Din, sürekli olarak  üzerinde konuşup tartıştığımız bir alandır. Kamuoyunda her gün yeni bir konu, dini bir tonda tartışılmakta, din adına ortaya konan görüşler eleştirilmekte,  toplumda dini bilgiye sahip olduğu zannedilen kişilerin medyaya yansıyan görüşleri eleştirilmektedir. Dine dair konuşma, hiç sonu gelmeyen bir  süreçtir. İnsan, yaşadığı sürece dine dair konuşmaya ve tartışmaya devam edecektir.

Din hakkında konuşmak ve tartışmak, sağlıksız ve zararlı bir faaliyet değildir. Asıl tehlikeli ve zararlı olan şey, dine dair konuşmanın ve tartışmanın yokluğudur. Dine dair her şey konuşulmalı ve tartışılmalıdır. Din konusunda konuşmada ve tartışmada önemli olan husus, yeni sözlere ve düşüncelere her zaman imkan tanınmasıdır. Din konusunda son sözü söylemek gibi bir iddia yerine, dine ve insana dair yeni ve anlamlı sözler söyleme arayışının peşinden gidilmelidir.

Din hakkında konuşmak, mutlak hakikate sahip olunduğu vehmiyle bütün insani konulara son noktayı koymak demek değildir. Din hakkında yapılacak bir konuşma, “hakikatin tapusu bende” tutumuyla değil, kutsala ve insana dair gerçekliği daha iyi kavrama, anlama ve yaşama arzusunun ürünü olmalıdır. Din adına yapılan hakikat tekelciliği, dinin, insanın, evrenin ve kutsalın  darlaştırılması, sığlaştırılması, sıkıştırılması ve tüketilmesi anlamına gelmektedir.

Dindarlık tecrübesi, hiç kimsenin tekelinde değildir. Din, bütün insanların yaşadığı ve yaşayabileceği bir tecrübedir. Herkesin kendi dini tecrübesini, kavramsallaştırma, anlama, anlatma ve söze dökme hakkı vardır. Kişilerin dinlerini tecrübe etmelerinin ve  bu tecrübeye dair söz söylemelerinin önünde hiç bir engel olmamalıdır. İnsanlar, dini tecrübelerinden söz ettikçe, insana ve dine dair anlayışımız gelişecek, derinleşecek ve zenginleşecektir.

İnsanın dini tecrübesi, geçmişte yapılanların mekanik bir tekrarından ibaret değildir. Kişi, içinde  bulunduğu özgün şartlar altında dini sürekli olarak yaşamaktadır. Başka bir ifade ile kişinin  dindarlık tecrübesi, geçmişe değil, bugüne ve yarına bakan bir yaşantıdır. Dindarlık tecrübesini şimdi ve gelecek perspektifini esas alan bir zaman bilinciyle değerlendirmek lazımdır. Dini tecrübenin  geçmişte olan, geçmişte olanla sınırlı ve geçmişte olanın bugüne taşınmasından ibaret gören bir yaklaşım, aslında  dini tecrübe arkeolojisine bugün hayat vermek gibi imkansız olanın peşinden gitmek şeklinde boş bir  çabadır. Dini tecrübeyi anlamak,  dindarlığın arkeolojisini yapmaktan ziyade   insan ve kutsal arasında sürekli olarak devam eden ilişkiyi canlı bir şekilde anlamak demektir.

Din dediğimiz olgunun her tarafında insan vardır. İnsanlığın dindarlık tecrübesini anlatan dinler tarihi, insanın dini serüvenini  bütün çeşitliliğiyle, zenginliğiyle ve derinliğiyle bize sunmaktadır. Dinler tarihi, aslında insanların tarihidir. Dinler tarihi, insanın dine dair sürekli olarak sözler söylediğini, dini metinleri yazıp yorumladığını, dini sembollere anlamlar yüklediğini, dini ritüelleri uyguladığını, dini merkezler inşa ettiğini ve dini eğitim verdiğini göstermektedir. Dinler tarihi, dini tecrübenin  insan tarafından sürekli olarak  yaşandığını, oluşturulduğunu ve yenilendiğini ortaya koymaktadır. Dini alanın genelde  değişmez, kutsal ve kapalı olduğuna dair yaygın bir  kanı vardır. Ancak dinler tarihi, bu kanının aksine dine dair farklı bir gerçekliği önümüze koymaktadır. Dinler tarihi, dini tecrübenin insani ve açık bir alan olduğunu bize öğretmektedir. İnsani ve açık bir alan olarak din olgusu anlaşıldığı zaman, dine dair konuşma ile insana dair konuşmanın birbirinden ayrılmaz olduğunu  fark edebiliriz. Din, insanlık durumumuzdan bağımsız bir tecrübe değil, bilakis insanlığımızı ifade ettiğimiz önemli bir tecrübeyi temsil etmektedir.

Dinin varoluş gerekçesi, insanın hayatında olgun ve sahih ahlakı gerçekleştirmesi için yol gösterici olmaktır. Ahlakın gerçekleşmesi için din, insana öğüt vermekte ve iyilikte bulunmayı önermektedir. Dindarlık tecrübesi, her şeyiyle aslında bir ahlak tecrübesidir. Din hakkında konuşma, güzel ahlakı yaşayacak, aklını ve kalbini birlikte kullanacak, vicdan ve hukuk değerlerinden vazgeçmeyen mümin insan nasıl olmalıdır arayışına katkı sunmalıdır.

Din adına herkes kendi tercihini, yorumunu veya pratiğini ifade edebilir. Kişisel olan ile dinsel olanın birbirinden ayrılması lazımdır. Bir kişinin  dinsel görüşünün veya yorumunun eleştirilmesi veya reddedilmesi, dinin eleştirildiği ve reddedildiği anlamına gelmemelidir. Dine dair bir konuşmada, dinin kendisini bizzat sahaya sürmek yerine, dine dair tecrübesini, yorumunu ve pratiğini ifade eden kişi üzerinden bir tartışmanın yapılması lazımdır. Kişiler, kendi görüş ve tecrübelerini dinle özdeşleştirerek onları tartışılmaz ve kutsal  bir renge sokmak isteyebilirler. Dine dair söylenen her şeyi, insan söylemektedir. İnsanın din alanında söylediği her şey, tartışılmalı, konuşulmalı ve sorgulanmalıdır. Dine dair  sahici bir konuşma, sorgulanmış olan bir konuşmadır.

Dine dair yapılan tartışmaların seviyesinin düşüklüğünden sürekli olarak şikayet etmekteyiz. Önemsiz olan meselelerin, kişisel heva ve heveslerin  dini önceliği ve önemi olan konu haline getirildiğini gözlemlemekteyiz. Dini alana yönelik nitelikli bir gündem ve konuşma oluşturmak için, dine ve insana dair konuşma yapma konusundaki anlayışımızı derinleştirmeliyiz. Bilimsel, felsefi, sanatsal, ahlaki, edebi, sosyal ve kültürel açılardan  geliştikçe ve olgunlaştıkça, farklı dini tecrübelere sahip insanları ötekileştirmeden, tekfir silahını kullanmadan,  birbirimize merhamet ve şefkat göstererek aklın ve Kur’an’ın rehberliğinde ahlaklı müminler olmanın yolunu bulmaya çalışan arayıcılar olmaya çalışmalıyız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.