31 Ağustos 2017 Perşembe 16:25
Bayram gelir ve dağılır hüzünler

Selvigül Kandoğmuş Şahin  

Bayramlar hüzün, keder, gariplik, yoksulluk, acı olsa da cennetten sağılmış arı duru tertemiz gülümseyişlerle yüreklere dokunur. Neredeyse temizlenip arınmayan tek bir ev kalmaz. Temizlik ve sabun kokusuna kolonya ve tatlı kokusu sinmiş, bayram sabahlarının melek dokunuşlarıyla, selamlarla, çocuk çığlıkları ve ihtiyar dualarıyla dopdolu bayram evlerine konuk oluruz. Bu bayram seremonisi gün geçtikçe azalsa da her ev bayram sabahları gülümseyerek bakar gelen misafirlerine ve ev sahibesine…

Bir tarafta bayram diğer tarafta feryat

Bayramın cennet esintili havasını solumaya hazırlanırken, tüm telaş sarmışken çarşı pazarı, eviçlerini, kuşanmışken bayram sabahlarının arı duru havasını, çıkıp geliverir haberler. Bayramların içimizi kıpır kıpır heyecanlara sürüklediği, çocukların eteklerimize yapışıp yeni bir elbise veya ayakkabı aldırma dürtülerinin arasında, bayram temizliğiyle yorulan bedenimizi dinlendirme demlerinde gelir haberler…

Suriye'den, Mısır'dan, Arakan'dan haberler düşer ekranlara. Açlıktan ölümün eşiğine gelmiş sürü sürü çocuk görüntüleri, bombalamalarla birlikte ölüm haberleri, gencecik bedenlerin şehadet haberlerine karışır. Bir yandan garipliğimizin, yoksulluğumuzun, tüm acıların hikâyesi, bir tarafta akan kardeş kanının derin feryadı düşer ekranlara...

Topyekûn bir uyanış

Zamanın bereketli anlarına yüklenip gelen bayramlar tüm acıları ortak duyumsamak ve dua zamanlarında topyekûn bir uyanışla Allah'a yönelmek için eşsiz zamanlardır…  Bu mübarek zamanlarda, kurban, bıçak, evlat sevgisi, kulluk şuuru, peygamber duruşu, İbrahim sabrı, İsmail teslimiyeti, şeytanın taşlanması, Mina, Müzdelife, Arafat, Mekke ve Medine yüreklere dokunur anlam kazanır.

Müslüman dünyasında akan kan

Her yıl tekrarlanan ibadetler, milyonlarca insanın Arafat semalarına gönderdiği dua sel olup akar. Dualar sel olup akar ama Müslüman coğrafyada da kan sel olup akar. Her yıl Kabe'nin etrafındaki binaların yüksekliği daha bir artar. Yeni ulaşım ağıyla, son model otel odalarıyla, açık büfe ikramlarıyla karşılar hac organizasyonları. Bir tarafta açık büfe lüks oteller, bir tarafta mermerlerin üzerinde battaniyelere sarınıp uyuyan “bir yolunu bulup” gelen Afrika'nın yoksul hacıları…

Ortadoğu'nun mazlum hacıları

Bir tarafta şikâyetler, bol geğirtiler, yemenin israfa dönüştüğü demlerde mübarek topraklarda alışveriş heyecanı dibe vururken, tüketim köleliğini bu kutlu topraklarda solumaya çalışan hacıların koşuşturan aceleci halleri… Bir tarafta, bölünmüşlük, parçalanmışlık ve mezhep kavgalarıyla birbirinin yüzüne bakacak hali kalmamış Ortadoğu'nun mazlum hacıları…

Bir çocuk gibi masum ve tertemiz olabileceğin demleri, ölmeden önce ölünüz emrinin tezahürün yaşandığı zamanların göbeğinde, aceleci kalabalıklar arasında yüreğinden gözlerine akmıyorsa rahmet okyanusu düşünmek ve akdetmek gerek. Her yıl milyonlarca hacının duaları… Her yıl milyonlarca hacının Arafat semalarına yönelen elleri, Kabe'nin eteklerine döktükleri gözyaşları, Medine'de cennet bahçesinin şahit olduğu, soluksuz samimi içten yakarışları…

Dinmeyen acılar

Sonra coğrafyada akan kan, dinmeyen acılar, yoksulluk, açlıktan bir deri bir kemik halinde yemek sırasında bekleyen esmer çocuklar… Yıkılmış Şam, kutsalları çiğnenmiş Bağdat, mübarek toprakların inim inim inleyen halleriyle an an tükenen Ortadoğu… Bu sene hacda dualar ve yakarışlar İslam coğrafyasında akan kanın durması, terörün bitmesi, kaosun ve geri kalmışlığın yıpratan havasından tüm Müslümanların sıyrılması için aktı sanki.

