Aslında bu tartışmayı biraz da medyadaki din merkezli tartışmalar karşısında, halkın önünde bu tür tartışmalar yapılmamalı tezini öne sürenlerin varlığından hareket ederek yapmak istiyorum. Öncelikle halkın önünde bu tür tartışmalar yapmamak mümkün mü şeklindeki bir soruyla da başlıyorum. Doğrusu içinde yaşadığımız ortamda bunun çok mümkün olduğu kanaatinde değilim. Ancak bunu yasaklayarak yaparsınız ama bu da hoş bir durum olmaz.

Yüzlerce kanal bulunduğunu, hatta farklı cemaatlerin ve dini grupların birer televizyonları olduğunu ve her birinin 24 saat neredeyse yayın yaptığını düşünecek olursak, bunları bir şekilde doldurmak lazım gelecektir. Diğer yandan, gündelik birçok dini sorun ve olayın da hep tartışmaya açıldığını düşündüğümüzde, açıkçası din tartışmalarının içeriğini hesap edecek bir zaman ve fırsat fazlaca kalmıyor.

İslam düşünce tarihi içerisinde bilgi bakımından halk arasında bir kategorilendirme hep olagelmiştir. Bunu biz düşünce tarihi içerisinde avam ve havas olarak görmekteyiz. Havas, genel olarak bilgilerini kitap kaynaklı olarak öğrenen ve ortaya koyduğu hükümlerin ve yorumların temellerine vakıf insanlar için kullanılmaktadır. Avam ise, daha çok şifahi ve kulaktan duyma bilgilere sahip ve hükümlerin temellerini bilmeyen genel kitledir. Yine İslam düşünce tarihinde, özellikle kelami konuların halk önünde tartışılmaması tavsiye edilmektedir.

Meselâ, böyle bir ayrımın öne çıktığı isimlerden birisi İmam Gazali’dir. Gazali, avama her türlü bilginin verilmemesi, bazı tartışmaların onların önünde yapılmaması gerektiğini belirtir. Hatta Onun bu konuda İhyau Ulumiddin isimli eseri, daha çok halk için yazılmıştır ki, dili de bunu göstermektedir. Orada Gazali, insanları belirli ortak dini düşünceler merkezinde toplamayı hedeflemektedir. Özellikle kendi zamanında Batınilerin çok kuvvetli tesirleri göz önüne alındığında, Gazali’nin İhya’sı daha anlamlı hale gelmektedir. Ama aynı Gazali’nin Tehafütü’l-Felasife isimli çalışması, felsefi bir dille yazılmış olup, içerik ve dil olarak avama hitap etmez.

Yine Mevlâna’nın eserlerine baktığımız zaman da, avam havas ayrımını görmekteyiz. Fakat Mevlâna’da avam ve havassın içerikleri biraz değişmektedir. Ona göre, Vahdet-i Vücut düşüncesini kabul edenler havastan olup, geriye kalanlar eğitim düzeyi ve bilgi seviyesi ne olursa olsun avamdırlar.

Bugüne geldiğimizde konunun birkaç boyutuna öncelikle temas etmeliyiz. Konuştuğumuz mevzu dini düşünce, ictihad vb. konulardır. Dolayısıyla, ancak bu konuda uzman olan ilahiyatçıların meseleleri tartışmaları, hükümler ve yorumlar koymaları mantıklı ve doğru olacaktır. Dolayısıyla ilahiyat dışında üniversite eğitimi almış kişileri, doğal olarak ilahiyat konusunda uzman kabul etmek mümkün değildir. Bugün sorunun birinci boyutu, bazı kişilerin hiç te ehil olmadıkları halde durmadan ilahiyata ve dini konulara dair hüküm ve yorum üretmeleridir.

İkincisi, her türlü dini konunun ve özellikle kelami konuların, televizyonlarda ve farklı mekanlarda insanlar önünde tartışılması doğru değildir. Fakat başta da söylediğimiz gibi, televizyonlar zaten reytingle daha çok ilgilendiklerinden böyle bir hassasiyet geliştirebilmiş değillerdir. Sosyal medyada tartışmalara kadar uzandığımızda da, insanların burada bol bol ahkam kestikleri ve hatta tekfir mekanizmasını işlettikleri görülmektedir.

Din, herkesin ortak alanındadır; doğru ama dini tartışma başka bir uzmanlık işidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.