Paramparça bir zihin, duygu ve düşünce  dünyası içinde birbirimizle uğraşmanın hiçbir verimli  çıktısı bulunmamaktadır. İnsanların birbirlerini anlamak yerine, sürekli olarak birbirlerini  yargıladıkları,  kavga ettikleri ve çatıştıkları bir ortamda sağlıklı bir ilişkinin, konuşmanın ve paylaşmanın   giderek zorlaştığı görülmektedir.

Din ve dünyevileşme sürekli olarak üzerinde  konuşmaktan öte, kavga ettiğimiz  bir alanı ifade etmektedir. Din ve dünyevileşme  kavramlarının üzerinden dünyayı  siyah ve beyaz iki kutba ayırarak yargılamalarda bulunmanın, bizi  sonu gelmeyen bir inatlaşmanın ve çatışmanın  içine soktuğu açıktır.

Yüz yıldan beri   laiklik ve irtica  adı altında birbirimizle kavga etmekte,  din-devlet ilişkilerini bir türlü rayına koyamamaktayız. Laiklik konusunda demokratik, barışçıl ve çoğulcu  bir anlayış oluşturamadığımız için Diyanet İşleri Başkanlığı gibi   ihdas edilen  bürokratik din kurumlarını sürekli olarak tartışmak durumunda kalıyoruz.

Din, devlet yoluyla  insana ve topluma hükmetmenin bir aracı değildir. Sahih dinin amacı, insanlığa hidayet yolunu göstermek, kalplerdeki  hastalıklara şifa olmak ve insanlığa güzel ahlakı gerçekleştirmenin  çerçevesini ve yolunu sunmaktır. Dinin amacı, din devleti kurmak değil, ahlaklı insan ve toplum oluşturmaktır. Dinin  odaklaştığı merkez devlet değil,  insandır. Din, hiçbir şekilde devleti kutsallaştırma, Tanrı adına  devleti ve yönetimi belirli bir dini kurumun ve sınıfın   tekeline vermek gibi  teokratik bir imtiyazın aracı haline getirilmemelidir.

Din, din devleti denilen teokratik düzenin aracı haline getirilmeyeceği gibi, din ve laikliği birbirine düşman haline getirmek de  çarpık bir tutumdur. Laiklik, din ve dini hayatla mücadelenin aracı haline getirilemeyeceği gibi, laiklik adına dini ve sosyal hayata da müdahalelerde bulunulamaz.  Laiklik,  dine göre  devlet olamayacağını  ifade ettiği gibi, devlete göre  dinin de olmayacağını ifade etmektedir.

Dinin esas hedefi, insanın Allaha kul olarak ahlaklı bir hayat  sürmesini sağlamaktır. Bu bağlamda  dine göre insan ve toplumdan  söz edebiliriz. Devletin kendisine uygun bir insan ve toplum yaratma gibi bir görevi yoktur. Bilim, çağdaşlık ve uygarlık adına devletin kendi resmi ideolojisine uygun insan ve toplum inşa etme girişimi, otoriteryanizm ve totaliteryanizmden başka bir şey üretmemektedir. Otoriteryanizm ve totaliteryanizm,   din adına oluşturulacağı gibi,  laisist ideolojiler adına da uygulanabilir. Bugün İranda mezhep ve din adına otoriter ve totaliter  bir rejim hakim bulunmaktadır. Sovyetler Birliğinde insanların din ve vicdan özgürlüğünü ortadan kaldıran, ateizmi resmi devlet görüşü haline getiren, yeni bir Sovyet  insanı yaratma iddiasında bulunan  laisist ve otoriter bir sosyalizm uygulanmaktaydı.

