Dünyanın hızlı bir değişimden geçtiğini söylemek artık sıradan bir cümledir. Fakat bu hızlı değişimlerin, ne gibi sorunlar ürettiğini ve insanda ne gibi bakıyeler ya da sorunlar bıraktığına dikkatlice bakmak lazımdır. Bu sorunların da önemli bir kısmı; insanlığın bekası ve varoluşu ile ilgili sorunlar. Yani kriz oldukça derinlerdedir.

Peki tüm bu değişimler karşısında, acaba din adına konuşulan söylemler ve üretilen fetvalar gerçekten bu sorunları karşılayabilmekte midir? Doğrusu buna hemen “evet” diye cevap verebilmek mümkün değildir.

Çoğu zaman, “acaba insanlığın gündemi nedir?” ve “dini söylemlerin gündemleri nedir?” diye bir karşılaştırma yapsam, bu ikisi arasında tekabüliyet bulabilmenin zorlaştığını görüyorum. Tabii bu durum, son kertede insanların dinle olan mesafesinin de büyümesini sonuçluyor. Zira dini kendi hayatının içinde bir yerde bulamayan insanlar, erkenden dinden ümitlerini kesiyorlar.

Tüm bunları dile getirmemin sebebi; son dönemlerde artan oranlarda havada uçuşan fetvalardır. Bu fetvaların içeriğine baktığımız zaman, “bugün”ü karşılayabilme ve insanın krizlerine cevap oluşturma bağlamında yetersizlikler hemen dikkat çekmektedir.

Bir kere bu fetvaların, tekasürcü bir zihniyetin içinden verildiğini hemen görebiliyoruz. Bir başka deyişle, tekil ve tikellerin tümellere öncelendiğini anlayabiliyoruz. Meselâ; toplumda giderek yaygınlaşan amaçsızlık, sorumluluk duygusunun zayıflaması, yozlaşma, etik sorunların yaygınlaşmasının işaretlediği sorun, öncelikle İslam ve Allah ile sağlıklı bir şekilde kurulamayan ilişkilerdir. Bu ilişkileri sağlıklı kurmadan, Allah, insan ve çevre arasındaki ilişkileri yeniden normale dönüştürmeden, tekilliklere odaklanmak insanların anlam dünyasında çok fazla yer etmeyecektir.

Toplumda varolan din söylemi, daha çok ilmihallerden devşirilmiş ve biraz da “farklılık” yaratmak üzere söylenmiş ifadeler gibi durmaktadır. Belki ilmihalden fetva aktarmaktan ziyade, bilhassa bugünkü genç neslin bir ilmihale ihtiyaç duyup duymadığını sormak daha elzem değil midir? İlmihale ihtiyaç duymak için, öncelikle “ilmihal”in ifade ettiği anlam ve zihin dünyasını inşa etmek lazım gelmez mi? Zaten Allah ve çevre ile sağlıklı ilişkiler kurabilmiş kişi, din açısından sorunu olduğunda, merak etmeyin zaten onu sorar ve öğrenir.

Benim tümel ve tekil mesele dediğim budur. Tümeller halledilmeden, tekil meseleler üzerine odaklanmak bir boğulmayı da beraberinde getirecektir. Bir başka deyişle, önce işin felsefesinden ve “niçin”lerinden başlamak lazımdır.

Fakat maalesef çok farklı dini yapı ve söylemler, meseleye bir piyasa yapmak açısından yaklaşıyor olsalar gerek ki, fetvalar da hazır ambalajlı ürünlermiş gibi piyasaya sunumlanmaktadır. Hele bazı fetvalar ve dini söylemler var ki, bunlar sosyoloji ve psikoloji ilminde bazı teorileri doğrulamak isterlermiş gibi içeriğe sahiptirler.

Toplum, bir “hayat” olarak dini bulamazsa, bu durumda başka arayışlara girmesi söz konusu olabiliyor. Nitekim, kurumsal dinin zayıflaması, agnostik ve deistik kimi eğilimlerin artmasını bununla bağlantılı bir süreç olarak okuyabiliriz.

Tam da bu sebeple, insanlara ve bilhassa gençlere önce felsefesinden başlayarak, hayatını sorgulatarak işe başlamak gerekir. Unutulmamalıdır ki, din hayat verir. Ama maalesef bazılarının öğrettikleri din, insanlardan hayatlarını çalıyor. Böylece insanlar manevi olarak can çekişmeye başlıyorlar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.