Sevgili ülkem, sırattan geçiyoruz.  Sen ve ben…

Elbette bir gün hesaba çekileceğiz. Önce mazimizi soracak, bizi hesaba çekecek olan Allah… ‘’Hak ve batıl arasında tercih yaptık’’ diyeceğiz... ‘’Ferasetin aydınlattığı gecelerde vicdanımıza sorduk, öyle geldik bugüne’’ diye cevap vereceğiz.

Sevgili ülkem, sırattan geçiyoruz…

Karanlıklardan aydınlığa kolay evirilmedik. Hakikati dinlemek yaşamak kadar etkili olamaz ancak bilmen gereken bir şey var. Daha düne kadar ben başka bir ülkedeydim.

Sokak boyunca gazyağı kuyruklarının uzadığı, özgürlüğün her gün darbelerle çarmığa gerildiği bir ülkedeydim. Batılılar için tehlikeli olunca başbakanların kolaylıkla asılabildiği, fikir adamlarının, gazetecilerin, araştırmacı yazarların, siyasetçilerin her an bir faaili meçhul cinayet ile silinebildiği, suçlunun ise masumlardan da seçilebildiği bir ülke...

İmkanların kısıtlı oluşunu kanıksayacak kadar beklentilerin tükendiği, memuru çileli, bankaları batık, fabrikaları sanal, itibarı satılık, ormanları birkaç kişiye gerdek hediyesi edilen, batı dünyasına köleleştirilen, körlüğüne aşık, kötürüm devlet adamlarına mecbur ve mahkum bir ülkeydi, geldiğim yer…

Yolculuk yapmanın zulüm olduğu bir ülke… Hava yolu hizmeti yetersiz olan, bir yerden bir yere gidebilmek için insanın adeta ruhunu tükettiği, uçmanın lüküs, uçağa binmenin aya yolculuk etmek gibi olduğu bir ülkeydi…  Trenler pislik içinde diye kimsenin trene binmek istemediği ülkemde konforlu bir yolculuğu hayal edenimiz dahi yoktu. Yolculuk eşittir çileydi. Yolculuk eşittir trafik kazası korkusuydu. Bizim yollarımız çok kötüydü sevgili ülkem. Düşün işte… Bir gidiş bir gelişti… Televizyonlarda her gün ana haber bültenleri trafik kazası haberleri ile başlıyordu. Geldiğim ülkede insanımız bu kadarcık değerliydi. Bir gidiş bir geliş… Bir gidiş bir geliş… Değerimiz bu kadardı…

Anneler, babalar ve çocukları; avutulurdu… Oyuncak yerine geçerdi yapılmış birkaç sosyal tesis… Avunurdu geldiğim ülkenin insanı bunlarla. Canavarlar vardı ülkemde. Enflasyon canavarı mesela… Batının köpeği birkaç şato soytarısına hizmet ederdi bu canavar… Her gün biraz daha acımasızca milli sermayemiz çalınırdı. Merkez bankamız vardı, hiç unutmam… Dibine kadar boşaltılmıştı. Bankacılık utanç verici olacak kadar rezaletti. O da bir iki kukla ailenin elindeydi… Yüzleri dahi kızarmazdı, hırsızlığın utandırmadığı bir ülkeydi…

Ahlaksızlık, namussuzluk horoz şekeri gibi dağıtılırdı çocuklarımıza. Televizyonlar gazeteler her gün, akıllarına estiği her saatte her türlü ahlaksızlığı çocuklarımıza eğlence diye zerk ederdi.

Geldiğim ülkede her ne varsa ithal edilirdi… Ekonomimizi düzeltecek uzmanlar bile ithal edilir olmuştu. Kahramansız kalmıştık da ithal kahramanlar türemişti.

Sevgili ülkem; hastalanmak ölmekten beterdi benim ülkemde. Kaldı ki anne ölüm oranlarımız, bebek ölüm oranlarımız bizde zirvedeydi. ‘’Geri kalmış ülke işte, anca bu kadar olur’’ derdi Avrupalılar. Değer verilmezdi diyorum ya insanımıza… İnsanımızın cenazesi de değersizdi…

Sevgili ülkem senin iş adamlarını görüyorum, dünyaya açılmış, batı dünyası ile kıran kırana rekabet ediyorlar. Benim geldiğim ülkede iş dünyası birkaç ailenin egemenliğindeydi. Onlar da haraçlarını vermedikçe iş dünyasında barınamıyordu.

Güvenliğimizi batının yetiştirdiği insanlar sağlardı. İstihbarat mensuplarımızın maaşını bile batı devletleri verirdi. Askeri malzemelerimiz onların çöplüklerinden toplanmış gibi eski ve kısa zamanda arızalanan makinelerdi.

Sevgili ülkem, bilirsin… Bir köle kendini daima güvende hisseder. Ta ki hürriyet aklına düşene kadar… Benim geldiğim ülkede batıya kölelik yapıldığı için batı ülkemi tehdit olarak görmezdi.

Çocuklarımız için okul yoktu, kitap yoktu. Soba ile ısınırdı yavrucaklar. Eskimiş malzemeler arasında, kara tahtalarla karartılmış bir ülkeden geldim. ‘’Kızıl Sultan’’ diye leke çalınıyordu geldiğim ülkenin ecdadına… Utanmadan sıkılmadan tarih karartılıyor, yalan ile ülke insanı aldatılıyordu.

Ah sevgili ülkem ah… İtibarı olanlar bir tek batılılardı, itibarlı olmak batılı olmaktı. Güler misin ağlar mısın?  Din, dogma diye, Müslüman olmak kara cahil veya gerici olmak diye tarif edilirdi. Şöhret, çıplaklıkla mümkündü. Anadolu aklı, mozarttı, baleydi, televoleydi... Gazetelerin manşetleri satılık, kalemler batı düşünce kuruluşlarının kölesiydi… Ve sevgili ülkem, bununla da övünür olmuşlardı. İnandığı dinin kitabını okumaktan tek çekinenler Müslümanlardı geldiğim ülkede. Namaz kılmak istediklerinde, kılacak yer bulamazdı memurlar. Üniversiteli olmak için inançlı olmak engeldi. Kıyafetler arasında en aşağılık kıyafet başını kapamış olmaktı. Hiç sorma sevgili ülkem, hatırlamak bile istemiyorum geldiğim ülkeyi sırf bu nedenlerden ötürü.

Birlikte sıratı geçiyoruz bugünlerde… Maziden hesaba çekileceğiz…

Bugün prangalarından kurtuluyorsun… Engellemek için ne varsa deniyor batı dünyası. Benim geldiğim ülkeyi sakın unutma.

rattan beraber geçiyoruz. Sen belki benim yaşadıklarımı yaşamamış olabilirsin ancak bana bu acı geçmişi yaşatan, batının köpekliğini yapmaktan utanmayan dişleri kanlı hizmetkarlar sana aynı maziyi yaşatmasın diye Rabbime dua ediyorum…

Rabbim benim yaşadıklarımı sana yaşatmasın…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.