Yaşadığımız hadiseleri iki noktadan değerlendirirsek birincisi devlet cephesine şunu demeyi gerektirir.

15 Temmuz’dan bir süre sonra Amerika ve Avrupa’dan gelen ve muhtemeldir ki istihbarat kaynaklı bazı kişi ve düşünce kuruluşu temsilcileri, Türkiye’de “15 Temmuz nedir, milletin canı pahasına sokağa dökülmesi nasıl gerçekleşti, kimler öncülük etti, kim hangi tavrı takındı vs ” şeklinde  sorularla masum bir olay analizi gibi görünen  ama aslında “işgal girişiminin başarısız olma sebebini analiz ederek, işgale direnişin profilini çıkartmak için”  araştırma yaptıklarını duymuştuk.

Bugün ise, bir çok ihanet grubunun ortak şekilde hareket edip düğmeye bastıklarına hatta devletin içindeki kripto FETÖ’cü-Natocuların da dahil olduğu, birileri banka kuyruklarında sıraya girip, işgalci askere alkış tutarken,  tankların önüne duran, devlet kurumlarını kuşatarak işgalcilerin girmesine engel olan, eliyle diliyle kalemiyle nefesiyle işgalciye geçit vermeyen, milletle olan, millete öncülük edebilecek kabiliyeti olan yani  “TEKRAR BİR İŞGAL GİRİŞİM OLURSA DİRENİŞ GÖSTEREBİLECEK” herkesi, tasnif ve takip etmiş ve tasfiye etmek için adım adım operasyon başlatmış olduklarını görüyoruz.

Aylardır her fırsatta dile getiriyoruz :  “15 Temmuz, merkezi ele geçirerek muhiti kontrol etme çabasıydı. Sonraki süreç –şimdiki süreç-  muhiti tasfiye ederek merkezi yalnızlaştırma operasyonudur.”  Samimiyetle 15 Temmuz işgaline karşı çıkan ve can pahası Reis’in yanında duran asıl güç millettir.

"Devlet gemiye, halk da suya benzer. Gemiyi taşıyan sudur; ama gemiyi batıran da sudur"  diyor Konfüçyüs.

Milleti, millete öncülük edecek insanların, dava şuuru, vatan aşkıyla, emperyalist zalimlere karşı ülkesini milletini vatanını savunmaya çalışanların, parti pırtı kaygısına girmeden, makam mevki  ve menfaat beklentisinde olmadan sokağa dökülen insanların maneviyatını bozmak, onların birlik ruhunu zedelemek, birbirine ve devletine güvenemez hale getirmek ve direnişin kimyasını bozmak için algı operasyonu sürdürenlere karşı iktidarın uyanık olması gerek. Bu tip algı operasyonlarına müdahale etmesi ve bu operasyonları çekenleri anında tespit edip gerekli cezayı vermesi,  birlik ruhunu korumak için en öncelikli durumdur bize göre.

Cumhurbaşkanımızın bunun farkında olduğunu bilsek de alttaki kadroların işin vahametini idrak edemediklerini düşünüyoruz.

Biz biliyoruz ki, emperyalistlerin Müslüman Coğrafya ve özelde yıkılmayan son kale olan Türkiye üzerine planları asla bitmeyecek.  Ve yine biliyoruz ki içimizden devşirdikleri kuklalar ihanetlerini sürdürmeye devam edecekler. Bu kadim bir düşmanlık ve düşman ancak güçten anlar, güç ile durdurulur. Bizim gücümüz birliğimizdedir.

Ele alacağımız ikinci nokta ise millet olarak bizedir. Tarih boyunca bizi dışardan hiçbir güç direk saldırıyla yıkamamıştır. Vatan ve millet derdini taşıyan herkesin, hangi gruptan hangi düşünceden hangi partiden hangi ideolojiden olursa olsun ORTAK PAYDASI, İNANCI, VATANI VE MİLLETİ OLAN herkesin birlik içinde durması, hangi manipülasyon yapılırsa yapılsın bu duruşu koruması, algı operasyonlarına prim vermemesi ve hatta bazı yanlışların yapıldığını da görse bu maslahatı gözetmesi  geleceğimiz için hayati önem arz ediyor.

Yedi düvel ile savaşırken sık sık ecdadımız cennetmekan Abdülhamid Han’ı yad ediyoruz. Abdülhamid Han’ın politikalarına o dönem karşı çıkan, şahsi olarak  ilmiyle ameliyle eserleriyle yaşantısıyla  hassasiyet sahibi öyle isimler var ki, o dönem karşı oldukları meselelerin asıl ve büyük mücadelenin yanında hiçbir kıymet arz etmediğini çok geç anladılar. Siyasi şuur!…

Abdülhamid Han, emperyalizmin kuşatmasını kırmak isterken, yaşanan o mücadelenin büyüklüğünde, haklı bile olsalar tali bir mesele olarak görülebilecek şeylerden dolayı ona düşmanlık eden, onun gücünü kıran, onun mücadelesine engel olurken karşı tarafın ekmeğine yağ sürecek politikalara meyleden nice insan vardı ve neticede emperyalistler koca Osmanlıyı yıkınca işin vahametini anlayıp bu yüzden ömür boyu pişman oldular.

Biz bu hataya düşmemeliyiz. 

Cumhurbaşkanımızın  “coğrafyamızın kaderini emperyalistlerin eline bırakmayacağız” sözünün de ortaya koyduğu gibi canla başla emperyalist kuşatmayı kırmaya çalışan bir devlet haline geldik. Ve her ne olursa olsun asıl problemimiz, asıl düşmanımız ve gerçekten ilk olarak halletmemiz gereken mesele emperyalistlerle mücadele etmektir.  Bu mücadelenin yanında diğer her şey tali mesele sayılır. Küfrün kaynağı, zulmün, adaletsizliğin, lakaytlığın, ihanetin, mal mülk sevdasının, bencilliğin, eğitimsizliğin işbirlikçiliğin hasılı kelam kötü olan ne varsa onun kaynağı emperyalist haçlı devletleri ve onların politikalarıdır. Önce bu çarktan kurtulmak gerek.  Sonrası, akan su yatağını bulacaktır zaten…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.