Din ve insan, sürekli olarak birlikte var olmuştur. İnsan, dini tecrübesini hayatının her tarafında tezahür ettirmek için sürekli bir çaba içindedir. İnsanlığın sanat, bilim, felsefe, mimari ve edebiyat tecrübesinin dinle bütünleşmiş bir şekilde ortaya çıkması, din ve insanın hiçbir zaman birbirini tüketmediğini bilakis beslediğini ortaya koymaktadır. Birbirini besleyen, geliştiren ve güçlendiren din ve insan ilişkisi, birbirini çürütmeye, birbirini yozlaştırmaya ve birbirini tahrip etmeye başladığı andan itibaren, din ve insanın birbirinden uzaklaşmaya ve yabancılaşmaya başladığını söyleyebiliriz. Din ve insan ilişkisinin yapaylaşması, sahteleşmesi ve çürümesi, insanlık durumunun karşılaştığı çok ciddi bir kriz durumunu ifade etmektedir.

Din ve insan ilişkisinin, bugün sağlıklı ve doğal bir mecrada seyretmediği açıktır. Dinden bıkkınlık olarak ifade edilmeye çalışılan bu durumun çok ciddi anlaşılmaya ihtiyacı vardır. Her şeyden önce dinden bıkkınlık veya yorgunluk kavramı, din-insan ilişkisinde yaşanan krizi ifade etmemektedir. Dinden bıkmak veya dinden yorulmak diye bir şey yoktur. Karşı karşıya olduğumuz durum, insanın insandan bıkmasıdır veya yorulmasıdır. Kişi ve grupların dini ve dindarlığı araçsallaştırması ve nesneleştirmesi, insanın dinden, kişilerden, gruplardan ve kurumlardan kopmasına neden olmaktadır. Dinden bıkkınlık veya yorgunluk hali denilen şey, aslında insanın varoluşsal tükenmişliğini ifade etmektedir.

Dinin ve dindarlığın umut, hikmet, adalet, selam, felah, hürriyet, akıl, inanç ve aşk alanlarında hidayet kaynağı olmaktan çıkması halinde, din ve dindarlık ticari, sosyal, ekonomik, bedensel ve psikolojik birtakım arzuları, hırsları ve saplantıları gerçekleştirmek için kullanılan bir araca dönüşmektedir. Dinin araçsallaştırılması, kullanılması ve içinin boşaltılması karşısında insanlar, din ve dindarlık hakkında derin hayal kırıklıkları, pişmanlıklar ve olumsuzluklar yaşadıklarını duygu, düşünce ve davranış düzeyinde tecrübe etmektedirler.

Din ve dindarlık karşısında yaşanılan hayal kırıklıkları ve pişmanlıklar, aslında varoluşsal bir tükenmişlik durumudur. Varoluşsal düzeyde dindarlıkla ilgili yaşanan tükenmişlik, dinden bıkma, dinden yorulma ve dinden bitkin olma şeklinde üç durum ortaya çıkarmaktadır. Dinden yorulduğunu, bıktığını ve bitkin düştüğünü hisseden insanlar, dini anlamsız bulmaya, dini gereklilikleri yerine getirmemeye ve dini kendi insani değerlerini düşürten bir olumsuzluk kaynağı olarak görmeye başlamaktadırlar.

Dinden bıkkınlık, yorulma, bitkinlik ve kopuş olarak ifade ettiğimiz durumun nedeni, dinin kendisi değil, bizzat insandır. Dinden kopuş ve tükenmişlik, aslında diğer insanlardan kopuş ve tükenmişliktir. Diğer insanların hoyratça, kabaca ve ahlaksızca dini kullanmaları ve araçsallaştırmaları karşısında kişi, diğer insanları önemsememeye, onlara karşı duyarlılığını kaybetmeye ve giderek diğer insanları düşman olarak görmeye başlamaktadır. Dinden ve insandan kopuşun sonucu olarak kişi, kendisiyle de sağlıklı bir ilişki kurma ve kendisini tanıma yetisini de kaybetmektedir. Dinden, insandan ve kendisinden kopuşun ortaya çıkardığı durum varoluşsal kaos, kriz ve anlamsızlıktır.

Dinden ve dindarlardan uzak kalma ve kopma isteği, dini alanda varoluşsal tükenmişliğin en somut tezahürüdür. Dini tükenmişlikte içinde yaşanılan çevre ve ilişkide olunan insanların, grupların ve kurumların belirleyici bir etkisi vardır. Kişinin kendisinin dinden bıkmasına, uzaklaşmasına, kaytarmasına ve vazgeçmesine neden olan gruplarla, yapılarla, kaynaklarla ve kurumlarla arasına mesafe koyması gerekmektedir. Başka kişilerin, kurumların ve grupların ikinci el sayabileceğimiz dini anlayışlarına mahkum olmak yerine, herkes kendi akıl ve tecrübesiyle dindarlığını özgürce, özgünce ve sahih bir şekilde gerçekleştirmeye çalışmalıdır. Dini araçsallaştıran ve kullanan kişi ve gruplarla aramıza mesafe koymadığımız sürece, dinden kopuş şeklinde ifade edilen varoluşsal krizin aşılması mümkün değildir. Sahih anlamda dinle tekrar bütünleşmek için, din ve insan arasında yapay engeller olarak duran kişilerin, grupların, kaynakların, alışkanlıkların ve sınırlamaların aşılması lazımdır.

Dinin varoluş amacı, insana sahih anlamda Allah’a kul olmanın yolunu göstermektir. Dinin, Allah’a kul olmanın aracı olma dışında hiçbir işlevi yoktur. Dinin, kişilerin, grupların ve kurumların sosyal, ekonomik ve hegemonik çıkarlarının aracı haline getirilmesi, dinin, insanı insana kul etme aracı haline getirilmesi anlamını taşımaktadır. Kişinin ve toplumun, dini kendi dünyevi amaçlarını gerçekleştirmenin bir aracı olarak kullanması, dinin üzerinde ağır bir yükün oluşmasına neden olmaktadır. Dini araç olarak kullanan insan, dinin kurdudur. İnsan, başka insanların din üzerinde oluşturduğu yükü kaldıramamaktadır. Din üzerindeki insani yükten dolayı, gene insanlar yorgun düşmekte, bıkmakta ve bitkin düşmektedir. Din üzerindeki insani yükü kaldırma ve dini Allah’a kul olmanın fıtri yolu olarak tecrübe etme şeklinde çetin bir meydan okuma önümüzde durmaktadır.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.