Dini  inançlar ve seküler ideolojiler    kolaylıkla insanların ve toplumların hayatlarına müdahale etmeyi meşrulaştıran araçlara dönüşebilmektedirler. Burada  önemli olan husus,  bir dini inancın veya  seküler bir ideolojinin  üstünlüğünü ve  erdemini savunmak  değildir. Esas olan husus, din veya sekülarizm adına insana ve topluma müdahale etmenin, baskı yapmanın, otoriter ve totaliter toplum ütopyalarını pratik düzeyde gerçekleştirmeye kalkmanın büyük insani ve sosyal facialara yol açacağının farkında olmaktır.

Ülkemizde laiklik adı altında yapılan bazı uygulamalar  bireysel ve toplumsal hafızada derin travmalara neden olmuştur. Tek Parti diktatörlüğü döneminde ezanın Türkçe okunması, din eğitiminin yasaklanması, Kuran ve dini kaynakların  imha edilmesi korkusuyla ıssız dağlık bölgelere Kuran nüshalarının gömülmesi gibi tecrübelerin  yarattığı  travmalar  henüz atlatılmış değildir. Laikliğin   din karşıtlığı ve dindar insanlara karşı baskı olarak uygulanması,  laiklik olgusu konusunda  sağlıklı, demokratik ve barışçıl bir çerçeve oluşturmanın önünde engel oluşturmuştur. Geçmişte  büyük  travmalara  neden olmuş uygulamaların çerçevesi laiklik değil, otoriter laisizmdir.  Geçmişte yaşanan acılar ışığında ülkemizin  otoriter ve militan bir laisizme ihtiyacı olmadığını söyleyebiliriz.  Din ve vicdan özgürlüğüne dayanan, dini ve sosyal hayatta  çoğulculuğu koruyan    demokratik ve özgürlükçü  bir laikliğin  geliştirilmesi lazımdır.

Din, dünya ve değer alanları iç içe olan konulardır. Dünyada yaşanılan sorunları ve insanlığın içinde bulunduğu   manevi, ahlaki sosyal, siyasal ve ekonomik krizlerin  faturasını dünyevileşmeye çıkarmak, dünyanın, insanlığın ve    tarihin durumunu anlamamak demektir. Dünya, dünyevileşmenin veya dinin  tek başlarına hakim oldukları bir yer değildir. İçinde yaşadığımız dünya,  dünyevileşmenin ve dindarlığın bir anda yoğun olarak yaşandığı bir yerdir.

 Bugün  dünya  ölçeğinde yaşanılanlardan dolayı salt dini sorumlu saymayacağımız gibi, dünyevileşmeyi de günah keçisi ilan edemeyiz. Kuzey Kore,  ilkel bir sosyalizm adına dünyayı nükleer silah denemeleriyle korkutmaktadır. Dünyanın en barışçıl dini olduğu iddia edilen Budizmin takipçileri olan Budist çeteler,  Budizmle birleştirdikleri militarist ve milliyetçi  bir ideolojiyle Arakanda Müslüman Rohingyalılara karşı korkunç bir soykırım uygulamaktadırlar.

Dünyevileşme veya din, tek başına insanları ahlaki değerler  doğrultusunda yaşamaya ve insani krizleri aşmaya yetmemektedir. Dini veya dünyevi tercihleri olan her insanın, ahlak ve değer sahibi olması  mümkündür. İnsanlık durumunun mevcut halinden duyduğumuz rahatsızlığı ifade etmek için kendimizi kurtarıcı  pozisyonda  görmek gereksiz olduğu gibi, dini veya dünyevileşmeyi tek suçlu olarak ilan etmek de  verimsiz bir çabadır. Dünyada yaşanılan krizlerin oluşumuna dini veya dünyevi yönelimlerin  farklı derecelerde etkisi olabilir. Yargılayıcı tek boyutlu yaklaşımlar yerine insanlık durumumuzun mevcut halini çok boyutlu olarak idrak etmeye çalışan, dindarlık ve dünyevilik tecrübelerini derinliğine çözümleyen  fikirlerin ortaya konmasına ihtiyaç duymaktayız.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.