En hüzünlü hac yaşandı belki de kutsal beldelerde. Gözler daha bir yaşlı, yürekler alabildiğine derin acılara gark olmuş. Irak'tan, Lübnan'dan, Arakan'dan, Suriye'den, Mısır'dan gelen acı haberler yürekleri yakıyor ve gözler alabildiğine akıp coşuyor. Ölen ve öldüren de Müslüman olunca bu acı daha bir derinleşiyor. Yıllardır Batı'nın sömürmesiyle kendine gelememiş coğrafya yine onların oyunlarıyla birbirine düşmüş, hala sömürülüyor, kıyımlar yaşanıyor.

“Bayram gelmiş neyime, kan damlar yüreğime..” 

Hal böyle olunca bayramın, haccın, kurbanın ve paylaşmanın da anlamı daha bir önem kazanıyor.  Her türlü yozlaşmayı barındıran adaletsiz dünya sisteminin içinde canhıraş feryatlarla ağlayan Ortadoğu çocuklarıyla karşılıyoruz bayramı ve bayramın getirdiği sevinci. O zaman gülümseyişlerimize masum çocukların gözlerinden akan yaşın hüznü takılı öylece bir yanımız yaralı, kursağımıza takılan kurban etiyle kekremsi bir acının duraklarında bu sevinci erteliyoruz.

Ertelenen sevinç, cennetten gelen bir mektup gibi oysa açılmayı ve içinden gelen haberlerle muhataplarını neşeye gark etmeyi düşünse de o meşhur dizeyi terennüm ediyoruz; “Bayram gelmiş neyime, kan damlar yüreğime…”  

Tüketim çılgınlığı

Ötelerden bir ses gibi günlerimize gelen bayramlar, modern zamanlara müdahale eder oysa. Post modern ve modern zamanlar tam da tüketim çılgınlığına dönüşen özel günlere dönüştürme gayretiyle modern muhayyileleri zaptu rapt eder. Adeta dinsel olana ve bayrama meydan okur. Adeta bayrama yer yoktur modern zamanlarda.

Ortadoğu coğrafyasında yaşayan tüm Müslüman halkların acılarına ve çiğnenmiş kutsallarına bir umut ve aşk sakası gibi teselli ve ümit taşıyıcısı olan mümin yürekler olmalı ülkemde oysa. Bayram telaşıyla, kurbanı evinden ocağından uzak ederek, kan dökmeden, kurban etini paylaşmadan olacak bir halden ziyade…

Umut kapısı Türkiye

Paketlenmiş tatil formatlarında tüketim çılgınlığının ayrı bir tezahürü olarak haz ve zevklerle bezenmiş bayramlardan ziyade, gerçek bayram sevinçlerini yaşayan mümin yürekler çaresizlerin çaresi, kimsesizlerin hamisi olabilir. Her yıl tekrarlanan mübarek hac ziyaretlerinin makbul ve mebrur haclara dönüşmesi için, içimize, yüreklerimize, görevlerimize, sorumluluklarımıza dönüp bakmamız gerekiyor. Öyle anlaşılıyor ki Türkiye şu an tüm İslam coğrafyasında bir umut kapısı halini almıştır.

Akan kanın durması, kardeş kavgasının nihayete ermesi, zulmün ve yokluğun pençesinden mazlum halkların kurtulması, çiğnenen kutsalların işgalden sıyrılması için Türkiye'ye ve bu topraklarda yaşayan her bireye büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu coğrafyada yaşayanlar olarak, omuzlarımızdaki sorumlulukların bilinciyle, haccı, bayramı, kurbanı, bıçağı, teslimiyeti, Hz. İsmail'i, Hz. İbrahim'i, Hz. Hacer'i, Arafat'ı, Müzdelife'yi, Mekke'yi, Medine'yi ve dahi Şam'ı, Bağdat'ı, Arakan'ı, Sina Dağını, Zeytin Dağı'nı, Kudüs'ü artık bambaşka düşünüp yaşama zamanlarındayız.

Rabbim kendi rızasına uygun hallerde yaşayacağımız, tüm acılı coğrafyalarla beraber gülebileceğimiz gerçek bayramları yakın etsin. Rabbim gafilliğimizden, cahilliğimizden, ihmalkârlığımızdan dolayı bizleri affetsin. 

Bayramda dualar sel olup akar ama Müslüman coğrafyada da kan sel olup akar. Yıllardır Batı'nın sömürmesiyle kendine gelememiş coğrafya yine onların oyunlarıyla birbirine düşmüş, hala sömürülüyor, kıyımlar yaşanıyor.

Türkiye şu an tüm İslam coğrafyasında bir umut kapısı halini aldı. Akan kanın durması, kardeş kavgasının nihayete ermesi için Türkiye'ye ve bu topraklarda yaşayan her bireye büyük sorumluluklar düşüyor.

 


Son Güncelleme: 31.08.2017 16:25
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.