Okulsuz bir hayat düşünmek imkânsızdır. Okullar çocuk olarak girip, yetişkin olarak çıktığımız kurumlardır. Bilgi, beceri, görgü, ahlâk gibi çoğu şey okulda öğrenilir.

Ailenin hakları olduğu gibi, devletin de çocuk üzerinde bazı hakları vardır. Bu sebeple bir neslin yetiştiği ve geleceğin emanet edileceği çocukların eğitimi hem devlet hem de aile tarafından çok önemsenmektedir. Aile, inandığı değerler üzerinden çocuğunun bir eğitim almasını isterken, devlet de kendi temel felsefesi ve siyaseti üzerinden eğitim vermeyi amaçlar. Bazı durumlarda çatışma da çıkar aile ve devlet arasında. Son yıllarda bu çatışma gittikçe azalmıştır. Hemen herkesin ortak paydada buluşabileceği bir merkezde eğitim felsefesi ve politikası geliştirilmeye çalışılmaktadır. Yine de birçok uygulamada anlaşmazlık vardır. Bu anlaşmazlıklar, devletin amaçladığı ile ailenin beklentisinin örtüşmediği durumlarda ortaya çıkmaktadır.

Türkiye gibi gelişimini tamamlamamış ve dışarıya bağımlı olmaktan kurtulamamış ülkelerde politikalar da uygulamalar da sık sık değişmektedir. Bu değişiklik zorunluluktan kaynaklanmaktadır. Anlık ve günlük bilgi üretimi çok fazladır. Bilgi akışı ve iletişim ise çok hızlı. Etkileşim ve değişim kaçınılmaz oluyor. Bu değişime karşı koymak çok zor. Ancak kendiniz bir şeyler üreterek karşı koyabilirsiniz. İthalata alışmışsanız her şeyi ithal edersiniz. İthalat sadece mal alımı olmaktan çıkar. Hizmet, bilgi, siyaset ve politika gibi konularda da bile ithalata mecbur kalırsınız. Şu an özellikle “eğitim” alanındaki uygulamalarda var olan sık değişim bu sıkıntının tezahürüdür. Bizim temel eğitim politikalarımız belirlenirken en başta çağdaş ve Batı normları esas alındığı için biz daima onları takip ediyoruz. Batı ilerledikçe biz de onların peşinden koşuyoruz. Bu koşu bazen kısa mesafeli, bazen de uzun mesafeli oluyor. Zaman zaman yorgun düştüğümüz oluyor ve koşudan ayrılıyoruz. Bu sefer de çok hızlı hareket ediyoruz, açılan mesafeyi kapatalım diye ama nefesimiz yetmiyor. Bünyemizin düzeni bozuluyor. Palyatif tedbirlerle günü kurtarma planları yapıyoruz. Gün bitiyor ama yarına yorgun uyanıyoruz.

Gelelim okullarımızda uygulanan programlara, müfredata ve hepimizin yakından takip ettiği sınavlar konusuna. Geçen yılın sonunda müfredat değişimi oldu. Bakanlık her ilden onlarca öğretmeni eğitime aldı. Program tanıtım seminerleri oldu. Yeni programı tanıttı, formatör öğretmen yetiştirdi. Konular, üniteler belirlendi. Bazı derslerin ders saati değişti. Temel değerleri ve yaşam becerilerini esas alan bir program geliştirildiği söylendi. Çocukları yarış atı olmaktan çıkaracak bir programdan bahsedildi. Sevindik!

Öğrenen ve öğrendiklerini hayata katan mutlu bireyler yetiştirmek tek arzumuz idi. Sınav sistemlerimizden hiç bahsedilmedi ayrıca. Bu yıl, birden her şey hızlı bir şekilde değişti. Önce TEOG, sonra YGS ve LYS kalktı. Yeni sınav sistemleri geldi. Sistemin gelmesi bir şey değil, sistem değişebilir ama önce müfredat değişmeliydi. Üniversiteye girişte 1. Oturumda sadece Türkçe ve matematik varsa, okullarda da buna uygun müfredat uygulanmalı ki çocuklar ona göre hazırlansın. Şimdi birtakım endişeler var.

Bu kadar değişim, masraf, politika, tartışma ve endişeyi bitirecek bir yolu şimdi sunuyorum. Ders dışı müfredat uygulanmalı. Müfredatın dışı daima caziptir ya, aynen öyle olmalı. Çocuklar eğlenmeli. Müzik, resim, beden eğitimi gibi derslere ağırlık verilmeli. Türkü söylesin çocuklar. Şiir ezberlesinler. Çeşitli spor dallarında yetişsinler. Tiyatro yapsınlar. Gezsinler. Çok okuyan işsiz kalıyor zaten. Hiç olmazsa çok gezsinler de dünyayı tanısınlar. Yoksa müfredata sıkışan çocuklar, evin içini bile bilmiyor. Mutfakta hangi eşya nerede bilmeden yetişen çocuğun tarihini, kültürünü, sanatını ve kendisini bilmesi mümkün değil. Hep müfredat dedik, bundan sonra ders dışı müfredat diyelim de kurtulalım!


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.