ise eğitim… İngilizlerin "education" kelimesini karşılar mı? Orasını bilemem. Ama eğitimin eğmek ile alakasını biliyoruz. Buna göre "ağaç yaşken eğilir" felsefesi doğrultusunda öğrencilerimizi daha küçük yaşlardan itibaren eğip büküyoruz. Onlara hayat karşısında daha baştan eğik-ezik bir anlayış kazandırıyoruz.

            Eskiden eğitim ve öğretimin yerine kullandığımız maarif diye bir kavramımız daha vardı. Bu arada onu da yitirdik. Arefe kökünden gelen bu kelimenin de arka planında Allah'ı bilme anlamı bulunmaktadır. Kültür karşılığı daha önceden kullanılan "irfan" da aynı kökten gelir.  Nitekim eskiden Milli Eğitim Bakanlığının adı da Maarif Vekaleti idi. Bu kelime, son zamanlarda Maarif Vakfı ile birlikte yeniden kullanıma girmiş oldu.

            Terbiyede öğrenci özne-faal durumdayken yani hareketliyken, eğitimde pasif yani edilgen durumdadır.

            Öğrenci derken talebe kelimesini de unutmayalım. Burada da büyük bir anlam kaybı yaşandı.  Eskiden öğrenci yerine kullanılan talebe, ilmi talep eden anlamına gelirdi. Yani bir istek, bir gönüllülük söz konusu idi. Şimdiki "öğrenci" ise öğrenmek isteyen-istemeyen ama öğretilmesi gereken kişidir. Peki, gerçekten öğrenmek istiyor mu ve öğrenebiliyor mu? Maalesef… Şu sıralar açıklanan sınav sonuçları üzerinden "öğrencilerimizin" ne durumda olduğu, son günlerin en önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor. Elle tutulan arka planda metafizik bir bilgi olmayınca çocuk şüpheye düşüyor. Metni kavrayamıyor.  Arka plan olmayınca sonuç böyle oluyor demek ki.

            Başta da belirttiğimiz gibi değişim, kelimelerle başladı. Eyvallah. Ama bu değişim iyiye doğru olmalıydı. Maalesef tersi oldu. Yakın zamanda yapılan üniversite giriş sınavlarında yirmi dört adet Türkçe sorusunun genel ortalaması dört doğru cevap. Kabul edilebilir bir şey mi? Olabilir mi? Oluyor işte!

            Türkçeyi konuşmak ile bilmenin aynı şey olmadığını anlata anlata dilimizde tüy bitti. Bazen neyi konuştuğumuzu da bilemiyoruz. Gençler kendi aralarında beş on kelime ile anlaşma yolunu seçmişler. Peki, hayatı okuma ve hayata hazırlık bu beş on kelime üzerinden mümkün mü?

            Hâl-i pür meâlimiz ortada.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624