Güç dengesi kurulurkenkartlar sürekli tekrar tekrar karılıyor. ABD’nin hegemonik gücünü kaybetmesinin ardından başlayan anarşik dönemde ülkeler güvenliklerini sağlamaya çalışırken sürekli yeni ittifaklar kuruluyor.

Geçen hafta gündem yoğunluğu sebebiyle etrafı toz bulutu sarmış görüş mesafesi düşmüştü. Cumhurbaşkanı Erdoğan Birleşmiş Milletler 72. Genel Kuruluna katılmak üzere gittiği Amerika Birleşik Devletleri’ndeNATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Minnesota Temsilciler Meclisi Üyesi Omar, Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Pakistan Başbakanı Abbasi, BM Genel Sekreteri Guterres, İngiltere Başbakanı May, Kosova Cumhurbaşkanı Thaçi, Somali Başbakanı Hayri, Hırvatistan BaşbakanıPlenkovic, Sırbistan CumhurbaşkanıVucic, Ukrayna Devlet BaşkanıPoroşenko, Arnavutluk Başbakanı Rama, Filistin Devlet Başkanı Abbas, Moldova Başbakanı Filipve son olarakda ABD Başkanı Trump ile görüştü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görüşme programında en çok dikkat çeken liderler Balkanlar bölgesi olarak görünmektedir. Bugün Ortadoğu coğrafyasında yaşanan zulmün 1990’lı yıllarda yaşandığı Balkanlar’da tekrar büyük bir acı yaşanmaması için çalışma yapıldığını görebiliyoruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD’de tüm bu görüşmeleri gerçekleştirirken TSK namluları Kuzey Irak bölgesine çevirmiş Habur sınırında tatbikat gerçekleştiriyordu. Erdoğan gelir gelmez Cuma günü MGK toplantısına akabinde Bakanlar Kurulu toplantısına katıldı. Cumartesi günü ise TBMM olağanüstü toplanarak 30 Ekimde süresi dolacak olan tezkereyi görüşerek yeniden uzatma kararı aldı.

Türkiye’nin uluslararası temasları BM toplantısının ardından ara vermeden devam etti ve etmeye devam edecek. Irak’ın kuzeyinde gerçekleştirilecek bağımsızlık referandumu ile ilgili Türkiye’ye gelen Irak Genelkurmay Başkanı, Genel Kurmay Başkanımız Hulusi Akar ile bir araya geldi. Diğer yandan 28 Eylül’e Rusya Devlet Başkanı Putin Türkiye’ye gelecek ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan 4 Ekim’de İran’a bir ziyaret gerçekleştirecek. Nitekim bu ziyaret öncesinde İran Genel Kurmay Başkanı geçen ay Türkiye’ye gelmişti.

Uluslararası sistemdeki güç dağılımı ve devletlerin ekonomik, askeri ve teknolojik gücü, devletlerin dış politikalarını belirleyen en temel unsurdur. Astana Zirvesi ile Suriye denklemindeki çözüm konusunda hayati bir adım atılırken bölgede istikrarsızlık isteyen veAstana sürecinin dışında kalanlar ise bölgedeki çözümsüzlüğü artırmak için Kuzey Irak’ta referandum sürecini başlattırdı.

Kuzey Irak referandum süreci bölgede yeni denklemlerin kurulmasına yol açmıştı. Bir yıl öncesine kadar Barzani yönetimi ile sıkı ilişkilerimiz varken İran ve Irak yönetimleri ile ilişkilerimiz bir hayli gergin seviyedeydi. Ancak bugünkü tabloya baktığımız zaman bunun tam tersi bir durum gördüğümüzü söyleyebiliriz. Referandum süreci ile değişen uluslararası ilişkiler denklemi öncesi Astana zirvesi ile beraber aynı masaya oturan Türkiye ve İran referandum konusuyla beraber ilişkileri daha ileri boyutlara taşımaya hazırlanıyor. Bilindiği üzere Kuzey Irak bölgesel yönetiminin bağımsızlık referandumu kararını açıktan net bir şekilde destekleyen tek ülke olan İsrail, bağımsızlığın ilan edilmesi durumunda bölgeye askeri üs kurma planları yapmakta ve böylece İran için önemli bir tehdit oluşturmaya başlayacaktır. Aynı şekilde bölgede haritaların değişmesiyle beraber terör örgütü PYD/PKK’nın bölgede kendisine daha rahat alan bulacağı için Türkiye’ye karşı bir tehdit oluşturmaktadır. ABD’nin açıktan bir şekilde desteklediği PKK/PYD terör örgütükısa vadede olmasa bile orta ve uzun vadede Kuzey Irak ile beraber bütünleşmesini tamamlayarak Türkiye’nin bekasını hedef almaktadır.

Türkiye, İran ve Irak’ın son dönemdeki artan ilişkileri bölgede yapılacak ortak PKK mücadelesi açısından son elli yılın en radikal gelişmesidir. Yaklaşık 33 yıldır süren terör örgütü PKK ile mücadelemizde şimdiye kadar ne bölgede, ne de NATO’da kendimize bir siyasi muhatap ve destek bulamazken bundan sonraki süreçte bazı değişimler yaşanabilir. İran’la ortak Kandil operasyonu yapılması bu işbirliğini daha yukarı seviyelere çıkabilir. Diğer bir husus da İran ve Türkiye’nin Katar konusunda hemfikir olmasıdır. Türkiye’nin Katar’daki askeri varlığı ABD dâhil bölgedeki tüm ülkelere karşı caydırıcılık sağlamaktadır. Özellikle Katar’daki Türk deniz unsurlarının İran’la işbirliği yapması küresel güçlerin Körfez’deki planlarını bozmaktadır. İran ile ters düştüğümüz dönemlerde Ortadoğu’da mezhep savaşı çıkarmayı planlayan güçlerin Kuzey Irak referandumu ile beraber Türk-Kürt ittifakını bozarak bir savaşı çıkarmayı hedeflediklerini görmemek mümkün değildir.

Türkiye’nin yürüttüğü dış politikaya baktığımızda Ortadoğu’dan Balkanlar’a, Orta Asya’dan Afrika’ya Osmanlı Bakiyesi gönül coğrafyamıza hatta daha ilerilere uzandığını görebiliyoruz. Tüm bunlar tarihimizden gelen tecrübeler doğrultusunda güçlü askeri ve ekonomik kapasitemiz ile ve en önemlisi bir stratejik planlama doğrultusunda güçlü bir siyasi irade ile yapılmaktadır.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.